Kılavuzu Karga Olanın



MERCEK


Gün Sözleri – YORA (P.İ. Müzik)
Kalabalık sahnesiyle özellikle canlı performanslarıyla dikkat çeken YORA, 2 EP’den sonra, sonunda albümünü de çıkarttı. Memlekette indie müzik denildiğinde ilk akla gelen gruplardan biri olan YORA’nın müziği; indie denildiğinde ilk akla gelen sound’un oldukça renkli bir versiyonu aslında. Yoğun tuşlu çalgılar düzenlemeleri ve üflemeli katkısı ile cazdan popa geniş bir ses skalası var YORA’nın müziğinde. 8 parçanın yer aldığı Gün Sözleri, Akif Ercihan Yerlioğlu’nun her biri aslında bir şiir olan şarkı sözleriyle, temiz vokalleri ve incelikli düzenlemeleriyle, uzundur hasretini çektiğimiz sadelikte, ama dopdolu bir albüm. Şiddetle tavsiye ederiz. (Detay, albüm kitapçığında ilk teşekkür Hakan Orman’a…)
Düşbükey – Mispis (3 Kulaklı 1 Adam Prodüksiyon)
Deneysel, saykodelik ve fazlasıyla progresif rock dörtlüsü Mispis de albümü olan gruplar kervanına katıldı. Prodüktörlüğünü Çilekeş, Korhan Futacı ve Kara Orkestra ve son olarak bubituzak’tan tanıdığımız Görkem Karabudak’ın yaptığı albümü, öncelikle iyi bir prodüksiyon olduğu için ayırmak lazım bir kenara. Zafer Sernikli’nin vokali, biraz alışma gerektirebilir, Mispis’in çok katmanlı müziğinde zaman zaman en ham katman, en sakil ses olarak tınlıyor. Ama bir parça hariç, albümün tamamında Berk Sivrikaya’ya ait olan (serbest çağrışımla ilerleyen) sözlere kulak kesilindiğinde vokaller de yerini buluyor. İlgiye mahzar bir müzikal deneyim olacaktır, mispis.com’dan bilabedel indiriniz, dinleyiniz. (Detay, albüm kitapçığında ilk teşekkür Hakan Orman’a…)

Zeytini Kuşlar Diker – Ayşe Aktül-Schafer (Remzi Kitabevi)
Ayşe Aktül–Schafer’in kaleme aldığı, Bernd Schafer’in fotoğraflarını çektiği Zeytini Kuşlar Diker, özel bir kitap. Kitabı özel kılan, zeytini Ege yöresine ve Akdeniz ülkelerine özgü pek çok geleneksel yaşam kültürüyle iç içe geçirerek, o yaşamın bir parçası, hatta o yaşamın kaynağı olarak aktarması bize. Aynı zamanda Schafer Ailesi’nin yaşamının kaynağı olması tabii. Daha da özel kılan yazarın tüm bunları kızı Selin’in ağzından anlatması gerçekten. O nedenle zeytinle ilgili olsanız da olmasanız da çekici bir kitap bu. Çocuğunuz ile birlikte okuyabileceğiniz masal tadında bir anlatı çünkü. Masalın kahramanı zeytin!

Kitapta zeytinin dalları arasında oradan oraya atlayan, her dalda başka bir bilgi, başka bir yaşanmışlık var. İyisi mi siz bu kitabı edinin, çoluk çocuk okuyun ve güzel bir Ege tatili planlayın kendinize. Köylere girin, kitaptaki yaşamları kendi yaşamınıza katmanın yollarını arayın. Çantanızda su, ekmek ve zeytin olsun yeter.

YAYIN


Daha önce Türkiye'de Arabesk Olayı adlı çalışmasıyla dikkat çeken müzikolog Martin Stokes, yeni kitabı Aşk Cumhuriyeti'nde Zeki Müren, Orhan Gencebay ve Sezen Aksu'nun müzikleri ve kamu önünde temsil ettikleri kişilikleri üzerinden Türkiye'nin son 60 yılda geçirdiği liberal dönüşümü anlatıyor. Yer yer akademik yer yer posterlerde, kahvehanelerde, konserlerde dolanan bir yaklaşıma sahip. Kitabın çevirisi de mecmua ailesinin gayet yakından tanıdığı Hira Doğrul’a ait.

Umut Tümay Arslan’ın hazırladığı ve Türkiye Sineması üzerine 5 bölümde 19 denemeden oluşan Bir Kapıdan Gireceksin Metis Yayınları’ndan çıktı. Kitaptaki denemeler, Türkiye'nin uzak ya da yakın, kronik ya da yeni, can acıtıcı ya da kayıtsızlaştırıcı meselelerini sinemasal kurgu dolayımıyla düşünmeye, bu yolla farklı türden hakikatler keşfetmeye imkân tanıyor. Yeşim Tabak, Fatih Özgüven, Mithat Sancar, Karin Karakaşlı gibi isimlerin yer aldığı yayın Türkiye Sineması üzerine yapılmış en önemli eserlerden biri konumuna geldi bile.
 

FİLM

Plan B saygı duyduğumuz İngiliz bir rap’çi ve soul şarkıcısı. 2000’lerin başındaki İngiltere’deki rap patlamasına katkısını yerine getiren Plan B, nam-ı diğer Ben Drew, 2010 yılında Ada’da oldukça başarılı olan The Defamation of Strickland Banks isimli albümden sonra bu kez sinemaya el atıyor. Ill Manors adını taşıyan film son dönemde Londra’da yaşanan gençlik isyanlarının kökenlerine doğrultuyor kamerasını. Parası, geleceği ve işi olmayan gençlerin yaşadığı bunalımlar ve hayatta kalma mücadelesini konu alan filmin gene Drew tarafından hazırlanmış bir soundtrack’i de var. Bir nev-i hiphop müzikali.

Bazen bazı isimler sayarak bir filme merak uyandırmak mümkün. Kula Shaker’ın vokalisti Crispian Mills, İngiltere’nin en gırgır heriflerinden Simon Pegg ve daha önce burada da tanıttığımız Johnny Depp’li yeni Hunter S. Thompson filmi The Rum Diary’nin yönetmeni Bruce Robinson. Hadi bunları biraraya getirelim. Crispian Mills, Bruce Robinson’ın Paranoia in the Launderette isimli kitabını beyazperdeye uyarlıyor ve aralarında Radiohead’in “There There”inin de olduğu videoklipleriyle tanıdığımız Chris Hopewell ile beraber yönetiyor. Başrole de Simon Pegg’i koyuyor. A Fantastic Fear Of Everything adını taşıyan yapımda çocuk kitaplarından cinayet romanlarına geçiş yapmış bir yazarın “cinayet” kavramına kendini fazla kaptırmasıyla olaylar gelişiyor. Budur.
Canımız Mark Sandman’in aramızdan ayrılışının 13. yıldönümünde oldukça kapsamlı bir belgesel günyüzüne çıkıyor. Gatling Pictures’ın uzun süredir mali zorluklara rağmen kotarmaya çalıştığı Cure For Pain: The Mark Sandman Story isimli belgesel tamamlandı ve 3 Temmuz’dan itibaren şirketin sayfasından alınabilecek ve Ağutos’ta da dünya çapında dijital dağıtımı başlayacak. Kickstarter isimli, bağış sistemiyle çalışarak birçok projeyi hayata geçiren oldukça önemli bir web sitesinin katkısıyla kotarılan belgeselde Sandman’in hikâyesine Josh Homme, Les Claypool ve grup arkadaşları da yorumlarıyla katılıyor. Yılın en önemli olaylarından biri. Takipte kalmanız önerilir. Kickstarter’ı da.

DİZİ

İskandinav sineması her türlü de İskandinav televizyonu nasıl? “The Killing” bunun bir örneğini vermişti bize. Yeni polisiye “The Bridge” de gayet güzel devamını getiriyor. Danimarka-İsveç ortak yapımı “The Bridge”, yani “Broen” ilk sezonunda İsveçli bir politikacının cinayetinin ardındakilere odaklanıyor. Muhteşem oyuncu Kim Bodnia ve Sofia Helin’in başı çektiği kadro ve Kopenhag-Malmö fonu ile kuru yazın en ilgi çekici çalışmalarından bir tanesi. 2. sezon ise 2013 başlarında. Yani severseniz devamı geliyor. Bizce kesinlikle bir şans verin.

ALBÜM


Fiona Apple’ın üzerindeki ailenin sorunlu kızı imajı kolay geçeceğe benzemiyor. 19 yaşındaki debütü Tidal’la büyük şöhrete kavuşan Apple, hani komşuların “çoluk çocuğa karışsa da rahatlasa” diyebileceği bir karakter. 2005’teki harika albüm Extraordinary Machine’den 7 yıl sonra 4. albümü (kısaca) The Idler Wheel… ile karşımızda. Yapımı 4-5 yıl civarı süren albüm ilginç bir şekilde aceleye gelmiş bir prodüksiyon gibi tınlamakta. Apple’ın sesi daha çatallı ama gene 19 yaşında gibi bir ruhla tınlıyor. Şarkılar ise hiç fena değil. Sonuçta Apple kadın şarkıcı / şarkıyazarlar içersinde en özgün isimlerden biri 15 yıldır. Her albümü kutlanmalı, dikkatle dinlenmeli.
Alabama Shakes adı üstünde sallıyor ortalığı bir süredir. Herkesin bir araya geldiği konu yılın en iyi debüt albümü olduğu. Alabamalı dörtlünün ilk albümü Boys & Girls geçtiğimiz aylarda Jack White’ın yaptığına benzer şekilde güneyli blues ve soul’una vokalistleri Britanny Howard’ın harika sesiyle yeni bir soluk getiriyor. Genel anlamda ‘70’lerin bir tekrarı mı düşüncesine kapıldığınızda Arcade Fire-vari gitarlar bir anda sizi günümüze getiriyor. Physical Graffiti dönemi Led Zeppelin’i de referans verilebilir rahatlıkla. İlk albüm gayet iyi, wikipedia sayfalarında da söylediği gibi “rock”a daha da eğildikleri bir işi yaparken de görmek harika olacaktır.

Dans eden camianın ve indie tutkunlarının son yıllardaki favori gruplarından Hot Chip, 12 yıllık kariyerindeki 5. albümü In Our Heads’i yayınladı. Büyük ilgiyle karşılaştıkları ve şöhretlerinin tavan yaptığı 2006’dan sonra bunu sürdürme baskısını üstünde hisseden grup yeni albümüyle hem en derli toplu işlerini hem de ustalık dönemlerinmi müjdeliyor. Artık çokça tanınan Alexis Taylor’ın vokali ve direk ‘80’ler referanslı sound’ları onların “güvenilir” ve zorlama hit peşinde koşmadan ne kadar sağlam bir grup olduklarını gösteriyor. Hani derler ya “tam bir yaz albümü”.

Gil-Scott Heron 2010’da I’m New Here ile geri dönmüş, 2011’deki vefatından önce son bir albümle bizleri selamlamıştı. Şimdi sıra Bobby Womack’te. Tabii umarız bu onun son albümü olmaz. Damon Albarn’ın Gorillaz projesine yaptığı katkılarla müziğe geri dönen soul devi Womack, The Bravest Man In The Universe isimli yeni bir albümle çıkageldi. Modern elektroniklerin üzerine Womack’in Across 110th Street’ten pek hastası olduğumuz vokalleri inanılmaz canlı ve gür tınlıyor. Altyapılar ucuz tınlasa da Womack’in harbiden ruhlu sesi bütün albümü kurtarıyor.
 

KONSER


Memleketin en istikrarlı festivali One Love bu sene biraz tat kaçırıcı. Mecmuada geniş yazısını bulacağınızı Pulp’ı bir kenara bırakırsak Kaiser Chiefs, Damien Rice gibi isimler John Cale, Peter Gabriel, Ian Brown gibilere ev sahipliği yapmış festivale pek yakışmadı doğrusu. Mekân da Parkorman değil de santralistanbul olunca insan iyice soğuyor. Ama yavaş yavaş adını duyuran Kimbra ve kalburüstü yerli gruplar ve tabii ki Pulp için gidilir. Efes Pilsen One Love Festival 11 / 14-15 Temmuz

 

SERGİ


5 Temmuz’da GaleriEspas da sanatseverlerle buluşacak olan “Fareler ve İnsanlar’’ adlı kişisel sergisinde Özgür Demirci; duyarlılık mı aklımıza göre daha baskın, akıl mı duyarlılığımıza sorusunu bize yöneltiyor. Geri planda kalmışlığı, unutulmuşluğu, yabancılaşmayı figürlerdeki ince motif ve karakterlerle belirten sanatçının bu ifadeleri hislerimizi tercüme ediyor. Belirsiz yansımalara ve renk lekelerine indirgenmiş zihnimizdeki Din-Bilim çelişkisini bize resimleriyle sunarken, bilimin karanlığa karıştığı, dinlerin revaçta olduğu böyle bir dönemde, duygularımızın gerçekliğini sanatseverlerle buluşturuyor. John Steinbeck’in Fareler ve İnsanlar adlı eserinden ve Burns’un, “İnsanlar ve fareler hiçbir zaman hayallerini gerçekleştiremezler” sözünden yola çıkan Demirci’nin; hayallerin günün birinde gerçekleşmesi ihtimalini 30 Temmuz 2012 tarihine kadar devam edecek sergisinde görebilirsiniz.