A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | kÖk: Bu daha başlangıç, devamı gelecek

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/74/348" target="_blank" class="twitter">twitter

kÖk: Bu daha başlangıç, devamı gelecek


Tayfun Polat
KÖK
Bu daha başlangıç, devamı gelecek


Türkiye’nin böyle bir trio’ya ihtiyacı vardı. Zaten son yıllarda Nekropsi’de de beraber harika işler yapan Cem Ömeroğlu ve Kerem Tüzün’e davulculuğunu eskiden beri bildiğimiz ama hafiften unutmaya da başladığımız Kaan Sezyum’un da katılmasıyla oluşan KÖK’ün ilk albümü şu zor zamanlarda hakikaten ilaç gibi geldi. Yılın en yüksek profil yerli albümlerinden Bilmece’yi konuştuk onlarla...

Albümünüzün adı da “Kök”. Nisan sonunda mı çıktı, Mayıs ayı içerisinde mi çıktı?
Cem :  Mayıs ayının sonlarında çıktı. Aslında albümün üzerinde sadece Kök diye belirtiliyor. İsmini yazmadık sadece. Albümün ismi aslında “Bilmece”. Onu eklemiş olalım. Albümü aldığınızda üstünde görmüyorsunuz ama internette yazıyor.

Aslında sizin için talihsiz ama çok da güzel bir zamanda çıktı albüm. Sonra da Mayıs ayının sonu itibariyle bütün ülkenin gündemi değişti. Biz de ancak sizi konuk edebiliyoruz, Temmuz’un yirmilerine geldik. 
Cem : Açıkçası çok öyle düşünmedik. Albümü çıkartmak için çok uğraştık ama bir kez bu süreç başlayınca hiçbirimiz albümü konuşmaz olduk, başka bir şekil aldı her şey. O yüzden daha yeni yeni bir araya geliyoruz, konuşuyoruz. Bir albümün çıkışından çok daha önemli şeyler oldu hayat içerisinde, öyle görüyoruz.

Hemen her saatinizi müzikle geçiriyorsunuz. Belki Kaan hariç…
Kaan : Bir şey yapmadığım için boş zamanlarımı müzikle geçiriyorum.(Gülüşmeler)

Kök bir proje olarak başladı herhalde. Başlama aşamasından itibaren hikayesini alabilir miyiz.
Cem : Aslında Kerem ile İTÜ’de MIAM’da beraber çalıştığımız dönemde başladık. Aslında başta işin içinde Cevo’da (Cevdet Erek) vardı. Kerem’in konserlerine gidiyorduk, dinliyorduk zaten. Nasıl beraber müzik yapabiliriz diye düşünüyorduk. Hem müzik okulundaydık, ses teknolojileri ve müzik çalışıyorduk. Sonra birbirimize bir iki defa parçaları dinlettikten sonra bunlardan bir şeyler çıkarabiliriz dedik. Tabii bu 2003 yıllarında oluyor.  Sonra bir sürü deneme yaptık. Arklı kadrolar, denemeler derken bir çok şarkı birikti. Kerem’in şarkıları albümden önce konserlerde pişirelim gibi bir fikri vardı. Gerçekten de öyle oldu, çalan bir grup olarak gelişti. Sonra da artık albümü kaydetmeliyiz diye düşündük. Bu albüm kayıtlarından önce SAE’de deneme kaydı yapmıştık. Az çok neler olacağını gördük. Bir önceki yaz da provaları yaptığımız 1024 stüdyosunda kayıtları yaptık ve bitirdik. Nereeyse hemen her şeyi, prodüksiyonu biz yaptık diyebiliriz.

Aslında hepinizin ayrı ayrı projeleri varken sizi “Kök” adı altında birleştiren neydi onu deşmek istiyorum. Diğer gruplarda yapamadığınız bir şey mi var anlamında soruyorum.
Kerem : Projelerin hepsi farklı temalar, materyaller getiriyor. Cem’in geirdiği mateyallerin hepsini ne getirirse getirsin oldum olası çok ilginç buluyorum. Hatta bazılarına sinirleniyorum (gülüşmeler).  Bazıları çözmek için çok zor oluyor. Nekropsi’de de bunu yapıyor. İşi getirir, dünyanın en basit şeyiymiş gibi karşınıza geçer çalar, sonra da “hadi şimdi de sen çal” der.  Şimdi Cem söyleyince rüyaymış gibi geliyor. Bir önceki yazmış. Stüdyoya ilk gelişimiz, ilk birkaç parçayı prova etmemiz. Bu kadar zaman nasıl geçti anlamak çok zor. Ama sizin de dediğiniz gibi bütün diğer işlerin arasında hiç zorlaman, uzun zaman pişirerek hatta biraz da altını tutturarak (gülüşmeler) olmuş, çok olmuş hakkaten. Bunlar Cem’in şarkıları. Çok enteresan  bir vokal ve enstruman tavrı var. Benim açımdan çok ilginç buluyorum. Benim açımdan çalması zor işler. Nasıl hissediyorum, beni bir takım çalmakla ilgili duellolara davet ediyormuş gibi hissediyorum. Karşıma hep aşmam gerek bir zorluk ve seviye koyuyor. Mainstream dediğimiz işlerin çok dışında. Benim ilgimi öyle çekti. Sonrasında kendi soundunu oturtması, projenin biraz daha pişmesi, kendi dinamiklerini oluşturması benim için çok keyifli, eğlenceli şeyler.

Kaan sen hangi aşamada dahil oldun?
Kaan : Çok net hatırlamıyorum ama elimde 2006 yılına ait kayıtlar var. Cem’le de Kerem’le de çok eskiden beri (zamanını hatırlamıyorum) tanışıyoruz. Gençliğimin büyük kısmında Kerem’in çaldığı grupları izliyordum. Ben  de çalıyordum zaten. Sonunda böyle bir şey olunca güzel oldu. Bir yandan da hepimizin bir sert müzik geçmişi var. Biraz da öyle bir gençlik heyecanı hissettiriyor. Albüme başlamadan önce 21 şarkı arasından seçtik bunları. Yani daha baya malzeme var. Bu daha başlangıç, devamı gelecek.

Sizi canlı dinlemeden önce Cem birkaç kayıt vermişti. “Vay anasını Mr. Bungle gibi” demiştim . Canlı dinleyince “Vay anasını Pantera gibi”ye döndü. (gülüşmeler). Mutlaka büyük yerlerde, büyük hoparlörlerle dinlenmesi gerekiyor diye düşünmüştüm.
Cem : Aslında o konsere farklı bir anfi getirmiştik. Haklısın, jilet gibi bir ses çıkıyordu. Pantera tarzında gitmek gibi bir durumumuz yok. Sertlikse evet ama o suların içinde başka bir yerdeyiz gibi geliyor bana.

Yirmibir parça hazır dediniz. İlk gönderdiğiniz , sanırım SAE’de yapılan kayıtlardaki şarkıların çoğu albümde yok. Albümün konsepti nasıl oluştu?
Cem : Albümü kaydetmeye karar verdiğimizde elimizdeki repertuardan bir seçki yapmamız gerekiyordu. Oturduk konuştuk ve kısa zamanda seçemedik ama kabaca bu listeye yakın bir şey vardı. Bakınca birbirlerini biraz daha tamamlayan bir ekip gibi duruyordu. Aslında burada 12 parça var ama arada üç tanesi enstrumantal, yoğun gürültünün arasında dinlendirecek şarkılar. “Haydar, haydar” ı da kaydettik ama bu ekibin içine giremediğini düşündük. Onu ikinci, belki üçüncü kayıtta göreceğiz.
Kaan : Üçüncü kayıda geçeceğiz ikinciyi yapmadan. (Gülüşmeler)

Gerçekten de uzun zamandır böyle bas kaydı dinlememiştik. Özellikle bu Yüzbir için Kerem’e dönmek istiyorum.
Cem :Hepsi için Kerem’e dönebilirsin. 
Kaan : Evet öyle bir sıkıntı var. Ben de başta provalarda Cem’in ellerine bakıyordum sonra Kerem’de bas gitarda simetrik olarak aynı şeyleri yapınca bunaldım tabii biraz.

Senin de durumun zor tabii. (Gülüşmeler)
Kaan : Evet tabi. Kerem’de Cem’de bu işin uzmanı insanlar. Ben daha hobi olarak yapıyorum. Bunların arasında çalmak zor açıkçası ama bir yandan çok keyifli. Bir müzisyen için –davulcu müzisyenden sayılıyor mu bilmiyorum ama- parça trafiğini algılaması ya da kondüsyon olarak belli bir tuşenin üstünde çıkması gerekiyor, sesin düzgün çıkması gerekiyor o kadar aletin arasında. Burada sadece bas ve gitar var ki benim için gerçekten çok zor. Çünkü çok düzgün çalmam gerekiyor ve benim için çok iyi birşey bu.

Sadece trafik değil kondüsyon da dediğin gibi.
Kaan : Bizi izlemeye gelenler arasında enstruman çalanlar oluyorsa konser arasında fenalaşıyorlar.  Cenk Turan’ın sahneye atlayıp “allah belanızı versin, bırakıyorum bu aleti” demişliği vardır.
Cenk : Çalışırken aslında büyük vakti de buna harcamışız. O hareketi eşitlemeye. Gitar ve bastan daha çok ses geliyordu. Kaan’ı daha çok yüklenmesi, vurması, ses çıkartması için teşvik ettik. Aslında dinlediği şeylerden tarzının bundan farklı olduğunu biliyorum. Sadece geçiş biraz zaman aldı ama çalışıp alıştıktan sonra artık daha kısa sürede ısınabiliyoruz.
Kaan : Bir de normalde işler bitince Maslak’a Moda’ya gidip moral provası yaparız veya takılırz gibi şeyler var. Müzik ve konserler dışında görüşüyor olmamız çok önemli. Metallica elemanları gibi ayrı uçaklarla seyahat etmiyoruz yani.
Cem : Oğlum zaten burada öyle bir şansın yok. Özel motorsikletle gidebiliriz.
Kaan : Müzik endüstrisindeki ilişkilerin bulunduğu yerden daha keyifli bir yerdeyiz. Bu hoşuma gidiyor. Keyfimiz için müzik yapıyoruz ve bundan insanlar mutlu olup sevinince daha güzel oluyor.

Cem ile konuşmuştuk yanlış hatırlamıyorsam geçen sonbahar. Albüm internetten yayınlanacaktı ama nasıl oldu da bandrollu olarak bir firmadan çıktı bu süreci merak ediyorum. Arkasından fikirlerinizi merak ettiğim bir konuya bağlayacağım.
Cem : O süreç çok uzun sürdü. Farklı sitelere (myspace, soundcloud) farklı versiyonları koyduk. Hangi şirkete hangi versiyonları sunacağımızı da pek bilemiyorduk işin doğrusu. Bir iki firma ile başta umut verici görüşmeler yaptık. Sonra olmadı, biraz moralimiz bozuldu. Sonra neden moralimizi bozuyoruz diye düşündük ve internetten yayınlayalım dedik.  Sonra Güven Erkin Erkal aracılığı ile Anadolu Müzik bağlantısı çıktı. Daha önce hepimizin ayrı ayrı çalıştığı “Home Sapiens” diye bir projenin güncellenmesi için buluşmaların ardından firmaya bu albümü sunduk ve çok destek oldular. Yoksa zaten herkes internetten yayınlanmasında hemfikirdi.

İşte benim de gelmek istediğim nokta o. Aşağı yukarı bütün konuklarıma soruyorum. Memleketteki piyasanın durumu bu halde iken, bir albümü nesne olarak sunup satışa sunmanın ne anlamı var.
Kaan : Rafta güzel gözüküyor.

Çok anlamı var tabii ki de internet üzerinde meta olarak üretmeden de geniş kitlelere ulaşılabiliyor. (Tayfun’un cep telefonuna mesaj geliyor sürekli J)
Cem : Onun şöyle bir anlamı var. Müzisyenler için olmasa da tamamen belli başlı dinleyiciler veya müzik organizatörleri için olabilir. Hala rafa gelen cd, plak vs kapağı ve görseli ile bir kartvizit gibi oluyor.

Peki sizin bir kartvizite ihtiyacınız var mı?
Cem : Yeni bir ekip olduğumuz için var. Kök ismi daha bilinmiyor. Yapmak istediğimiz şey konserde çalmak ve bunlar bizi oraya yönlendirecek araçlar bunlar. Ayrıca baskılı bir şekilde albümü elinize almak dokunmak da başka birşey.
Kerem : İnternet zaten her şekilde var. Ama Cem’in dediği gibi albümü elinize almak başka birşey. Emeğinizin bu kılığa büründüğünü görmek, birşeyin sonucunu almak gerçekten güzel birşey. Böyle bir plastik, kap olacak mı olmayacak mı şirketlerin de nasıl bir yol izleyeceğine bağlı. Biz kayıtlarımızı kendimiz yapıyoruz ki zaten artık bir çok grup, müzisyen böyle yapıyor. İnternet üzerinden yayınlanan şarkıların telifleri, satışları vs. İnternetten sunulacak bir şarkıya firmalar nasıl destek verebilir, nasıl bir promosyon sürecinden geçebilir? Mesela albüm olmadan klip çekmek çoğu şirket için çok makul ve mantıklı değil. Çünkü bu albümlerin satış rakamlarına bakan bir sistem kör-topal da olsa halen var. Bu internete kalırsa tamamen elde bu şekilde bir materyal kalmazsa, diğer işlere nasıl aracılık edecekler, bu tamamen şirketlere bağlı.

Zaten bu albüm çıktıktan çok kısa süre sonra internette  kalitesiz bir sesle yayılacak.
Cem : Hatta hemen o gün çıkıyor. Sanki bugünün şartlarına göre fiziksel bir ek gibi. Sanki güncel olan internette olan, diğerleri (cd, plak, vs) bunun ek dosyası gibi.
Kaan : Bir de meraklısı için müzik grubu ile bağlantı şekli.

Aidiyet ve ilişki kurma biçimi anlamında bu maddeye ihtiyaç var zaten.
Kaan : Yıllardır neredeyse korsan müzik dinleyerek buralara geldim. (gülüşmeler). Ama yine de sevdiğim bir kaç grubun albümlerini almaya gayret ederim. Tabii ki Justin Timberlake’in albümünü almazsam da adamın havuzu altın kaplamadan gümüşe dönmüyor. O kadar küçük bir pay. Yerli gruplardan ama misal Yasemin Mori’nin albümü çıktı, koşup aldık. Tüm arkadaşlarımız için geçerli. Bir yerden ucundan tutuyoruz. Bu albüm de fiziksel olarak ne kadar var olcak bilemiyoruz. Mesela kitabını çıkarıyorsun iki gün sonra üst geçitte korsanını görüyorsun. Bir yandan güzel birşey çünkü korsanının çıkması ilgilenildiğini gösteriyor. Bu konuda karışık duygular içindeyim. Sonuçta albümü paylaşan bir çocukta sonuçta onu sevdiği için paylaşıyor. Zamanında Lars Ulrich denedi ve olmadı. Napster’a gidip “Gel kardeşim, size destek olalım, mp3’leri yarın dolara satalım deseydi şu an bambaşka bir yerde olurdu.  Evrime karşı çıkarsan zaten yanlış birşey yapıyorsun. Bu konuda da Metallica’yı kamuoyu önünde sonunu hazırlayan şey buydu. Ama organik veya dijital her şekilde çalınıyor. Geçen serettim Kerem’in veya Kurban’ın şarkılarını çalmış ve kaydetmiş çocuklar.  Bu tüketici davranışının bir basamağı gibi. Ulaşımı engelledikçe varoluşuna da karşı birşey yapıyorsun. Neyse çok kavramsal konuştuk, bir parça girelim isterseniz. (Gülüşmeler)
Cem :  Yine de görünen aslında bu işin son günlerine geldiği en azından firmaların söylediği. Belki de son cd’ler yayınlanıyor diye birşeyler söyleniyor ama  devam da ediyor bir yandan. Bakalım ne kadar giderse.

Ama bir yandan da plağı geçtim kaset yeniden basılmaya başlıyor.
Cem : “Tape” (yazıldığı gibi okuyor)
Kaan : Master of puppets’ın kasedini alırım tekrar.
Kerem: Koleksiyon malzemesi gibi de oldu bir yandan.
Kaan : Ama gerçekten bulunmuyor. Mesela sizin “Sidarta” albümü kayıp, bulunamıyor. Nekropsi’nin ilk albümü kayıp.
Cem : Evet sorsan yok deniyor. Ama bizim için şöyle oluyor. O parçalar orada duruyor, havada. Bir araya gelince çalınıyor. Ama mesela Tayga Soysaltürk’ün de katılımı var. Cevdet birşeyler çizdi, Tayga onu başka yere taşıdı. Bunlar bir araya geldiğinde bizim içinde başka bir şeye dönüşüyor.

“Eser”e dönüşüyor. 
Cem : Onu internette tasarlamak başka birşey. Belki de albüme özel bir sayfa hazırlamak olur. Ama cd veya plak ile herşey bütünleştiriyor, bizim kafamızda daha çok oturuyor.

Sizin gibi grupların özellikle yazın çok çalma durumu olmuyor.
Kaan : Festival yok zaten. Gençler gelmeyin, içki de içmeyin gibi bir durum var.

Nedir bu sene Kök’ün vizyonu, projesi.
Kerem : Aslında temel isteğimiz çalabilmek. Ama çalmak için gereken imkanları yaratmak gittikçe zorlaşıyor. Yaz çok değişik geçti ve konser sezonu olarak çok başarısız geçti. Ama başka performanslar sergilendi ve çok güzel oldu. Helali hoş olsun. Amma velakin ramazan-bayram sonrası  sonbaharda tırmanan bir konser trafiğimiz olursa iyi olur. Tabii bu illa festivallerde değil olabildiğince kompakt ve şık şekilde çalabilen bir ekip olarak mümkün olduğunca çalmaya çalışacağız.
Cem : Ek olarak da bunların haricinde kaydetmemiş olduklarımıza da başlamak gibi bir düşünce var sonbaharda. Önümüzdeki sene içerisinde yapabilir miyiz diye merak ediyoruz. Üretimi sürekli hale getirebilir miyiz?
Kaan : Kerem hoca güzel konuştu. Önümüzdeki konserlere bakacağız. Bol bol antreman yapacağız. Gerçi Kerem bazen performans sonrası düz koşu gibi antreman yaptırabiliyor. (Gülüşmeler)

Aslına bakarsanız önümüzdeki sene yeni kayıtlar geleceği için baya yoğun bir sezon bekliyor gibi gözüküyor. Geri dönüşler nasıl albüme. Klip yeni yayınlandı, albüm bir buçuk ay oldu.
Cem : Az önce Kaan’la onu konuşuyorduk. Klip yeni yayınlandı ama altındaki yorumları okuyoruz. Beğenen veya gerçekten hiç beğenmeyenler de var. Ama bazı yorumlarda beklentinin üzerinde olması bizi mutlu etti.

Belki ikinci albümün daha çabuk gelmesini sağlar.
Kerem : Bana kalırsa bir albümün keyfini sürmek daha hoş oluyor.
Kaan : Kerem beni uğraştırmayın demek istiyor. (Gülüşmler)
 
Şarkılar

And
Kaan :  Bu parçayı çalışması çok zordu. Kerem bile “abi baslarını bir ayda anca anladım” dedi (gülüşmeler). Yine de en rahat çaldığımız şarkı bu oldu.
Kerem : Aslında ben “Kuyu”ya demiştim onu ama evet “And” Cem’in kendine özgü yazdığı işlerden biridir. (Gülüşmeler)
Cem : Bu arada ilk klibi de bu şarkıya çektik.

Haydar
Cem : Haydar aslında biraz da özel bulduğumuz bir şarkı. Aslında Kerem’in düşüncesi vardı; “İlk albümden coverla çıkmayalım, kendi şarkılarımız olsun diye.” Önce bizden olalnı sunalım, sonra yorumladıklarımızı açabiliriz diye düşündük. Haydar belki de tek başına single olabilecek bir şarkı bize göre.

Yüzbir
Kerem :  Çalması çok çok zordu.
Kaan : Evet biraz zorlayınca keremin ellerde yanma oluyor.
Kerem : Evet. Bilek yandı dediğimiz, ara verdirten parçalardan biridir.  Çok uzun zamanımı almıştı bir araya getirmesi. Konserlerde hala “yüzbir” geçince belli bir rahatlama yaşatır.
Kaan : O kadar şarkıdan sonra “yüzbir” çalınca gerçekten yorucu oluyor. Bir de sonlara doğru çalıyoruz.
Cem : İşte başta çalalım diyorum ben de (gülüşmeler)

Bilmece
Kaan : Bu şarkıda çok kıl bir parça. Özellikle nakarat bölümündeki bir kısım var hala kaç kaçlık anlayamadık. Dinleyen bir meraklısı hesplayıp bize bildirise iyi olur. Öğrenmiş oluruz.



 
 
 
 
  tayfunpolat@hotmail.com