Kılavuzu Karga Olanın...
Kitap
Gezi’nin ilk medyumları şarkılar ve fotoğraflardı. Şimdi filmler ve kitaplarda sıra. Aylak Adam Yayınları’ndan çıkan ve Kadir Yüksel’in hazırladığı
Bağzı Şeylere Öyküler için tanıtım bültenine bağlanıyoruz: “Gezi Direnişi” kuşkusuz, bu topraklarda yaşanmış en önemli toplumsal hareketlerden birisidir. Mayıs ayının son günlerinde kıvılcımlanan, antidemokratik ve dayatmacı uygulamalarla felce uğratılmış bir toplumun üzerindeki ölü toprağını kaldıran direniş, siyasal ve toplumsal açıdan kimsenin tahmin edemeyeceği bir aşamaya ulaştı. Böyle bir sürece tarihsel olarak tanıklık edebilecek, yol gösterebilecek sanat yapıtlarının varlığı her zamankinden daha fazla önem kazanıyor. 28 öykücünün kaleminden derlenen “Bağzı Şeylere Öyküler”, Gezi Direnişi’nin farklı boyutlarına odaklanmakla birlikte, sanatçının önünde açılan olanakların da göz ardı edilmemesi gerektiğini müjdeliyor. Yaklaşık iki aydır biriktirilen deneyimin yansıdığı bu derleme, bu topraklarda daha önce eşine benzerine rastlamadığımız bir sanatsal üretimin doğum sancılarını çektiğimizin de göstergesidir.”
Film
Napster’ı hatırlıyor musunuz? Göreceli olarak insanlık tarihinin en önemli buluşlarından biriydi. Youtube’den, Myspace’den, Facebook’tan önce o vardı.
Bill ve Ted’in Maceralarından ve yönettiği çeşitli müzik videolarından tanıdığımız
Alex Winter’ın yazıp yönettiği
Downloaded, Napster’ın hikayesini tüm yönleriyle ve hikayeye dahil herkesin katıldığı bir belgesel olarak harika bir iş çıkarıyor. Her şeyin ışık hızıyla değiştiği ve unutulduğu günümüzde sadece 13 yıl öncesinin bu kadar uzak geçmiş gibi hissedilmesi yapımı oldukça etkileyici kılıyor. Müziğin dağıtımı, sanatın amacı gibi alt metinlerin hiçbir formal eğitimi olmayan Shawn Fanning ve Sean Parker isimli iki yeni yetme tarafından nasıl sonsuza kadar değiştirildiğine tanıklık etmek çok öğretici bir tecrübe. Yılın kaçırılmaması gereken işlerinden biri. Reznor, Ulrich ve Dr. Dre ise kara listeye geçiyorlar bir kez daha…
Three Flavours Cornetto üçlemesinden haberiniz var mıydı? İngiltere’nin yetenekli komedi aktörlerinden Simon Pegg ve ekürisi Nick Frost’un yönetmen
Edgar Wright ile bir araya gelip kotardığı bu komedi/korku filmleri serisi
Shaun of the Dead ve
Hot Fuzz’dan sonra
The World’s End ile daireyi tamamlıyor. Pegg ve Frost dışında gene iyi bilinen İngiliz oyuncular; Martin Freeman, Paddy Considine, Eddie Marsan gibi isimlerin yer aldığı film diğerlerinden farklı olarak bu kez uzaylılar temasını işliyor. Frost-Pegg ikilisi daha önce
Paul isimli bir uzaylı filminde daha yer almıştı ama bunun çok daha iyi olması bekleniyor. Üçlemenin ilk filmleriyle başlayıp bir günde hüpletmeye elverişli. Pişman olmayacaksınız.
Dizi
Yazın dizi sezonun en kurak zamanlarıdır. Hoş bu sene
Dexter ve
Breaking Bad son sezonlarıyla yeterince heyecanlı kıldı bize sıcak zamanları. Ama yılın sürprizi tartışmasız
Ray Donovan oldu. Ann Biderman’in yarattığı ve Showtime’ın Dexter sonrası ağır topu olacak yapım Kaliforniya’da başlarını belaya sokan ünlüleri kanundan koruma işi yapan ve Liev Schreiber tarafından canlandırılan Ray Donovan’ın hayatına odaklanıyor. Donovan’ın babasının (muhteşem bir Jon Voigt) polisle anlaşma yaparak 20 yıl sonra hapisten çıkıp geri dönmesiyle de ortalık karışıyor. Schreiber, şimdilik, ortalama bir oyunculuk sergilerken dizinin yan karakterlerinde Elliott Gould, James Woods gibi isimler bildikleri sularda iştahla oynuyorlar. Bu güçlü oyunculukların yanında Donovan’nın kardeşlerini oynayan isimler Eddie Marsan ve Dash Mihok da her türlü övgüyü hak ediyorlar. Konu başlarda geyik gelebilir ama bu kadar güçlü bir kadro çok sık gelmiyor televizyonlara. Bu kadar iddialıysak boşa değil.
Albüm
Yıllardır elektronik-country yapacak birini bekliyorduk! Şaka bir yana artık yapılmamış tarzın kalmadığını düşünürken Pennsylvania’lı eski punk davulcusu
Daughn Gibson şaşırtıcı derece taze müziğiyle arkasında rahatça durabileceğimiz son keşiflerimizden. Scott Walker – Johnny Cash karışımı bir ses ve The xx-vari altyapılar. 80’lerden ödünç bir atmosfer. Hatta Ariel Pink ve Jay Jay Johansson referansları bile çok garip gelmiyor kulağa. Önce 2012’de
All Hell geldi ondan şimdi ise 2. albüm
Me Moan ortamlarda. Çok yakında adını daha sıklıkla duyacağınız bir isim. İstim üzerinde, siz de habersiz kalmayın.
Elektronik müziğin günümüzdeki kalelerinden biri Berlin. Her ikisi de 1996’da kariyerlerine başlayan Sasha Ring’in Apparat’ı ve Gernot Bronsert-Sebastian Szary’ın Modeseletor’u 10 yıldır ara sıra bir araya gelip
Moderat ismiyle güzel işler yapıyorlar. 2009’da kendi ismlerini taşıyan ilk albümlerinden sonra şimdi de ikinci ortaklıklar
II elimizde. Bu ortaklıktan bekleyeceğinizden çok daha rahat bir şekilde dinleyiciye ulaşan, oldukça dinamik ve keyifli bir albüm. Ring’in içli vokalleriyle ilk hit kırkbeşlik ‘Bad Kingdom’ olsa da 10 dakikalık ‘Milk’ tarihte yerini alması gereken epik bir şarkı. Bu arada Brian Eno ve King Creosote ile olan çalışmalarından tanıdığımız Londra’lı prodüktör
Jon Hopkins’in 4. stüdyo albümü
Immunity de kariyerinin ve tarzının bu seneki başyapıtı olarak raflarda. Elektronikanın olgun çağına girdik. Uzak kalmamalı.
Geçen seneki 2. albümü
Ektasis ile “Hah bu senenin Kate Bush’u Julia” havası yaratan Julia Holter şimdi elimizdeki 3. albümü
Loud City Song ile “bu senenin Laurie Anderson’u” olmaya aday. Zaten
Ekstasis’den sonra bu kızın çok daha iyi işler yapacağından emindik ve hyala krıklığını da uğramıyoruz. Loud City Song, Kaliforniyalı müzisyen tarafından güzel bezenmiş deneysellik ile Newsom-vari kolay dinlenilir saykodeliayı tadında buluşturuyor.
Konser
Festival iptalleriyle bu yıl Iron Maiden ve Roger Waters dışında oldukça sessiz geçen yazın sonunda en yüksek profil etkinlik
Rock N’ Coke bir senelik aradan sonra 6-8 Eylül’de gene sevenlerini önemli gruplarla buluşturuyor. Bizim için en önemlisi de
Primal Scream tabii ki. Bu yılki albümleri
More Light ile tam formlarında olduğunu gösteren grubu sıcağı sıcağına canlı görmek kesinlikle iyi olacaktır. Yeni albümleri
AM’in arifesinde kırkbeşlikleri birer birer yayınlamaya başlayan İngiliz indie rock kralları
Arctic Monkeys de ilk defa sevenleriyle buluşacak. Bir üst jenerasyonun pek sevdiği ama son yıllarda pek de formda olmayan
The Prodigy ve
Jamiroquai’yde ağırtoplar olarak duruyorlar. Kariyerleri aşağı inmeye başlamış
Editors, Maximo Park gibi gruplar ve tek-şarkılıklar
TriggerFinger,
Oi Va Voi ise kontenjandan buradalar. Yerli grup seçkileri ise fena değil. Bu da işin güzel yanı. Hazerfan’a yolunuz düşerse…