Sen Onlara Dünyayı Dar Et: Cop Shoot Cop


Murat MRT Seçkin
Hemen söyleyeyim, Cop Shoot Cop müziği kırsalda yaşayana hitap etmez. Tod A. ve arkadaşlarının çıkarttığı sesleri tatilde huzur içinde veya gezinirken dinlemeniz zor. Bir festivalde el ele kol kola girip sallanmanız ve umut içinde çimlerde yatmanız da mümkün değil. Çünkü Cop Shoot Cop şehire ve şehir yaşamına odaklı bir çığlıktır, atardır, karşı çıkmadır.

Bunun en büyük sebeplerinden biri tabii ki çıkış noktaları olan New York ve beslendikleri no wave sahnesi. Punk ve new wave’in girdiği anaakım yola taş koymak amacı ile çoğu sanatçı kökenli insanlar tarafından çıkarılmış bu tür, ilerleyen zamanlarda kendine has havası ile onlarca ekibi etkiledi. Yine de no wave, karşı çıktığı şeyin içinde eridi gitti. Yaratıcılarından çok (her yeni türün-akımın yaşadığı gibi) takipçilerinin aşırılıkları içinde stilize, ulaşılması zor ve burnu kalkık bir role büründü. Sonuçta da bize DNA’dan Mars’a, Bush Tetras’tan James Chance’e, o ilk dönemin saflıkları kaldı ses olarak. Sanırım bu yüzden de hâlâ eskimiyorlar ve sanırım bu nedenle devamını getiren sorumlular Swans ve Sonic Youth her seferinde bizi umutlandırıyor(du).

New York’un bu ters ve asabi ortamında ortaya çıkan Cop Shoot Cop ise tüm diğer ekiplerden farklı olarak Teenage Jesus & Jerks gibilerin seslerine bulaştırdığı hard-core sosunu bolca kullanmayı tercih etti. 1989 yılında başlayan hikâyelerini 1994 yılında bitiren ve bence çok yerinde bir karar veren grup, sonraki yıllarda Tarwater ve Swans gibi güzelliklerin bünyemize bulaşmasına da sebep oldu. Böyle sonuçlar doğunca insan dağılan ekiplere üzülemiyor tabii.

Böyle diyorum çünkü güzel bir albüm tüm bu yaratı malzemelerinin yerine geçebiliyor. Anlatıyor, gösteriyor, okuyor ve okutturuyor. White Noise (1991, Big Cat) bende öyle bir dünya yarattı işte ve dağılmak bilmiyor yıllardır.


Her şey senin konfor ve rahatlığın için tasarlanmıştır


Üç bölgeden oluşan bir şehir. İş, sosyal hayat ve ev hayatı. Ancak o üç bölümde kendi içinde dallanıp budaklanıyor.

İş hayatının neresinde olduğun önemli değil. Bir sanayi bölgesindeki atölyede yağlı tulumlarınla, bin katlı bir binanın sıkışık ofisinde ütülü takımınla ya da bir kafenin tezgâh arkasında önlüğünle durman bir şeyi değiştirmiyor. Şehir orada yaşayan “çalışanlar” için farklı hücrelere sahip koca bir cezaevi. Her nerede olursan ol hep birileri için ömrünün üçte ikisini harcayacaksın ve o harcadığın kişiler seni gördüklerinde bir gülümsemeyi bile çok görecekler. Tutsaklık ve köleliğin yeni hali seksenlerde Alternative Tentacles ve Crass gibi ekiplerin dili ile yeterli miktarda anlatılsa da doksanlarda tüketime adapte olan isyancı bir gençliğe evrildi gitti. Bugün Test Department’in grev dayanışmasının yarattığı güzelliği yaratacak havayı solumamız gittikçe zorlaşıyor. Çünkü sana maaş vererek tutan idareciler aynı zamanda kendince en rahat standarta ulaşman için de seni yönlendirirler.
Biz şehirliler olarak bordronun verdiği rahatlığı damarlarımıza zerk ederek hayata tutunuruz. İkramiye dediğin yılda bir kullandığın kaliteli maldır.

Her çalışan kendi imkânlarına göre şehrin başka noktalarında sosyalleşip “hayatın tadını” çıkarır. Çıkarırken de tüm kazanımını başka bir patronun kasasına yiyecek, içecek veya gereksiz soyut ihtiyaçlar için doldurur. Sen karanlık bir pavyon veya damsız alınmayan bir kulüpte de eğlensen, siyahları giyip kafa da sallasan, sağa sola çarpıp pogo da yapsan tüm terini ertesi gün aynı insan veya insan grubunu mutlu etmek için harcarsın. Pahalı yerde olmanın verdiği tatmin ile ucuz yerde sürünmenin tatmin, eğer bir zevk ölçer olsaydı, kesinlikle aynı çıkardı.

...adaletsizlik bir hata değildir, baskı ise sadece bir ruh hali


Bizlere sunulan evler aslında filmlerde gördüğümüz ve koca binaların arasında kaybolmuş loş, ıslak ve çelimsiz çıkmaz sokakların yansımasıdır. Arzuladığımız ve ele geçirdiğimiz nesneleri sakladığımız bir kasa. Ev, biz şehirli bağımlıların bireysel cinayetlerini işlediği mağaralarıdır. İstediğin kadar isyan edip, bağırıp çağırsan da bilirsin ki şehrin dar sokakları seni bunaltıp inine geri gönderecek ve orada için rahat etmese bile rutin olarak takılıp hayatına devam edeceksin. Şehir sana evi sevdirir çünkü ev saklanmak için güvenlidir. Şehir yakalanmamanı garanti etmek adına seni eve gönderir. Var olan düzeni sorgulamaya başlayıp dışarıda kalmayı tercih edenleri ise yeni evlerine, hapise iter –ki ev her zaman evdir- ve orada da yaşamın kurallarını koymuştur. Şehir açık alan bırakmamak adına büyür. Böylece gerçeğe yaklaşan toplulukların hem hareket alanını azaltmış olur hem de dar sokaklarda isyan edenlerin kafasına dev binaların çatısından kızgın yağ atmak daha kolay olur.

Kabul etmediğini değiştir, değiştiremediğini kabul etme...


Yine de bazılarımız tüm o bağımlılıkları aşıp arşınlamaya devam edeceğiz ve sesimizi yükselteceğiz. Üstümüze örtülen çelik, beton ve sıkıştırılmış kum desenli battaniyeden sıyrılıp çimin ve güneşin varlığına selam çakacağız. Sadece çevre anarşistliği yapmak için, doğanın güzelliğini korumak için değil, insanlığın doğasını tüm canlı organizmalar ile aynı seviyeye getirip üstünlük taslamayı çöpe atmak için çabalayacağız. Plazanın 72. katında izole yaşayan insanın veya kolide yaşayanın aynı kalıpta dövülmek istediğini ve bizlerin o havanı ters yüz edip çatlatmak istediğimizi anlatana kadar, tüm bedenler sokağı kaplayana kadar devam edeceğiz.

Gün gelecek hepimiz güneşe dönüşeceğiz... muratmrtseckin@gmail.com