A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Sıcak bir öğlen üzeri, anımsamalar

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/31/3402" target="_blank" class="twitter">twitter
Rıfat Akçe

Sıcak bir öğlen üzeri, anımsamalar


Rıfat Akçe

Çok oynardık kardeşimle ben… Halıların çizgileri yol, parkeler de deniz olurdu. Saatlerce trafik yapardık halının çizgilerinde. Dev binalar olurdu, aralarında otoyollar, denizlerde yelkenliler, gemilerde yolcular… Kahretsin ne zevkliydi! Bir günün öğleden sonra uykusu; beş çayı evveli...
 
Evet ilk başta halının çizgileri vardı. Sonra Almanya’dan akrabanın getirdiği, içinden şirinler çıkan Kinder marka sürpriz yumurtalarının yanında kırmızı gamewatch... Borulardan sızan suları durdurmaya çalışırdım bu oyunda, okul dışındaki zamanlarda. Belki de borulardan sızan suları durdurmaya çalışmadığım zamanlarda okula giderdim. Azıcık okul üzerine, Milliyet Çocuk ve sızan su boruları… Uzun zamanlardan sonra mahallede akranlarımla gamewatch değişmeye başladım. Zira borularda artık sorun yoktu, bitmişti ve sıkılmıştım ben… Selin diye bir abla vardı mahallede, bizi de çok severdi. Bende onu, ama daha fazla yeşil gamewatch’unu. Değişirdi ekranı ve ben her defasında başka bir yere giderdim, saklanırdım yeşil yeşil... Elimde kılıç, tahta bir de kalkan… Biraz Örümcek Adam, bir de ücüncü kattaki komşunun benim için balkonundan attığı pastel boyaların kokusu.
 
Atari 2600 oynamaya giderdik bir akrabamıza… Yeni çıkmıştı ve elbette günün birinde benim de olacaktı. Sabahtan akşama kadar oynardık. Reklamında da dediği gibi “sokaklar artık bomboş”. Hepimiz Pac-Man olurduk, sırayla Super Breakout’ta tuğlaları kırardık, River Raid ile uçuşlarımızı yapardık. Çay içerdik ve akşam üstü güneş yakmamaya başladığında bahçeye inerdik maç yapmak için ve sonra da evimize giderdik. He-Man zamanlarından önceydi, TV2’nin yeni açıldığı ve  kimsenin hatırlamadığı Galtar çizgi filminin olduğu zamanlardı…
 
Akrabamıza giderdik ya… evet onlar sonunda Commodore 64 almışlardı. Sık sık gider sıkı sıkı oyun oynardık sırayla. Last Ninja, Test Driver oynardık annemlerin yaptığı ufak pizzalar oluncaya kadar. Çay içer, güneş batar, tahta kılıçlarımızı alır, ormana ava giderdik dev kulenin gölgesi altında…
 
Bir gün, sıcak günlerden birinde, büyümüştük azcık, Voltran zamanları mı demeli, yoksa Atlantis’den Gelen Adam zamanları mı bilemiyorum, bir bilgisayarımız oldu kardeşimle… Sanırım komşu vermişti. ZX Spectrum 48k. Ufacık bişeydi. Azıcık büyük olsak sanırsın ki cebimize sokarız, azıcık büyük olsak akıl erdirebiliriz içindeki bunca rengin nereden geldiğini ve bunca oyunun nereden çıktığını... Tabii ki akrabalarımızı kıskandığımız Commodore 64 gibi bir şey değildi. O 64k idi, bizimki 48k. Kasetçalara takardık bilgisayarı, oyunu da oradan yüklerdik. Oyun çektirmeye giderdik kenardan kenardan… Listeden bilmediğimiz dilde, hiç bilmediğimiz oyunları seçer kasete çektirirdik oyunları. Sonra teybe koyar oyunu yüklerdik. Bir sürü renkli çizgi çıkardı televizyonda, onlara baka baka beklerdik çıkacak oyunu. Tam bir sürpriz olurdu oyunlar, ne olduğunu bilmezdik, sırayla oynardık işte... Yine de keyifliydi. Anne kurabiyeleri kokusu ile kaybolurduk renkli çizgiler arasında, öğleden sonrası bir günün…
 
Zaman geçti bir miktar ve bizim de bir Commodore bilgisayarımız oldu. Oynadık sabahtan babam gelene kadar, günler boyunca. Sıcak çok sıcak olurdu Commodore 64’ümüzün adaptörü. Öyle ki, daha fazla oynamak için kardeşimle ben, dolaba koyardık adaptörü, buzdolabına buz gibi. Salondaki televizyona takardık aleti. Çok oynardık ya, akşamüstü balkona birimiz çıkardı, babamıza bakmak için. Gelince azarlamasın bizi diye. Bozulurmuş televizyon! Ben hiç görmedim bu şekilde bozulan televizyon ama boylar kısa, akılda ermez fazla ya...         
 
Ne kadar zaman geçti bilmem ben. Uzun zamanlardı lakin… Kasetli Commodore gitti, disketli Commodore geldi. Dükkândaki adama Last Ninja sorardık “İkincisi geldi mi?” diye, “Geldi ama diskete” derdi. Ninja olmak için beklerdik biz de azıcık daha. En azından akrabamız disket alana kadar. Afterburner’la uçar, Airborne Ranger’la asker olur, Barbarian’la kafa uçurur, Ghouls’n Ghosts ile sinirden delirir, Summer Games ile joystick kırar, Last Ninja ile katana kullanırdık. Bir sürü uyudum, bir ton pastel boya kalemim oldu ve sınıfta kalmama sebep olacak kadar çok çizgi romanım. Uyuduk ve oynadık.
 
Taşındık daha sonraları bir başka mahalleye. Zaman geçti, şimdiki gibi değil, yavaş yavaş… Kardeşim top oynardı bir sürü akranıyla mahallede ve bende komşunun evinde soğuk gazozların eşliğinde Amiga’da Rick Dangerous, saatlerce. Gece rüyalarda devam etmek için eve giderdim geç saatlerde. Günler günleri, oyunlar oyunları kovaladı. Sabah kahvaltı, karşı apartmanda komşuya gidip akşamüstüne kadar oyun, daha sonra mahallede maç, evde akşam yemeği ve gece tekrar komşuda oyun… Daha donanım çılgınlığı yoktu tabii. Elde ne varsa yetinmek gerekti. Biz de hayatımızdan memnunduk doğrusu. Ağzımızı açık bırakan grafikleri ile Silkworm, Blizzard’ın ilk oyunlarından Lost Vikings, hayatımızdan bayağı bir zaman çalan Lemmings, güzeller güzeli P.P. Hammer, yepyeni bir bakış yakalayan efsane Another World ve müthiş keyifli Giana Sisters… Daha ne isterdik ki!
 
Bu arada PC çılgınlığı çıkmış, Doom adlı oyun etrafı yıkmaya başlamıştı. Benimse PC sahibi olmama daha çok zaman vardı. Zamanla Amiga dönemi kapanmaya başladı. Firmalar artık Amiga’ya oyun üretmiyor, tüm yatırımlarını PC’lere yapıyorlardı. Yeni ufuklar vardı artık. Yeni olasılıklar ve daha kapsamlı oyunlar. Magic Box zamanlarıydı, Zeplin dergisi, RR çizgiroman dergisi ve 64’ler dergisi daha batmamıştı. Ben daha liseyi bitirmemiş, kardeşim daha askere gitmemişti. Tahta kılıçlarımızı indirdik, kalkanlarımızı bir kenara koyduk ve bir gün komik bir paraya sattık Amiga’mızı. Elimizde disketler bakakaldık. Eski bir dosta elveda diyorduk. Evet, belli bir zaman uzak kalacaktım oyun dünyasına. Bende büyümüştüm haliyle. Lise bitmiş, oralıklarda boş boş dolanır bir hal almıştım. Mahalleden uzaklaşıp, yeni mekânımı Kadıköy bellemiştim. Bir sürü arkadaşım oldu, bir sürü şarap içtim, bir sürü dolaştım, üniversiteye girdim ve nihayet Playstation adlı aletten haberim oldu. İsteyemeyeceğim kadar pahalı oldu için istemedim ben de. Dinledim sadece hayranlıkla. 
 
PC oyunları hızla gelişiyor, donanım çılgınlığı ise insanlığı esir alıyordu, ben şaşkın şaşkın bakarken. Ve nihayet günün birinde, kardeşim askerken, pineklerken ben, azıcık da sıkılırken, bir PC’im oldu. İlk oyunum Commandos idi. Daha sonra Sanitarium ile ben eski o çok mutlu günlerime dönmeye başlamıştım. O sihirli kuleyi bulmuştum yine. Çıkan hemen hemen tüm oyunları alıp oynuyordum haliyle. Zira yılların açlığı vardı.
 
Yakın arkadaşlarımdan birisi almıştı Playstation. Bir müddet oynadı sonra sıkıldı. Kardeşimle ben satın aldık ondan Playstation’ı. Okuldan çıkınca derhal eve gider, ufacık odamda, ufacık televizyonumda Metal Gear Solid, Tomb Raider, Final Fantasy, Crash Bandicoot, Oddworld, Resident Evil, Silent Hill gibi türünün klasikleri olan oyunları saatlerce oynardım. Ejderhalara bindiğim, ajanlık yaptığım bu oyunlar, bilgisayar grafiğine merak sarmama, sınıfta kalmama ve bütünlemelerde bunalımlara girmeme sebep oldu.
 
O kadar başarılı oldu ki Playstation, ismi oyun kelimesi ile anılmaya başladı. Rüzgar esti, mevsim döndü, zaman geçti. Yüzüklerin Efendisi üçlemesi daha çekilmeden ve askere gitmeden ben daha, Playstation 2 haberi dolaşmaya başladı çevrede. O zamanlarda çalışmaya başlamıştım bir yerlerde. Hem de okumaya ve oynamaya devam ediyordum. Zaman belli oldu, süslendi püslendi yeni Playstation ve bize beklemek kaldı. Bekledim, izledim, işittim ve sonunda gördüm. Yeni Final Fantasy’leri, God of War’u, yeni Metal Gear’leri, Call of Duty’i, Gran Tourismo’yu ve Ico’yu… Çok uzun ömürlü bir alet oldu yeni Playstation. 10 seneyi devirmesine az kalmasına rağmen halen satılmakta, halen yeni oyunlar çıkmakta…
 
Askerlik ve evlilik oyun oynamama engel mi olacaktı? Hayır tabii ki hayır! Ormanda halen ava çıkıp, kulenin gölgesi altında sihirli göle ulaşmaya çalışıyordum. Askerden gelince ilk gün, ilk işim yeni çıkan el konsolu olan Nintendo DS almak olmuştu. Ardında PSP ile el konsolu merakıma devam edecektim. Nintendo DS için artık yaşlı, PSP için ise sabırsız olduğumu düşünerek sattım sonunda aletleri. Ama büyük bombanın patlamasına az kalmıştı. Yıllardır duyulan dedikodular, yıllardır beklenen oyunlar heyecanı kat be kat artırıyordu ve ben yine aynı heyecan, yine aynı merak içinde nihayet Playstation 3’ü aldım. Bu güçlü alet yine yeni kapılar açıyordu. Grafik teknolojisinde gelinen nokta büyüleyiciydi. Oyun devam edecekti ve ben hazırlıklarımı tamamlamıştım, aklımda çocukluğumla…
 
Akşam üstü, öğleden sonra uykudan kalkınca, çayımızı da içtik mi, bahçede bulurduk kendimizi, ben Örümcek Adam olurdum, kardeşim belki Judas, belki Conan, Fransız çocuğu Jozi ise Hulk. Özgür’de Superman. Geniş ormanda koştururduk saatlerce, taki annemler yemeğe çağırana kadar…

info@kargamecmua.org