İllüstrasyon: Ali Çetinkaya

Küçük Kara Delik


Nazlı Kalkan
Bir varmış bir yokmuş, evvel zamanlardan birinde, adamın biri uçsuz bir ormanda koşuyormuş. Muazzam bir yağmur yağıyormuş. Şimşekler çakıyor, ağaçlar köklerinden sökülüyor, suyun sesi kulakları sağır eden bir gürültüyle bedenine tesir ediyormuş. Vücudu yağmurun tesiriyle suyla bütünleşmişken; içi bir damla suya hasret kalmış. Az gitmiş uz gitmiş de yürüye yürüye bir göl kıyısına varmış. O kadar susamış ki; gölün kıyısına çömelip dudaklarını göle daldırmış kana kana içmiş, kafasını kaldırdığı vakit, gölde vücudunun yansımasını görmüş, gövdesi de suya yansıyınca, iki memesinin ortasında küçük bir kara delik fark etmiş. Kara delik adamın bütün ruhunu içine çekmiş, gözlerini buradan alamaz olmuş. Günler geçmiş. Adam göldeki suretine bakmış, bakmış… Görenler sanmışlar ki; adam kendisine âşık olmuş. Hal bu ki; adam küçük kara deliğin içinde kaybolmuşmuş.

Bir varmış bir yokmuş, hâlâ yağmur yağıyormuş. Adam kara deliğe bakmış, bakmış… Vücudunun her zerresinde akan kan, gürültü, karmaşa, kavgalar ve dalgalanmalar yaratırken küçük kara delikten hiç ses çıkmıyormuş. Burası sessiz, hareketsiz, hayatsız, kimsesiz, cayır cayır yanan bir yermiş. Dünya içinde çöl, çölün içinde çöl gibi… Yıllardır nefesini daraltan, içine hararetini salan, cesedini sıkıntıya boğan kudretin bu delikte olduğunu anlamış.

Küçük kara delik, onu içine çağırmış. Bir varmış bir yokmuş, zamanlardan bir zamanda adam küçük kara deliğin içindeki dünyaya dalmış. Kapkaranlık bir boşlukta salınırken kendini bir çölün içinde bulmuş. Az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş. Yol boyu kervanları, kervanları süren develeri, konuşan hayvanları, düğün dernek kurmuş insanları görmüş… Lakin bu gördüklerinin hiçbiri gerçek hayatta gördüğü gibi değilmiş. Gerçek hayatta gördüğü hayvanlar, insanlar, eşyalar gibi bunlar da bir yaratıcının elinden çıktıysa; buradaki yaratıcı çok beceriksiz ve ahmak olsa gerekmiş. Yaratıcı, kervanları süren develeri arabaların üzerine koymuş, arabaya tekerlek yaratmış da tekerleklerle develerin ayaklarını birbirine karıştırmış. Konuşan keçinin çenesini bağlayamamış da iple dizlerine kadar eğreti sarkıtmış. İnsanların gözlerinin yuvalarını o kadar geniş yapmış ki; yürürken insanlar yere düşen gözlerini yerden toplamak zorunda kalıyorlarmış.

Hayretler içinde bu hilkat garibelerini seyrederek yürümüş de yürümüş, sonunda bir yere oturmuş. Bir keçi yanına yanaşmış: “Hoş geldiniz, efendimiz,” demiş. Adam keçinin yüzüne dahi bakamamış. Zira keçinin ağzı, dişi, çenesi öylesine salınıyormuş ki; keçinin gözleri doğudayken çenesi batıya, çenesi batıdayken gözleri doğuya gidecek kadar mesafe alıyormuş. Buna bakabilmek mümkün değilmiş. Keçi burada gördüğü dünyanın hepsini adamın nasıl yarattığını anlatmış. Buradaki her şey varlığını bu adama borçluymuş. Adam buna inanamamış. Vücudu dehşetten tir tir titremiş. Gök gürlemek üzereymiş.

Adam küçük kara deliği görmeden evvel ki ana dönmeyi o kadar çok istemiş ki… Lakin artık geri dönüşü yokmuş. Keçiyle yapılan konuşma geri dönülmez bir kararın habercisiymiş. Gök gürlemesinden sonra geçmişe dönmek mümkün değilmiş. Kişi karar verirmiş, ya burada kalacak ve hakikati arayacak ya da bedeni buradaki dehşete dayanamayacak ve hayatı seçecekmiş.

Bir varmış bir yokmuş, dışarıda gök gürlemiş, içeride müthiş bir gürültü kopmuş. Adamın ailesi gölün etrafında toplanarak günlerce kendine gelmesi için beklemişler, fakat nafile… Dışarıdan hayran hayran kendisini izliyormuş gibi görünen adam artık kararını vermek zorundaymış. İçeride konuşan keçinin biçimsiz ve çirkin gözleri adamın gözlerinin içine dalarak vereceği kararı bekliyormuş.

Hakikat ya da Hayat… Günlerden günler geçmiş, sevenleri adam için bir dilek dilemiş. Keşke burada böylece duracağına bir çiçek olsaymış da hayata karışsaymış…

Bir varmış bir yokmuş, hayat varken hakikati seçmek çok zormuş. Adamın bedeni bu zor kararı vermeye çalışırken birden bire yaşlanmış. Saçları bembeyaz kesilmiş. Derisi buruşmuş. Dişleri tek tek dökülmeye başlamış. En sonunda hakikatten vazgeçmiş. Hayatı seçmiş.

Bir varmış bir yokmuş, adam çiçek olmuş, gölün suyu ile birlikte hayata karışmış. Küçük kara deliğin içindeki sırrı bilememiş. Derler ki; küçük kara deliğin içindeki sır ne mavaldır, ne martaval, gördüklerinin hepsi hayaldir; duyduklarınsa anlatılmamış bir masal. nazlikalkan8@gmail.com