Kılavuzu Karga Olanın


MERCEK


Oh Be Dünya Varmış – Tasarım Bakkalı
“İyiliği, güzelliği kolayca kanıksayıp gözlerimizi uygarlığın bunalımlarına odaklamaya alıştırıldığımız bir çağda, çocuksu niteliklerimizi, neşemizi, saf ilgimizi, heyecanımızı geri istiyoruz.”
 
Yeldeğirmeni’nde Işıl Şipal ve Emre Akçora tarafından birkaç ay önce hayata geçirilen Tasarım Bakkalı, bir taraftan tasarımın daha ulaşılır olmasını hedefleyerek bakkal boyutundaki mekânın bir bölümünde sürekli olarak sanatçıların ellerinden çıkmış enteresan tasarım objelerini raflarda sunarken, diğer taraftan, mekânın iki duvarını aylık sergilere ayırmış durumda. Sergi kısmının bu ayki konukları mecmuaya uzun yıllar yazıları ve fotoğraflarıyla destek vermiş Deniz Koloğlu ve ressam, müzisyen Erkin Gören. İkili “Oh Be Dünya Varmış” Sergisi’yle hayata olan kişisel hayranlıklarını Tasarım Bakkalı’nın sergi zeminine taşımayı deniyorlar. Bütün “rağmen”lere rağmen hayatın önlemez güzelliğine dair; Deniz’in fotoğrafları ve Erkin’in çizimleri, bakkalın duvarlarında kibarca birbirine karışmış vaziyette.
 
İki duvarın ortasında yer alan “Fışk” adlı yerleştirmede ise temsil etmek istedikleri şey aşağı yukarı, hayatın, kapatılamaz, söndürülemez, zapt edilemez bir kuvvette olduğu hissi ve hatta bilgisi.
 
Sergi 31 Aralık 2015 tarihine dek Tasarım Bakkalı’nda görülebilir. Tasarım Bakkalı, Uzunhafız Sokak, 101/A, Yeldeğirmeni’nde.


YAYIN

 
Mecmuamıza güzel bir karga fotoğrafıyla da desteğini eksik etmeyen Özgür Çakır’ın ilk öykü kitabı Yükşehir, Sel Yayıncılık’ın Öykü Dizisi’nden yayınlandı. Uzun yıllar gazetecilik yapmış, öyküleri dergilerde yayımlanmış muhitimizin mühim şahıslarından Özgür Çakır’ın kitabı için basın bülteninde yazan “Kadıköy’den isimsiz kasabalara, kır çiçeklerinden yosunlara, derbeder birahanelerden terk edilmiş parklara uzanan öyküler…” tanımlaması daha okumadan bize yetti. Hemşerimiz Özgür’e yazarlık kariyerinde başarılar diliyoruz.

FİLM

 
Henüz 36 yaşında olmasına karşın harika bir kariyere sahip olan Arkansas’lı yönetmen Jeff Nichols 2016’da iki filmiyle birden karşımızda olacak. Şu ana kadarki üç işi; Shotgun Stories, Take Shelter ve Mud ile takdirimizi kazanmış Nichols’den önce Midnight Special’ı izleyeceğiz. Bilim-kurguya adımını atacağı filmi yaparken John Carpenter’dan etkilendiğini söylüyor. 2014’te çekimleri tamamlanan yapım, sonunda, önümüzdeki yılın ilk aylarında yayınlanacak. Filmde Nichols’ün has adamı Michael Shannon ve Joel Edgerton’un yanı sıra son yıllarda doğru seçimlerle kendine iyi bir kariyer yolu çizen Kirsten Dunst ve Sam Shepard gibi isimler de var. Nichols bunun da altından kalkabilirse bir seviye daha da atlayacaktır, ki buna da inanırız. Diğer film Loving ise daha farklı olması beklenen bir yapım. 1950’lerde ırklararası evlilik yaptıkları için hapse düşen bir çifti anlatacak olan filmde, gene Edgerton ve Shannon’ın yanı sıra Ruth Negga rol alıyor. Çekimleri yeni tamamlanan bu filmi ise 2016’ın sonlarına doğru izleyebileceğiz gibi görünüyor. Nichols efsane olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Umarız yanılmayız.Fragmanları geldikçe The Revenant konusunda heyecanımız artıyor. Birdman ile kariyerinde yeni bir sayfa açan Meksikalı usta yönetmen Alejandro İnarritu’nun yeni filmi The Revenant’ı yakın zamanda izleyebileceğiz. 2001’den beri çeşitli yönetmen ve aktörlerle yapım aşamasında olan ve Leonardo DiCaprio ve Tom Hardy gibi pek yetenekli iki oyuncunun sürüklediği film en az Birdman kadar sınırları zorlayacak bir yapıta benziyor. 1800’lerde Amerika’da yaşamış ve mücadelesi daha önceleri de kitaplara, filmlere konu olmuş Hugh Glass’ın ölümden dönme hikâyesini anlatan film; hem zorlu ve gergin çekim süreci, hem de İnarritu’nun kendine has özgüveniyle akıllarda kalacak bir yapıt sinyalleri veriyor. Fragmanlarda biraz “abartılı” oyunculuk örneklerini gördüğümüz DiCaprio da sonunda Oscar’ına kavuşabilir.

DİZİ

 
Netflix yanlış ata oynamıyor. Bu yıl hep onlardan bir diziyi koyduk herhalde buraya. Yeni gözdemiz Master of None. Parks and Recreation’dan tanıdığımız Aziz Ansari’nin, gene aynı dizinin yazar kadrosundaki Alan Yang ile kotardığı yapım müzikleriyle, esprileriyle ve hatta doğallığıyla çok güzel bir sürpriz oldu. Olumlu anlamda kendini çok da ciddiye almayan ve hatta iddiasız diyebileceğimiz yapım yer yer romantik komedi damarına yaslanır gibi olsa da, Ansari’nin tarzı ve iyi oyuncu kadrosuyla kalitesini hep belli bir seviyede tutabiliyor. Gayet evrensel bir şekilde 30’lu yaşlarını sürenlerin korkularını, dertlerini ve zevklerini yerli yerinde işaret ediyor. Bir Louie değil ama poz kesen dizilerden sıkılanlar için keyifli bir on bölüm olacağı kesin.

ALBÜM

 
Arca’nın adını Björk’ün son albümü Vulnicura ile duydu birçoğumuz. Kanye West ve FKA Twigs gibilere de katkıları olmuştu. Venezuelalı ’90 doğumlu prodüktör, geçtiğimiz yılki, bir deneme sayabileceğimiz, Xen’den sonra, Mutant’ı çıkardı ve bir solo sanatçı olabileceğini de kanıtladı. Mutant’ın başdöndürücülüğü birçok harika fikri son derece süratli bir şekilde yüzünüze vurmasından geliyor. Zaten Arca’nın müziğini albüm konseptiyle değerlendirmek zor. Anlar ve saniyeler bazında bakmak lazım belki de. Gerçek adıyla Alejandro Ghersi, elektronik müziğin geleceğinde önemli bir yer alacağının sinyallerini şimdiden veriyor.
Richard Hawley’den yeni bir albüm geldiğinde çok yüksek ihtimalle iyi bir albüm olacağına emin olabiliyorsunuz. Sheffield’in kadife sesli ismi 2001’den beri düzenli aralıklarla çıkardığı 7 albümün sonuncusu olan Hollow Meadows gene hayal kırıklığına uğratmıyor. Ama şaşırtmıyor da. Bir önceki çalışması 2012 tarihli Standing at the Sky’s Edge Hawley’nin distortion’a da eğildiği ve gitaristliğini öne çıkardığı karanlık ve yüksek bir çalışmaydı. Hollow Meadows’da ise tekrar ballad kafalarına, ya da kısaca, başyapıtı olan 2005’teki Coles Corner dönemlerine bir geri dönüş hissi veriyor. Biz Standing…’den sonra daha tutkulu bir çalışma beklerdik ama dedik ya hayalkırıklığına uğratmıyor. “Welcome the Sun” da öne çıkan çok iyi bir Hawley şarkısı.
Joanna Newsom albümlerinin arasını uzun tutmayı seviyor. Ama sonunda yeni bir tanesi yayınlandığında üzerine iyi düşünülmüş, iyi çalışmış bir işle karşılaşacağınızı biliyorsunuz. Yeni albüm Divers. Newsom için bir değişiklik. 4 adet süresi 10 dakikayı geçen şarkıya sahip Ys’ten sonra 3 CD’lik Have One On Me’yi yayınlayan Newsom, Divers’da geleneksel albüm uzunluklarına yakın, daha dinamik bir çalışma ile karşımızda. Mellotron, synthesizer gibi aletler işin içine girmiş. Joanna Newsom’ın en büyük hit’i olma potansiyeline sahip “Leaving the City” ve albümün güzel kapanışı “Time, as a Symptom”da 4/4’lük davullar bile duyabiliyoruz. Ama tabii en sonunda Newsom’un birçoklarına oldukça itici gelen vokalinden kendinizi azad edip, harika müziğinin içinde kaybolmayı denemeniz gerekiyor. Müziği zaman-dışı ve dikkatle dinlenmesi gereken bir isim.