A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Süpermen Dönüyor

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/86/521" target="_blank" class="twitter">twitter

Süpermen Dönüyor


Utku Uluer

Kunt Tulgar ilk SUPERMAN filmini babası ile beraber Fransa’da izler ve filmin antraktında babasının “Bu film iş yapar, sen de bir Supermen filmi çek” önerisiyle film boyunca zaten kafasında şekillenmiş proje için bir çeşit onay da almış olur. Zaten asıl konu Süpermen filmini çekmek değil Süpermen’i uçurabilmektir.*


Maskeli kahramanlarımızın ve onlara dair filmlerin çekildiği ‘60’lı ve ‘70’li yılların ana besin kaynağı genellikle çizgi romanlar olmuştur. Yapımcılar ve yönetmenler o dönemde çizgi romanlarda ismi geçen her kahramanı beyaz perdeye aktarabilirken, hikâyelere ve konulara pek sadık kalmamışlardı. Telif konusuna ise zaten pek girmiyorum, çünkü o konuda sinemamız hep sınıfta kalmıştı. Hem kahramanın isim hakkını çeşitli kurnazlıklarla aşabilmiş hem de çizgi roman kahramanlarının hikâyelerine sadık kalmayan bir yaklaşım var.

Aslında bugün özellikle Amerikan ve Kuzey Avrupalılara farklı gelen ve bu filmleri ele alırken, anlayamadıkları asıl nokta da bu oluyor galiba. Ripoff veya remake olarak açıklanmaya çalışılan mesele de yine içinde şark kurnazlığı barındıran ve yapımcıların işi ucuza çıkartma hamleleri ama işin emekçi, oyuncu ve hatta yönetmen tarafı o kadar insani ki... Mantığa bürünmeye çalışınıldığı zaman aslında farklı bir mantıkla ele alındığı için işin içinden çıkılmaz bir hal alıyor bazen. Sinematik Yeşilçam sitesinde insanlara bazı şeyleri anlatmakta işte bu yüzden zorlandığımda oluyor. Süper adamların ve marka değeri yüksek isimlerinin konuya yedirildiği ve kendi evrenlerini kolajlamanın ele alınıldığı bu filmler bazen bir rezalet bazen ise müthiş bir başyapıt olarak görülüyor yabancılar tarafından. Ama aslında filmler egzotiklikle karışık, biraz da oryantalizme kurban ediliyor.

Kim ne derse desin süper kahramanları ve maskeli kahramanları ele aldığımız bu bakış içerisine girmeyen yapımlardan biri ise Kunt Tulgar’ın Süpermen Dönüyor filmidir. Kunt Tulgar önceki dönemin aksine çizgi romandaki ve filmdeki Süperman’e sadık kalmıştır. Filmde Türk örf adetleri ve Süperman’in süper yetenekleri çok güzel harmanlanmış ve aslında “yerli” bir Superman ortaya çıkartmıştır. Kuşkusuz burada Emel Kulgar’ın senaryoyu yazması da etkilidir**.
Dantel içinde saklanan yeşil taş (kriptonit), oğluna yolluk hazırlayan anası ve yolculuğa çıktığı çantası gibi detaylarla ilginç bir uyarlama. Bu detaylar, yeniden yapım (remake) olarak ele almamız gereken Süpermen Dönüyor filmini eşsiz kılıyor. Biz uçmasına, kasılmasına kafa yorarken aslında filmin samimiyeti ve eşsizliği bu ilk 30 dakikasında gizli.

Kriptonitle hissedilen yanlızlığın odaya çekilerek yaşanması, 5 dakikada bavul hazırlanması, yola çıkan oğluna (üvey de olsa) yolluk hazırlanması, İstanbul Çatalca’da çekilen mağara sahnelerinde Yanlızlık kalesi sorununu bir mağara ile çözen Emel Tulgar, yanlızlık kalesini ve Süperman’in gücünün kaynağını daha dünyevi kılıyor. Babadan oğula geçen süpermenlik ise orijinal süpermen filmlerine göre önemli bir yorum farkı belki de.

Pelerini hareket ettirerek uçma sorununu kökünden çözen Kunt Tulgar, filmin akışını da yine kendine özgü fantastik bir anlatım ile ortaya koymuş. Bu arada Mağaradan dışarı çıkıp Istanbul’u keşfetmeye başlayan Tayfun ile orijnal hikâyeye sadık kalınıyor. Dünyayı korumakla yükümlü süper kahramanımızın her Superman filminde olduğu gibi kendisine karşı, kriptonit kullanan düşmanlara ihtiyacı var. Bu yüzden yine bize has ve biraz daha ucuz bir çözüm üretmiş Kunt ve Emel Tulgar. Düşmanların olduğu paralel hikâyede yer alan çete reisi (Yıldırım Gencer) ve pek çok Fantastik Türk filminde yer alan “buluş sahibi bahtsız bilim adamı” Çetin El (Eşref Kolçak) ile zamanında tutmuş Yılmayan Şeytan filmine benzer bir hikâye geliştirmişler.

Filmin ilerleyen bölümleri klasikleşmiş Superman senaryolarına uygun ilerliyor ve Planet gazetesinin yerini “Dünya” gazetesi alıyor. Tabii Superman’in bir de Louis’e ihtiyacı var. Bu da Alev (Güngör Bayrak) ile çözülüyor. Alev, Superman’den etkileniyor ve çete ile uğraşması da bu noktada başlıyor. ‘80’lerin güzeli Güngör Bayrak, Çetin El’in kızı olarak yeşilçam avantür filmlerine has bir senaryonun parçası oluyor.

Kavga sahneleri konusunda Kunt Tulgar her zaman hareketliliği öne çıkartan ayrıca da montaj konusunda oldukça başarılı bir sinemacı. Zaten Emel Tulgar’ın anlattığına göre eğer senaryoda bir kavga sahnesi olacaksa senaryoya sadece “kavga” yazılırmış ve konuya öyle devam edermiş**. Kunt Tulgar bütün düzenlemeyi pratik zekâsı ile kendisi halledermiş. Bu filmde de yine aynısı yapılmış ancak anladığım kadarıyla Tayfun, daha doğrusu Haşim, fiziksel özellikleri nedeniyle biraz hantal kalmış. Türk Clark Kent yani Tayfun Demir’i oynayan Haşim Demircioğlu’nun aktör olmayışı Tulgar’ı oldukça zorlamış. Vücutlu göstermek için fazla kasılması gerekmiş ve kavga sahnelerinde esnek olmayışı yer yer sorunlara yol açmış.

Mekân çözümü konusuna gelirsek, Kunt Tulgar’ın bütçe kullanımı da sinema okullarında ders olarak okutulmaya değer. Sinemamızda son 30 yılda yapılan B filmlerin çoğunun bir yerinde Kunt Tulgar imzası görmemiz bir raslantı olmasa gerek. Tulgar yine bu mekân darlığını bir şekilde halletmeye çalışmış, belki bazı yerlerde çok başarılı olamamış ama en azından samimi bir film ortaya çıkmış. Süpermen trenleri durduruyor, uçuyor, Alev’i kurtarıyor, beceriksiz gazeteciyi oynuyor ve film de aslına sadık şekilde sona eriyor. Film müziklerinde ise Kunt Tulgar hem Superman soundtrack’ine sadık kalmış, hem de başka filmlerde de kullandığı pek çok şarkıya bu filmde de yer vermiş.

Filmin pek çok benzerlerinin aksine, en azından kendin pişir kendin ye mantığına sadık kalarak kendi imkânlarında bir tavır koyması nedeniyle takdir edilmesi gerektiğini düşünüyorum. En azından prodüksiyonun başarılı olduğunu düşünebiliriz.

*Fantastik Türk Sineması kitabından
** Emel Tulgar ile Fantasturka’da yaptığımız söyleşiden

sinematikyesilcam.com