A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Seke seke ben geldim

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/31/3398" target="_blank" class="twitter">twitter

Seke seke ben geldim


İlhami Algör

Bildik dünyanın ortasında geçici bir dünya olarak oyun, oyun ve insan, oynayan insan, oyuncu insan, bu esnada hakikatin nerede durduğu ve buna benzer şeyler üzerine “zzp ” tekniği ile şeyttirilmiş bi yazı

Çocuktum. Berbere götürürlerdi saçlarımı kestirmeye. Berber koltuğunun iki kenarı arasına bir tahta uzatırlar, beni tahtaya oturtur, boynuma beyaz bir örtü bağlarlardı. Örtünün düğümü sıkıntı verirdi. Artık rahmetli vaktiyle hıyar berber saçlarımı makine ile kazırken başımı sertçe öne, aşağıya musluğa doğru bastırırdı. Sinirlenirdim. Beni musluktan “kuş çıkacak,” diye kandırırdı. Hakikaten o esnada musluk, su borusunun hırıltısı hurultusu ile konuşurdu. İki beyaz porselen açma kapama düğmesi arasından sana doğru ördek gagası gibi uzamış musluğa o kadar yakın iken; insan, -çocuk’da olsa- bir an için gayri ihtiyari duraksardı.

Şimdi, diyelim ki elimizde bir duraksama anı var. Kullanalım, boşa gitmesin. Berber mekânına bakalım. Sokağın tam köşesinde. İki cepheden cam vitrini var. Vitrinin birinde sardunya vs iki saksı çiçek. Diğeri boydan boya ötücü kuş kafesi. Ortada dergi gazete sehpası. İnce ayak, siyah beyaz formika yüzey. Üstünde Akbaba dergileri. Duvarda karınca duası, Mareşal Kazım Karabekir, Fevzi Çakmak resimleri. Yan yana 3 berber koltuğu, karşılannda aynalar. Aynaların birinde ben, artık rahmetli vaktiyle hıyar bir berberin “Aman kıllar mümkün mertebe su giderine yakın düşsün,” diye kafamı bastırdığı anda.

O an’ın içinde berber, “alanı çocuğa bırakmayalım, işimizi yapalım” inancı ile iş yapıyor. O’nun çocuğu algılama ve iş görme biçimi bu. Zaten çocuk da müşteri profiline uymuyor. Ama konu berber değil. Konu, çocuğun musluktan kuş çıkabileceği cümlesine bir an şans vermesi durumu. Halk arasında bu duruma; “Çocuk ayrıca, ‘sıradan gerçeğin’ tam bilincini kaybetmeksizin, kendisini ‘öyle olduğuna inandıran’ bir heyecan hissetme derecesine ulaşır,” denir. Alıntı cümle “oyun ve insan” ilişkisine dairdir. Esasen, çocuğun elinde bir tahta kılıç, kötü büyücü ile savaşırken var edip içine girdiği hal ve durum için kurulmuş bir cümledir.Kaynağı şöyledir: Johan Huizinga, Oyunun Toplumsal İşlevi Üzerine Bir Deneme “Homo Ludens”, Ayrıntı Yay.

Neticede berber bana bir oyun oynuyor. Ben oyuna bir an kapılıyorum. Böylece berber süreci rahatlıkla kontrol ediyor. Eşek traşı bir kafa ile çıkıyorum dükkândan. Ebeveynler oğlan çocuklarının kısa saçlı olması gerektiğine kendilerini kaptırmışlar. Hayat onlara “bu böyledir,” demiş. Çık sokağa oyna şimdi, “bildik dünyanın ortasında geçici dünyalara” açıl. Kim tutar seni? zzp

Tuncel abi (Kurtiz) anlattı bir gün. Bir zamanlar Erol Günaydın ile Altan Erbulak sahnede beraber oynuyor, evde beraber yaşıyorlarmış. Öyle bir noktaya gelmişler ki, sahnede oynadıkları içinde, dilinden sadece kendilerinin anladığı şahsi bir oyun oynuyorlarmış. zzp

Bilmem kaç bin sene önce avcılar bir ayıyı vurmuşlar. Ok, mızrak ile. Çakmak taşı veya obsidyen uclu ya da her ne ise. Gitmişler ayının başına, “Ayı kardeş,” demişler, “seni biz öldürmedik, karga öldürdü.” Ayı ile kafa bulmuyorlar, ayının ruhu kendilerinden intikam almasın diye önlem alıyorlar. O zaman öyle imiş. Halk arasında, “sihirsel düşünüş dönemi” derler, öyle  bir zaman. Animistlermiş, analojik düşünürlermiş. Bir şeyin dış benzerlerini taklit edersen o şeyin özellikleri ile ilişki kurabilirsin, o özelliklere sahip olabilirsin. Kaplan postu giyip, dişi, tırnağı vs aksesuarı da takınır dans edersen avda veya savaşta bir kaplan kadar çevik ve yırtıcı olabilirsin. Tabii bunu tek başına yapman bir şey ifade etmez, kabilen de seninle olacak. Ortak sıvıya dalma hali. Danslarımız şahsi değildir abiler. Dışarıdan bakınca “Oynuyo la bunlar,” diye görünen, sıvının içindekiler için oyun değildir.  zzp

Ben Huizinga ile yıllar önce tanıştım. Huizinga eleştirileri ile de o zaman tanıştım. Biri aklımda şöyle kalmış: “Huizinga, oyun kavramına hayatın pazar günü olarak yaklaşıyor.” zzp

İnsanoğlunun bir zamanlardan bu yana yoğurdu nasıl yediği ile ilgili disiplinler, oyun denilen hadiseyi ölçüp biçip tanımlıyorlar. Akademik biri değilim. İşin o tarafı beni aşar. Beni, adı oyun olarak konulmamış, ama oldum olası oyunvari yetişkin halleri ilgilendiriyor. Mesela mahkemelerde yargıçların dik yakalı, yaka kenarları alengirli desenli kara uzun cübbeler giymeleri ve herkese yukarıdan bakmaları. Bir gariplik var bence. Ama mahkeme salonunda kalkıp da “bi dakka burada bir gariplik var,” diyemezsin. Dedirtmezler. Onlar orada ciddi bir vaziyet içindeler, oyun oynamıyorlar. Israr edersen “oyunbozan”sındır. Bozma adamların oyununu, oynuyorlar işte. zzp

Amirinin yanında “el pençe divan” duran bir kamu görevlisi kullandığı beden dilini nereden almıştır? Kamu, “Devlet geldi ayağa kalk” cümlesini kurmaya izin veren bir şey midir? Öyle midir? Niye? zzp

Mesele sadece iktidarın çeşitli kurumlarının ve kurumları oluşturan abla / abilerimizin kendilerine biçtikleri, kostüm, törensi davranışlar vs değil. Sivil hallerin içinde de garip haller var. Nikâh salonları mesela. Düğün salonuna takılmam. Yer içer oynarım. Ama nikâh salonunda bir tuhaflık var. Sahnesi var, seyircisi var. Mekân belli, oyunun zaman süresi belli, replikler kostümler belli. Her şey çok fazla belli. Hatta nikâhtan sonra damat ile gelini bir kenara alırlar. Orası “zamanı anı olarak dondurma köşesi”. Düğün salonu fotoğrafçısı diye biri var. Sırayla fotograf çektiririz “evli çift” ile. Makinalar artık dijital. Arkada bir yerde 2 printer vırt vırt çalışır. Daha kapıdan çıkmadan verirler eline “dondurulmuş an” hallerini. Napcaz şimdi? Koycaz fotoyu cebimize, bir töreni daha kazasız belasız atlatmış olarak gülümseyip gitcez.

Kabul. Ben de biliyorum bu hadisenin her tarafı insani. Ayrıca beni bir alan olsa idi ben de geçerdim o hallerin içinden. Ama o esnada bir yanım dışarıda kalmıyor diyen biri var ise dinlemek isterdim. zzp

Feyzbuk reklamlarında casus kalem, saat falan pazarlıyorlar. Sevgilini, çocuğunu, çalışanını, işçini gözlemek istersen gözleyesin diye. Muasır medeniyet bonmarşesi diyeyim ben buna. Medeniyet bir oyun mudur? Ne oyunu? zzp

Bildik dünyanın ortasında geçici bir dünya olarak oyun… Orta dünya oyunları... O kadar sık tekrar ve aynı haldeler ki, neresi oyun neresi hakikat kafam karışıyor. Bir de dil oyunları var. Medyanın ve resmi açıklamaların dil oyunları. Hiç girmeyeyim. Yerim dar. Selam sevgi cümleten.  Daha ne diyeyim?

info@kargamecmua.org