Cultural Studies fıstıklarına avya aşısı tutmadı


Osman Kaytazoğlu
“Forvete Nihat aşısı tutmadı,” deyince aklıma küçükken bir ayva ağacına zorla kiraz olmayı dayattığımız bir yaz mevsimi geldi. Babam “Kiraz aşısı tutmadı,” demişti, şimdi İlker Yasin “Forvete Nihat aşısı tutmadı,” diyor. O ayva ağacından bir daha hiç ses soluk çıkmadı. Tamam zavalı bir ağaçtı ama en azından ufak tefek patates gibi çirkin ayvaları her yıl eksiksiz döküyordu önümüze. “Biraz da kiraz ver,” dedik, kabul etmedi. Kuruyup gitti. İki bitki parçasının tek bir bitkiymiş gibi büyümesi ona göre değildi belki de. Çoluk çocuk istedi diye ayvanın yola kiraz olarak devam etmesi kabul edilemezdi. Babam yaralı bir parmak gibi sarmıştı oysa ayvanın anaç kısmını. Sonra bir frankenayva oldu. Mesela Ertuğrul Sağlam John Benjamin Toschak’ın defans aşısını becermişti. Gol kralına stoper aşısı. İkisi de kaleye yakındı. Oysa Jacques Esprit’in dediği gibi ancak tanrının lütfuyla iyi bir defans oyuncusu olunabilirdi. Tıpkı ancak kalem aşısının lütfuyla iyi bir kiraz ağacı olunabileceği gibi. Alan Shearer da öyle. Kaleciden devşirme mühiş bir golcü olabilmişti. Gel gelelim Shearer’ın golü çıkarmak için değil atmaya dair bu tuhaf dönüşüme karar verdiğinde bizim ayva dallarına kadar gelen bu kiraz olma fırsatını tepti. İki yılda bir meyve veren Kıbrıs armudu ağaçlarının kıs kıs gülmeleri eşliğinde. Şimdi bunu tesbitin göbeğine bir zeytin gibi “tam da” ibaresini yerleştiren “cultural studies” fıstıklarının coşkusuyla ifade edelim.

Shearer’ın uzamında bu sıcak ve diagonal dönüşüm yaşanırken, bizim ayvamız tam da bu anda “soğuk bir ürküntüyle” devrimsel bir dönüşümü reddetti. Futbola sağbek olarak başlayan ayvanın kurtuluşunun şerefine. Bu denge ne inanılmaz böyle.

Geçen ay bir iklim konferansı oldu. Başrolde dünya liderleri değil, Greenpeace’in son dönemde metin yazarlarının reklam fikri envanterlerine ders niteliğindeki eylemleri vardı. En son liderler yemeğine kendilerine lider süsü vermiş iki eylemci limuzinle gelip bir protesto pankartıyla kameralara poz verdi. Hareket geçmenin cazibesine bir kere kapılmaya görün... Marx’ın ceplerini karıştıran biri, kollektif bilinç adı altında “ses getirmek” denebilecek bu eylemlerin, hegemonyanın “ideolojik koordinatları” içine bir Cin Ali çizip aslında gerçekte olması gerekenin imkânsızlığına vurgu yapmaktan ibaret olduğuna dair küçük bir müsveddeyi bulmakta hiç zorlanmayacaktır. Ben şimdi bu eylemlerin bırakın hoşgörü ve dudaklarda bıraktığı gülümsemeyi, bilakis itiraz ettiği sistem tarafından destekleniyor oluşu, “çaresizliğimi öğreniyorum”un master tezi olduğunu ileri sürsem, gerçekte dünyanın hayrına olmayan tuhaf siyasi kararları tersine çevirmek için değil, “renkli youtube klipleri” klasöründe tutulacak mükemmel örnekler olduğunu söylesem... Sistemin verdiği ödünler bu renkli eylem fikirleri için minnacık bir bağış niteliği taşıyorsa, “cultural studies”deki fıstıkların coşkusu da bu çözümlemenin içine giriyor demektir.

Sermayenin fallusları gökdelenlere tırmanmak, bir slogan asmak... bu cesurca tırmanışın da şerefine o zaman.
  kaytaz@gmail.com