İllüstratör: Ali Yüce

PULP Ayaktakımı Filozofluğu


Tayfun Polat

Yunanistan’dan geldi, bilgiye susamıştı / Gözlerini yakaladığım yer olan Saint Martin’s Koleji’nde heykel okuyordu / Babasının para babası olduğunu söyledi / Bu durumda, rom ve kola alacağım dedim / İyi dedi ve otuz saniye sonra ayaktakımı gibi yaşamak istiyorum dedi / Ayaktakımı ne yaparsa yapmak, ayaktakımıyla yatmak istiyorum dedi / Senin gibi ayaktakımından biriyle yatmak istiyorum dedi / Yani, ne yapabilirdim ki, bakalım ne yapabilirim dedim / Aldım bir süpermarkete götürdüm / Niye bilmiyorum, ama bir yerden başlamam gerekiyordu, velhasıl oradan başladım / Dedim ki, paran yokmuş gibi davran, sadece güldü ve çok tatlısın dedi / Öyle mi dedim, burada gülen başka birini göremiyorum / Ayaktakımı gibi yaşamak istediğine emin misin? / Ayaktakımının gördüklerini görmek istedin / Ayaktakımıyla yatmak istedin / Benim gibi ayaktakımından biriyle yatmak istedin / Ama anlamadı, sadece gülümsedi ve elimi tuttu / Bir dükkânın üstünde bir daire kirala, saçını kes ve bir iş bul / Biraz cigara iç ve bilardo oyna, hiç okula gitmemiş gibi davran / Ama yine de asla anlamayacaksın / Çünkü gece yatağa yatıp duvara tırmanan hamamböceklerini izlerken / Babanı bi arasan, tüm bunlara bir son verebilirsin / Hiçbir zaman ayaktakımı gibi yaşamayacaksın / Hiçbir zaman ayaktakımının yaptıklarını yapmayacaksın / Hiçbir zaman ayaktakımı gibi başarısız olmayacaksın / Hiçbir zaman hayatının görüş alanından çıkıp gitmesini izlemeyeceksin ve dans edip ve içip ve düzüşmeyeceksin / Çünkü yapacak başka bir şey yok / Ayaktakımının şarkısına eşlik et, eşlik et ki belki altından kalkabilirsin / Ayaktakımıyla birlikte gül / Birlikte gül, onlar sana ve senin yaptığın aptalca şeylere gülse bile / Çünkü fakirliğin havalı olduğunu düşünüyorsun / Ben ayaktakımıyla yaşamak istiyorum.


Pulp ile ilgili bir yazıya başlamanın zannımca en doğru yöntemi grubun “Common People” isimli şarkısı. Yukarıda sözlerini okuduğun şarkı, ‘90’ların ortasında bir gençlik marşı mertebesine ulaşırken gruba da gecikmiş bir zirve yaptırmıştı. 1978’de kurulup ilk albümünü 1983’te çıkartan Pulp, 1994 ve 1996’da çıkarttığı iki albümle (His ‘n’ Hers, Different Class) 30’lu yaşlarında nihayet müzikal başarıyı (ama bayağı büyük bir başarı) yakalamış, 1998’de, kimilerince grubun en iyi albümü olan This is Hardcore’u yayınladıktan sonra bir final albümü daha çıkartıp (We Love Life) 2003’te dağılmıştı. Geçen sene tekrar biraraya gelen Pulp, uzundur turneliyor. Daha önce 2002’de İstanbul’da pek az kişinin nasiplenebildiği bir konser veren grup, 11. Efes Pilsen One Love Festivali kapsamında memlekette tekrar zuhur edecek. Eh, Jarvis Cocker ve şürekâsından bahsetmek için daha iyi bir fırsat beklemeyelim, bahsedelim…
 
Jarvis daha 15’inde Britanya’nın müzikal vahalarından biri olan Sheffield’de, lise arkadaşı Peter Dalton ile bir grup kurdu ve adını Arabicus Pulp koydular. Jarvis daha o yaşta part-time çalıştığı balık halinde işçi sınıfı üzerine gözlemler yapma fırsatı bulmuştu. Küçük yaşta ailesini terk edip gitmiş bir babanın kadınlar arasında yetişmiş çocuğunun geleceğin en mühim söz yazarlarından biri olmasında bu altyapının önemi büyüktür.
 
O yılların en meşhur Sheffield’li grubu olan The Human League’in etkisiyle new-wave, post-punk çizgisinde müzikler üretmeye başladılarsa da, grubun Jarvis haricindeki tüm üyelerinin sürekli değiştiği bu evrede, tabiri caizse dinledikleri her müzikten etkilenerek gayet eklektik bir tarzları vardı (Wikipedia’da o dönemdeki müzikleri için bir fanzinde John Peel’in radyoda çaldığı her şeyden etkilendiklerinden bahsedildiği yazıyor hatta). Fakat grubun alametifarikası olan ve Jarvis Cocker’a ait şarkısözleri daha o zaman bile dikkat çekiciydi (Asla şiirsel ya da metaforik değil, doğrudan, kelime oyunları ve kafiyelerle bezeli, basit sözler, ama bir gencin kafayı taktığı her durumdan bir kelam).
 
Grup lokal bir başarı elde edip, hatta Peel Sessions’a bile konuk olup sesini duyurduysa bile ilk albüm It ve 1987 tarihli ikinci albüm Freaks’de seksenlerin kafası karışık gençliğinin ve müziğinin bütün emareleri vardır. Bir şarkı da rave’leyip techno tınlarken acid house’a geçebilir, ardından gelen şarkıda folk ya da soul icra edebilirlerdi mesela. 1992’de çıkan Seperations albümünde biraz sular durulur gibi olsa da grubun hâlâ ne tarz bir müzik yaptığını söylemek zor aslında. Ancak bu albümle hatırı sayılır bir şarkı külliyatı ve dinleyici kitlesi geliştirmeye başlayan Pulp, daha iyi organizasyonlarda çalmaya, Melody Maker, NME, Les Inrockuptibles gibi dergilere mülakat verir olmaya başladı. Tam da bu sıralar Suede, Blur, Oasis gibi grupların İngiliz bayrağına dolanıp İkinci Britanya İstilası’nı başlatmış olmaları ve Britpop’u tüm dünyaya ilan etmesiyle, doğal olarak Ada’dan gelen her sese daha bir dikkat kesilindi.
 
His ‘n’ Hers piyasaya çıktığında, ortam Pulp dinlemeye gayet hazırdı. Britpop’un en büyük özelliklerinden biri olan İngiliz değerlerini öne çıkartma, İngiliz kültüründen dem vurma ve İngiliz gençlerinin günlük yaşam hikâyelerinden bahsetme mevzubahis olduğunda, bunu en hakkını vererek yapan kişilerin başında gelen Jarvis Cocker’ın sözleri biçilmiş kaftandı. Zaten “Babies”, “Razzmatazz”, “Do You Remember The First Time?” gibi şarkılar hemen karşılık buldu dönemin gençliği arasında. Ama esas patlama bir yıl sonra gelen Different Class albümüyle oldu. “Common People”, “I Spy”, “Disco 2000”, “F.E.E.L.I.N.G.C.A.L.L.E.D.L.O.V.E”, “Mis-Shapes” (Şekli Bozuklar), “Sorted E’s & Wizz” başta olmak üzere, tüm albüm dönemin ruhunun şarkı sözlerine dökülmüş haliydi. Jarvis, özellikle ikili ilişkilerdeki kompleks durumları o kadar basit bir biçimde hikâyeleştiriyordu ki, onun sözlerinde herkes kendinden bir şeyler buldu. Bu iki albümün müzikal olarak da nihayet Pulp’un taşları yerine oturttuğu, eklektizmi terk etmese de kendini bulduğu albümler olduğu da aşikârdır. Diğer Britpop grupları gibi British Invasion, glam rock ve punk’ın karışımı yeterli değildi Pulp için. Disco, soul ve hatta elektronica da harmanlanıyordu onların sound’unda.
 
Sonraki 6 yılda, 3’er yıl arayla This is Hardcore ve We Love Life’ı yayınlayarak özgün işler üretmeye devam ettiler, ki ikincisinin prodüktörünün Scott Walker olması, zaten özgünlüğü garanti altına almaktır. 2003 yılında, 25 yıllık yorgunluktan olsa gerek, birlikte takılmaya ara verdiler.
 
Jarvis Cocker, gruptaki hâkimiyetinin gözlüklerinin büyüklüğünden ibaret olmadığını, egosunun da gayet kabarık olduğunu gösterircesine, 3 yıl sonra bir solo albüm yaptı ve adını Jarvis koydu. Ama ne yalan söyleyelim, ilk dönemdeki kafası karışık albümler de dahil, hiçbir Pulp albümünün eline su dökemeyecek bir albüm olarak kaldı bir yerlerde. İkinci solo albümü Further Complications da Pulp olmadan müzikal olarak eksik kalma komplikasyonunu gidermediğinden olacak ki, grup 2011’de tekrar bir araya geldi.
 
Velhasıl, başladığımız yerden bitirelim ve ayaktakımına geri dönelim. İngilizce’de “bulaşık teknesi gerçekliği” diye bir terim var. Meali; çoğunluğu işçi sınıfı kökenli, genç ve öfkeli insanların, kirada oturdukları tek göz evlerine kapanmaktansa, boş zamanlarının tamamını bir pub’da içerek geçirirken sosyal meseleler ve politik tartışmalarla zaman geçirmesi. Yani ayaktakımı muhabbeti. Yani Jarvis Cocker gibi birinin dilinden döküldüğünde, ayaktakımı filozofisi. Yani Pulp’ın uzmanlık alanı.

Şarkı sözü ile başladık, oradan bitirelim. Çünkü Pulp’ın yaptığı son işlerden biri olan bu şarkıda, Pulp da “Common People”a dönüyor. Şarkımız “Cocaine Socialism”:
Dalga geçtiğini sandım / “Seni görmek istiyorum, ulusumuzun yüreği ve ruhu hususunda katkını tartışmak için / Saat altıda, benim mekân, Whitehall’da,” dediğinde. / Şey, yediyi az geçe geldim, “Önemi yok,” dedin / “Durumunu anlıyorum ve imajını / Ve gururum okşandı / Ha, bu arada albümlerinin hepsini sevdiğimi söylemek isterim / Şunu kız kardeşim için imzalar mısın? / Hastanede yatıyor, adı Miriam / Şimdi meseleye gelelim, bundan burnuna çekmek ister misin? / Sen (çeken) bir sosyalist misin? / Ben iyiyim ya, kafam hep güzel / Bi tane çakayım,  mükemmelim / Ve refah devletini desteklerim / Oo, bir sosyalist olmalısın / Çünkü durmadan o bar senin bu bar benim dolaşıyorsun / Özel üyesi olduğun barlar / Tabii ya, sen süperstarsın / Ayaktakımıyla alakalı şarkılar yaparsın / Ve şekli bozuklar ve uygunsuzlar hakkında / Öyleyse onları benim partime getir / Ve hepsi bunu çeksin burunlarına / Ve diyeceğim o ki / Hadi ama, sallayın oyları benim için / Tek diyeceğim o ki / Hadi kıvır şu mangırı benim için / Tüm bunların ana fikri / İsabetler mi istersin, kaçışlar mı? / Sen bir sosyalist misin? / Sosyalist evet / Evet, sen ne olmak istersen olabilirsin / Benimle aşık atmadığın sürece / Kendi türümüze yardım etmek için / Çok uzun zaman bekledik / Öyleyse şimdi, lütfen hadi / Çek parti çizgisini / Oh, sadece kendine borçlusun / Başka kimseyi düşünme / Ve söz veriyoruz, kimseye söylemeyeceğiz / Söylemeyeceğiz, satmayacağız / Hayır, hayır.” tayfunpolat@hotmail.com