Bu Bir Spor Yazısıdır


Ozan Durmaz
Dudaklarıma karşı giriştiğim tek kişilik bir spordu aslında, dudaklarımda eritmeye çalıştığım iki adet buz. Eridiklerinde kimse arabalara doluşup sokakta isimlerini haykırarak kendini kaybedercesine dolanmayacaktı. İsimleri bile yoktu zira… Sabah uyandığımda onları hiçbir gazetenin manşetinde ya da herhangi bir sayfasında göremeyecektim. Gazetede büyük puntolarla üzerinde iğrenç bir mizah anlayışına dayalı, iğrenç kelime oyunlarıyla yer bulamayacaklardı. Belki, dudaklarımı görebilirdim bir gazetenin üçüncü sayfasında ya da üçüncü sayfaya konu olacak bir genç cesedin üzerinde, ölmeden birçok sefer iliştirilmiş, hiç olmadı iliştirilmesi tasarlanmış bir halde; dudaklarım, öylece…
 
Topsuz alanda, faule dönük bir spor benimkisi. Yetenekten, galibiyetten, eğlenceden, rekabetten; modernist hazların toplumsal fetişlerinden azade. Kurallarla mükemmelleştirilen, rekabetle iyileştirildiği iddia edilen, kazananı ödüllendiren bir spor değil… Feriştahlar arenasında yoksunluklarıyla çıldırmış ve birbirine sürtünme istenci içinde, ufalanmaya aminli ve birbirini küçümsemeye, yıkmaya, aşmaya iman etmiş; büyük şehirler gibi, şehirlerin yanıp sönen ışıkları gibi, ışıklarının yanmasıyla bir büyüyüp bir küçüklen insanlar gibi, geçen yaşlar gibi, kırışıklara inat yaşlanmama istenci gibi… Ufalandıkça büyüme, tecrübelenme ihtiyacı ve azmine rağmen, her seferinde yüzlerce, binlerce, on binlerce hata yapan, asla kazanamayacağını bile bile, her zaman sahaya kazanmak üzere çıkan düşük bütçeli Anadolu kulüpleri gibi: biz, hepimiz… Ben en son sahaya bir hayat için sürülmüştüm, şimdi bir dudak mesafesindeyim herhangi bir tanrı hakeminin, bir çift dudağına en fazla bir cümle bitimi, bir ıslık ya da nefes verimi uzaklığında…
 
Şüphesiz, hakemlik mesleği intiharla ilişkilidir. İnsanlar kendince ölmesin, kendini öldürmesin istiyorlar; aramızda etlerimizi kemiklerimizden sıyırmayı seven birileri var! Koşmalarımızı salonlara kapatan insancıklar var, soluk soluğa çocukluk hazlarımızı saatlere bağlayanlar… Kaç kalori yakıyor bugün yalnızlığınıza karşı attığınız büyük adımlarınız? Ve ne kadar kabul edilebilir, ne kadar etik, ne kadar yakışıklı durur alkolik ayaklarınıza hâkim olamayıp ufalanıp durduğunuz şehirlerin sizi küçülten ışıklarının gölgeleri ve karanlıkları altında düzgün ve ritmik şekilde eve varmaya çalışma sporlarınız? Ben en son bugün kendimi, bin bir terli işçi ile birlikte tıkış tepiş gidilen bir işçi servisine yetişmek üzere sportif buldum. Ondan önce de hâlâ pek nadir ve inatla sevebildiğim şeylerden biri olarak; sevgilimin göğsünde çıplak yatarken, sivriliklerine ağzımdan akan alkol damlaları gibiydi son yaptığım spor; bir su sporu idi.
 
Evet, bu bir spor yazısıdır; insanın sevdiklerinden önce kendisini yok etmesi gerektiğine ilişkin. Evet, bu bir spor yazısıdır, polisten kaçarken yırtılan gömlek boşluğundan tenimizin içine yazılır. Evet, bu bir spor yazısıdır, ölüm kokan dudaklarımız ter ve pislik içinde, titreyerek sevgilimizin acı dudaklarını ardı ardına ve usanmadan ve severek ve ölerek ve mazoşistçe ve en imanlı şekilde en büyük kurtuluş mücadelesine adanmış bir spor yazısıdır. Bu herkesin; belki yatmadan önce, belki uyandıktan hemen sonra, belki gün içinde kendiyle kaldığı her hangi bir anda, illa ki bir başına ve sessizce yaptığı en güzel sporlardan biridir, kim bilir belki en güzelidir.
 
Bu spor yazısı, devrim olunca halka sabahları zorla spor yaptırmayı planlayan parti programlarının suratında yazılır. Japon kale kurulur, Çin malı topla oynanır, kolayca falsolanan çift kat plastik toplara özlem duyar ve en lüksü ip atlar. Amerikanvari olanı göbeği erisin diye bedeninde çember çevirir, bir yandan sürekli kafayı çektiği için faydasını göremez, yine de bu sporu yapar ve bu saçma tekrardan çok büyük bir haz faydası alır; yeryüzündeki tüm faydacılar şaşırır. Evrenseldir. Kalecilerine anne denilir, anneler oyunu; herkese arkasını dönüp topu rastgele atarak başlatır. Gol atan, kaleye geçer; anne olur, topu bilinmezliğe atar. Üç beş kornerin hesabını yapmak, bu oyunda bugüne kadar kimseye bir şey getirmemiştir.
 
Bu spor, ölüm sıcağında yaşayan halvet krallıklarının galibi halkların ya da onların kalabalıklarında daralarak som altından olmasa da zift kupaları kazanan adamların, kadınların, “her kim ise”lerin dudağına; bir yaz mevsimini şiddetlice bölercesine iki adet buzla yazılır. Ayrıca bu yazı da; sabaha ya da akşama çıkacağı belli olmayan gazeteler ya da dergiler gibi, ruhlarının kaybettikleri aydınlıklarını, karanlıkta idman yaparak yaşatmaya çalışan; geleceğin cesetlerine bir hediye mahiyetinde, spor bir yazıdır. ozan_furmaz@hotmail.com