Çok bereketli oldu bu yıl - 2015 yerli müzik değerlendirmesi


Tayfun Polat

Yazıya başlamadan önce geçen yıl aralık ayından beri çıkan ve ilgimi çeken albümleri, EP’leri, single ya da maxi single’ları alt alta yazayım dedim. Sayının 150’yi geçtiğini fark edince bu konuda “takıntılı” olduğumu kendime bile ispatlayacak kadar abarttığımı idrak edip durdum. Aralık 2014-Kasım 2015 zaman dilimi arasında çıkan albümlerden mümkün mertebe fazla ismi anmaya çalışacağım. 150 albüm yer alamayacak elbette. Ama çok uzun bir yazı olacak, söyleyeyim. Hadi başlayalım.

Market Albümleri


Filmin sonunu baştan söyleyeyim, zaten sene başında belli olmuştu, yılın en iyi iki albümü Can Güngör ve Yasemin Mori’den geldi. Can Güngör’ün ilk albümü Silik Düşler için büyük bir beklentimiz vardı, albüm beklediğimizden de iyi geldi. Tüm bestelerin, düzenlemelerin ve prodüksiyonun kendisine ait olması dışında, tüm enstrümanları da çalarak ve bir şarkı haricinde sözleri yazarak bütün maharetini döktü Can ortaya. Her saniyesini dikkatle dinlemelisiniz bu albümün. Söz yazımı, düzenleme ve prodüksiyon harikası olarak ders kitabı niteliğinde. Yasemin Mori ise çıkış yaptığı Hayvanlar albümünün ardından çoğu şarkısı deneyselliği zorlayan Deli Bando ile bir hayli cesur bir yola girmişti. Prodüktörlüğünü Can Çankaya’nın yaptığı üçüncü albüm Finnari Kakaraska’da tekrarın kolaycılığına kaçmadan müziğini bir seviye daha yukarı taşıma cesaretini gösterdi Mori. Can Çankaya’ya ayrıca şapka çıkartmak gerek ama bu popülariteye ve hayran baskısına içinde “Kanatları Gümüş Yavru Bir Kuş” ve “Kim Var?” gibi memleket popüler müzik tarihinin en aykırı şarkılarını barındıran bir albümle cevap vermek büyük iş. Tabii müzikalitesiyle koltuklarımızı kabartan bu iki albüm de hak ettikleri ilgiyi görmedi.
 
Dans eden isyan albümlerine iki yenisi eklendi bu yıl. Geçen senenin sonuna yetişen LuXuS’un Hunim Başımda’sı ve Hakan Vreskala’nın Mart ayında çıkan Duyuyor musun? albümleri. LuXuS istim üstünde. Dünyanın dört bir yöresinden kulaklarına dolan ezgileri kendilerine özgü hale getirdikleri, müzikal olarak en evrensel olan bu üçüncü albümleri, meramlarını da en iyi anlattıkları albüm. Boş yok. İlk albümüyle büyük bir ilgi toplayan Hakan Vreskala’nın yenisi için ise hissiyatım farklı. Keşke bu kadar kolaya kaçmasa ve bu kadar sloganlaştırmasaydı söylemini.
 
Bir kez daha yılın en iyi albümleri arasında 2 indie albümü gönül rahatlığıyla koymanın grurunu yaşıyorum. Ars Longa, yıllar süren bekleme ve kayıt döneminin ardından ilk albümü Günler’i çıkarttı. Umut Gökçen’in prodüksiyon harikası olarak da görebileceğimiz Günler, hem yılların yıprattığı eski şarkıları yepyeni bir sound ile sunması, hem de yeni şarkılarıyla Ars Longa’nın yıllardır sürdürdüğü müzikal mücadelesinin billur anlarını gözler önüne seriyor. İsmini her geçen gün daha fazla dinleyiciye ulaştıran Nilipek. de ilk albümü Sabah ile bir üst lige çıktı. Hiç yormayan, üstüne dinlerken üzerinizden yük alan sesi ve nahif şarkılarıyla müzik âlemimizin mühim bir eksiğin olarak gördüğüm bağırmayan kadın vokalist açlığına bire bir çare Nilipek..
 
Psikodelik rock dünya ölçeğinde büyük bir yükselişte. Türe müzikal tarihimiz boyunca hep kendi makamlarımızla karşılık verebildik. Bu yıl çıkan iki albüm ile de psikodelik rock’ta memleket kokusu açığını kapattık. Çıkışı yılan hikâyesine dönen ve artık “Herhalde çıkmayacak,” dediğim Kırkbinsinek albümü Almanya’da CD ve plak formatında yayınlandı. Sis Pus Sus, usta işi düzenlemeleri ve prodüksiyonuyla, ne yalan söyleyeyim, şaşırttı. Bunun nedeni gecikmeler sebebiyle bir sound problemi yaşanıyor diye düşünmüş olmam. Oysa sahneden aşina olduğumuz sound’larını mükemmel yansıtmışlar albüme. Ayyuka da ikinci albümün ardından bu sefer arayı hiç uzatmadan sevindirdi. Sömestr, adı üstünde, bir sömestr tatilinde yapılmış doğaçlamalardan oluşuyor. Albümün afro-rock’a göz kırpan anları da mevcut ama Ayyuka’ya özgü sound’u kendileştirme hali, her an kendini belli ediyor. Vokalin olmayışı müziğe apayrı bir güç katmış, çünkü Özgür de özgürce doğaçlayabilmiş. En iyi albümleri valla.
 Hip hop âlemimiz bu sene iyiden iyiye hareketlendi. Yılın en iyi albümlerinden birinin sahibi Mode XL, Mevzu Makamı ile ister dans pistlerinde büyük tesisatlarla gümbür gümbür çalsın, ister uzun yolda ya da kulaklıkla yürüyüş yaparken dinlensin kulakları şenlendirdi. Ankaralı ikili, ne müzikal ne de tavır olarak heyecan vermeyen kıdemli isimlerin yanından hızla geçip yerli hip hop’un krallığını bu albümle aldı diyebiliriz. Hip hop camiasındaki yükselen kolektivitenin en somut örneği olarak 90BPM de, her biri ciddi bir diskografi sahibi Da Poet, Farazi, Sorgu, Savai ve Kayra ile Voltran’ı oluşturarak dört dörtlük bir albüme imza attı. Kötülük Bizim İşimiz, sadece bu beşli değil, Ezhel, Grup Ses Beats, Kamufle, Ağaçkakan, Sahtiyan gibi camianın mühim isimlerinin el vermesiyle birlikte üretmenin gücünü de yansıtan önemli bir albüm. Gezi için yaptığı “Asi” ile dikkat çeken Ozbi de geçen aralıkta çıkarttığı ilk albümü Halk Edebiyatı ile bu yıl ismini bir hayli duyurdu. Halk müziği - rock arası slalom yapabilen sound üzerine politik tavrını mahir biçimde ifşa eden Ozbi’ye kulak verin. Bahsetmek gereken bir diğer albüm de Sayedar’ın Lyricist Ninja’sı. Sayedar hem iyi bir söz yazarı hem de müzikal yetkinliği ile pek çok hip hop’çudan ayrılıyor. Son olarak da Kamufle. İlk resmi albümü Hayale Daldım ile Kamufle de 10 yıllık kariyerinin en iyi prodüksiyonunu çıkartmış oldu. Eklektik tarzı ve müzikal yetkinliğiyle (ki Da Poet ile çalıştı bu albümde) Hayale Daldım türün müptelaları dışında da her müzikseverin seveceği bir albüm. Tabii bu albümleri dinleyince, rapstar’ımız Ceza’nın albümü Suspus’u neden beğenmediğimi açıklamaya gerek kalmıyor diye düşünmekteyim.
 
Progresif rock janrını da boş geçmeden, iki albümün bahsini etmek gerek. Müzik piyasasında ustalıklarıyla pek çok grupta yer almış ve almakta olan üç müzisyen yanyana gelince bir süper band’imiz daha oldu. Emre Kula, Cenk Turanlı ve Mehmet Demirdelen’den kurulu KES, Kamlama albümünde baş döndüren trafikler ve virtüöz icralarla gitar, bas, davuldan ibaret enstrümantal prog müzikleriyle sükse yaptılar. Müzikal birlikteliklerinin mazisi fazla olsa da yeni gün yüzüne çıkarttıkları çalışmalarını içeren Dua Tarlası ise ULAN ise bu yıl tanışıp kayda geçirdiklerimizden. ULAN, iki kişilik dev kadrosuyla türün sevenlerini fazlasıyla memnun etti.
 
Singer-songwriter türünde öne çıkan albümlere geçelim. Kaan Tangöze, ilk solo albümü Gölge Etme ile türün ders kitabını yazdı. Tek gitar ve arada bazı şarkılarda mızıka ile en minimal haline getirilmiş besteler ile sözün gücünün belirginleştiği bir albüm. Sözler de yenilir yutulur cinsten değil. Doğrudan muhatabına söylenmiş, bilmemkime anlatır basitlik ve gerçeklikte politika. Senelerce pek çok müzisyene şarkı vermiş Burcu Tatlıses de ilk albümü Güzel Kokuyorum’u çıkarttı bu yıl. Usta işi söz yazımı ve vokallerle alternatif pop kulvarına yerleştirebileceğimiz müzikal yaklaşımı var albümün. Ki gerekli böyle albümler. Aklan Akdağ’ın 2011’de çıkarttığı ve Bülent Ortaçgil geleneğinden gelen şarkılarıyla ilk albümü Sensizlik Varmış hafızada yer etmiş ama pek de iz bırakmamıştı. Tutunmadan Akıyorum’da yine çok iyi müzisyenlerle (Ercüment Orkut, Çağlayan Yıldız, Ediz Hafızoğlu, İskender Paydaş, Oğuz Büyükberber, Derya Türkan gibi) çalışan Akdağ, caza daha yaklaşan müzikal bir örgü üzerine orta yaş muhasebesi yaptığı albümde, doğal olarak kişisel meselelere de, memleket ve dünya haline de girmiş ve böylece ilk albümünden fazlasını ortaya koymuş.
 2015’in raflardaki en bereketli bölümü ise caz sekmesi. Yıla Ediz Hafızoğlu’nun Nazdrave’si ile başladık. Farklı farklı türlerden onlarca gruba davullarda eşlik eden Ediz, kendi Don Kişot plak firması Lin’den nihayet ilk albümünü çıkarttı. Kalabalık bir künyeye sahip albümde genç kuşak cazcılarımızın önemli bir kısmı yer alıyor ve kesinlikle bir davulcu albümü değil. Ediz’in armoni ve düzenleme yeteneğini gösterdiği Nazdrave’yi edinmenizi öneririm. Bu albümün konuklarından Elif Çağlar da destekçi fonlamasıyla çıkarttığı ikinci albümü Misfit’te seviye atladı. İlk albümünde pop-caza yakın şarkılarıyla memleketin en iyi vokalistlerinden biri olduğunu ispatlamıştı. Bu albümde kendi düzenlemeleri ve prodüksiyonuyla (Aaron Parks, Harish Raghavan ve Eric Harland ile birlikte kaydetti) dört dörtlük bir müzisyen olduğunu dünya âleme göstermiş oldu. Yılın en iyi albümlerinden biri Misfit. Yıllar süren çabalardan sonra ilk albümünü çıkartabilen bir diğer isim de Deniz. Deli Damla türünün en iyi örneklerinden biri olsa da pek fark edilmedi. Oysa pop-caz janrında zaten çok az albüm çıkıyor, hele böyle icrası, düzenlemesi ve sözleriyle dikkat çekeni neredeyse yok bu memlekette. Bir ilk albüm de Neşet Ruacan’dan. Memleket cazının duayen ismi Ruacan, Ece Göksu ile birlikte Slow Hot Wind’i çıkarttı. Volkan Hürsever’in kontrbas çaldığı trio’nun müziği, en yalın haliyle çok iyi bir vokal ve usta bir gitaristin karşılıklı döktürmeleri. Çok iyi bir albüm olması yanında, Neşet Ruacan’ın ilk kayıtlı albümü ve çok çok az ilgi gördü. Ayıptır! Bir enteresan albüm de Burak Kaya’nın İklim Değişikliği albümü. ‘90’lardaki Çekirdek grubundan aşina olduğumuz Kaya, gitarının yanına Ozan Musluoğlu ve Yinon Muallem’i alarak 9 enstrümantal parça yapmış. Ama her parçanın adı, albümün meramı. “Ağaçkesen Köprüsü”, “Emek Sineması”, “HE Sktir Git”, “İstanbul Bisiklet Yolları”, “Gerze”, “Gezi Parkı” gibi isimleri var parçaların. Anladınız siz onu. Ozan Musluoğlu demişken, o da adından kendini belli eden bir albüm yaptı; My Best Friends Are Vocalists. Fatih Erkoç, Sibel Köse, Elif Çağlar, Bora Uzer, Gökhan Özoğuz, Şevval Sam, Ece Göksu, İlham Gencer, Dolunay Obruk, Ayşe Gencer, Meltem Ege ve İpek Dinç’in vokalleriyle bir hayli enteresan bir albüm. Çünkü vokalistin stiline göre bestelenmiş, düzenlenmiş tüm şarkılar. Bir diğer bas gitarist Volkan Topakoğlu da ilk albümünü yayınladı. Birdenbire’de yer alan 10 parçada da Ediz’in albümündeki gibi albüm sahibinin ana sazı değil, beste ve düzenlemeler dikkat çekiyor ve dolayısıyla ayrı bir meydan okuma söz konusu. Layıkıyla üstesinden gelinmiş. Ayrıca piyano virtüözümüz Genco Arı’nın Gencology Vol. 2 ve yine usta piyanistlerimizden Ercüment Orkut’un ilk albümü Low Profile var anılması gereken. Yer darlığından zikredip geçelim ve caz bahsini bir hayli böbürlenerek bitirelim; konstruKt’un yılbaşında Akira Sakata ile birlikte Karga’da çaldıkları konserin kaydı, konstruKt & Akira Sakata – Live at KargART çift plak olarak İtalya’da basıldı. Tabii konstruKt’un bu yıl sadece bu kaydı yayınlanmadı. John McPhee ile If You Have Time, William Parker ile Live at NHKM ve ayrıca Live at Tarcento Jazz albümleri yayınlandı. Yani yılın en üretken grubu oldular. Albümlerin tamamını dinleyemedim ama dinlediklerim özgür caz sevenleri ziyadesiyle memnun edecektir. Buralarda ulaşılması çok zor tabii bu albümlere. Ama Zihni’ye falan bir bakın derim.
 Bir tür altında toplayamayacağımız albümler paragrafına gelelim. Yılbaşında uzun bekleme döneminin ardından çıkarak yüzümüzü güldüren Barıştık Mı Barış Demirel ile başlayalım. T.E.A.R. türler ötesi, zaman ötesi bir albüm. Kesinlikle yılın en iyilerinden. Dünya çapında ününe ün katmaktayken buralarda dark-wave mevzusuna henüz uyanılmadığından konser bile vermekte zorlanan medar-ı iftihar grubumuz She Past Away, ikinci albümü Narin Yalnızlık’ı yine Yunan label’ı Fabrika Records’tan çıkarttı. İdris Akbulut’un gruptan ayrılması hepimizi üzdü açıkçası. Karanlığın kesifleştiği, müziğin ve prodüksiyonun yetkinleştiği bu albümle SPA, yoluna devam ediyor. Bir de İdris dönse, emin adımlarla devam etseler... Ah! Kosmos da ilk resmi albümünü yurt dışında çıkarttı. Alman Denovali Records’tan çıkan Bastards albümünün ardından bolca yurt içi ve yurt dışı konser veren Başak Günak, ilk günden beri adım adım yükselttiği hedeflerini bu albümle taçlandırmış oldu. Ki başarılarının gerisinin geleceği de aşikâr. Deneyimli vokalistlerimizden Özge Fışkın’ın üçüncü albümü Her Şeyin 1 Zamanı Var da mühim bir albüm. İlk iki albümün başarısının kolaycılığına kaçmadan, ilk defa kendi istediği gibi bir albüm yaptı Özge. Çok güçlü bir sesi var ve “kadın rock vokali” denince memlekette akla gelen dar açılı ses yelpazesinin çok çok üstünde bir yetenek. Bu albümde bunu çok daha iyi görebiliyoruz. Müzisyenliği ve sahne tecrübesi geçmişe dayansa da, bu yıl çıkarttığı ilk albümüyle Cihan Sevil, tuhaf tripleri ve şarkılarıyla birer rock karikatürüne dönüşmüş pek çok muadili arasından ne istediğini bilen ve dinlerken de alenen belli eden bir albüm çıkarttı. Güzeller Erken Gittiyi çok az kişi fark etti belki ama poz değil de rock isteyenlere tavsiye ederim. 20. yılına giren İhtiyaç Molası da 11 yıldır beklediğimiz üçüncü albümü Kapılar’ı sene sonuna yetiştirdi. Uzuuun zaman öncesinden bildiğimiz ve hatta zaman içerisinde defalarca düzenlemesinin değiştiğine şahit olduğumuz şarkılar var bu albümde. Nihayet çıkmış olması, her şeyden önce rahatlattı ve yüzümüzü güldürdü. Ve geçen yaz yapılan nihai düzenlemeler ve kayıtların da çok iyi olduğunu söyleyebiliriz. Yılların tecrübesi hissediliyor hemen. Tabii şunu da belirtmek gerek, İhtiyaç Molası sevenler için büyük nimet olan bu albüm, genç kuşak müzikseverlerin ilgisini çekmeyebilir. Senenin sonuna yetişen bir diğer albüm de Ceyl’an Ertem’in Yuh!’u. En iyi kadın vokalistimiz olduğunu her fırsatta dile getirdiğim Ceyl’an, bu sefer de bir cover albümle arz-ı endam etti. Biri hariç (o da Can Güngör’ün) tüm düzenlemelerin Cenk Erdoğan’a ait olduğu; Bulutsuzluk Özlemi, Mehmet Güreli, Selda, Yavuz Çetin, Ahmet Kaya, Kul Nesimi, Mahsuni Şerif gibi, yorumlamak istediği müzisyenlerin şarkıları seçilmiş albümde. Sadece cover albümü çıkartmak bile, ne kadar az örnek olduğu düşünülürse, iyi bir fikir ve Ceyl’an’ın yorumlarından bir cover albüm yapmak çok daha iyi fikir. Memleketin en deneyimli punk gruplarından Cemiyette Pişiyorum da bu yıl ilk resmi albümünü çıkarttı bu arada. Hayvanat Bahçesi’nin daha önceki DIY Cemiyet albümlerinden ruhen bir farkı yok elbette. Daha iyi bir prodüksiyon var, ska’yla ve reggae’yle dans var. Taş gibi çalınmış ve “Punk nedir?” sorusuna buralarda verilen en net yanıt var. Son olarak, nev-i şahsına münhasır genç müzisyenimiz Emir Yargın’ın ikinci albümü Geri Dönüşüm Kutusundaki Anılar’dan dem vuralım. Eğlence ve dans müziğini birleştiren tarzıyla dikkat çeken Emir Yargın, mizahi üslubunun yanında daha da ustalaştığı prodüksiyon becerisiyle farklı çalışan kafasından geçenleri daha iyi sunmayı başardı.


Dijital Albümler


Kıdemlilerden başlayalım. Zardanadam, 6 yıl aradan sonra 8. albümü Z-Dönüşü’nü çıkarttı. Tabii ki diğer tüm albümleri gibi, kendi web sitesi üzerinden ücretsiz olarak paylaştılar bunu da. 12 şarkılık albümün ilk yarısı direnişe, dayanışmaya adanmış tipik Zardanadam şarkıları. İkinci yarıda aşk meşk mevzuları ağır basmış ve tempo düşüyor biraz. Bunca yıldır tavırlarından zerre taviz vermeden devam etmelerine duyduğum saygıyla beraber, yeni bir Zardanadam albümü her daim umut var demek benim için.
Yılın en iyi albümlerinden birinin sadece dijital platformalarda yer alması (tamam, sınırlı sayıda CD de ürettiler kendi imkânlarıyla) müzik piyasasının gidişatını özetliyor aslında. Son Feci Bisiklet’in ilk albümü Vesaire, grubun etiketlerle, kritiklerle hiç ilgilenmeden, içgüdüsel olarak müzik yaptığının somut bir örneği sanki. Sonuçlara bakınca da haklı çıktıklarını görüyoruz. Memleketin en iyi söz yazarlarından biri Arda Kemirgent. Ve grubun ne singer-songwriter, ne folk, ne indie, ne rock, ne pop, ne de başka bir janra sabitlemedikleri, her şarkıya ayrı yaklaştıkları şarkılarında, işin güzel tarafı, bir sound bütünlüğü var. Bu da Son Feci Bisiklet’in başarısı.

Söz yazımından bahsetmişken, yılın en ıskalanmış albümlerinden biri olan, Deniz Bolayır’ın Kuyu’suna gelelim. Sinir Harbi, Hayvansaray gibi projelerinden bildiğimiz Deniz, akustik gitar – vokal sadeliğinde, en güvendiği yerden vurdu aslında bizleri; zehir gibi sözleri. Moderniteyle bütün sorunlarını kustuğu bu albümün sadece dinlerken kurulacak empatiyle şu günlerde baş tacı edilmesi gerek aslında. Mutlaka dinleyin.
 
Ankara çıkışlı iki grup, Alarga ve Doğu Blok, dört başı mamur albümlerle indie’nin başını çektiler. Alarga’nın albümü Mono, Türkçe, İngilizce farkına hiç bakmadan, nasıl dile geldiyse öyle yazılmış nahif şarkılarıyla yılın sürprizi oldu. Yeni bir grup olmalarına rağmen, az zamanda katettikleri mesafe takdire şayan. Doğu Blok ise çok farklı bir kafa. Halil Cengiz Karakuyu’nun solo projesinden grup formuna evrildi ve bu yılın lo-fi tacını kazandılar benim gözümde. Televizyon Ahlakı, sürprizli düzenlemeleri ve şarkı sözleriyle her şarkıda ayrı bir merak uyandırıyor ve hatta tekrar dinlerken bile şaşırıyor insan. Hâlâ kimse niye Doğu Blok’u fark etmez anlayamıyorum. Memleketin en bağlantısız, serbest, orijinal grubu desem yeridir.
 
Gelelim elektronik ve hip hop alanındaki dijital albümlere. Gramafonia’nın konsept albümü Bağırsak Step, Age Reform, Ventochild, DJ Mahmut, Sycho Gast, Nodul, Gökalp K gibi elektronik ve hip hop camialarının tanınan isimlerinin prodüksiyonları üzerine lafını esirgemeyen Gramafonia’nın vokalleriyle yılın dikkat çeken kolektif işlerinden biri oldu. Berk Çakmakçı’nın Age Reform’u da Losing Height As If Affected By Gravity albümünde 7 adet canlı performans kaydı ile techno, ambient, house türlerini yapıbozumuna uğratarak elektronik müzik alanında yılın en mühim işlerinden birine imza attı. Ethnique Punch 2015’e renk getirdi. Monokrom adını verdiği 11 parçalık albümünde monokromatik bir kompozisyonda yer alan çeşitli renkler için enstrümantal düzenlemeler var. Her parçanın adı bir renk ve hepsinin skaladaki ses karşılığı farklı. Bir hayli eklektik ve deneysel bir çalışma. Sycho Gast’in Stardust’ı ise enstrümantal / ambient hip hop prodüksiyonları yanında konuk MC’lerle hem buradan melodileri, hem türün evrensel referanslarını harmanladı. Zet şubat ayında iki albüm birden sürüme vererek dikkat çekti. Derin, kirli, tekinsiz soyut vuruşların sürüklediği enstrümantal hip hop’u takdire şayan. Hem everest_myLord’u, hem de The OLDSKULLZ’u tavsiye ederim. Enstrümantal hip hop alanında yılın en iyisi yine kolektif bir çalışma oldu. M4NM’den çıkan Trisect albümünde Armonycoma or slt, Cxngxvxr ve KGWGK, birbirleriyle paslaştıkları birer parça yanına kendi parçalarını da ekleyerek uzun soluklu bir albüme imza attılar ve abstract ambient rüyalara fon müziği sayılabilecek bu albümümüz oldu. Blacktirck ekibinin çıkarttığı Trax Vol. 1 toplaması ise Gantz, Wodashin, Gözel Radyo, İskeletor, Dalt Wisney, Kufura gibi ilgi çekici isimleri biraraya getirerek elektronik sahnemizin bu yılki kesitini aldı diyebiliriz. Toplama albüm demişken, geçen yıl sonunda çıkan M4NM’in 6 yıl hediyesi M4NM: 0006’ya geçelim. Kolektif bünyesindek herkesin dahil olduğu, üstüne de konuk dostların kayıt verdiği toplama, içindeki 23 kayıtla hip hop’a yepyeni bir soluk, yepyeni bir tavır, yepyeni bir ruh kazandıran M4NM’in farkını apaçık ortaya koyan bir belge.

Deneysel müzik alanında da mühim işler oluyor. Mert Topel + Alper Maral’ın efsane Coltrol Voltage projesi Müzik Hayvanı sayesinde kayda geçti. 2004-2005 yılları arasında karşılıklı synth’ler ve bolca elektronik cihazla gerçekleştirdikleri performansların bir dökümü olan albüm mü-kem-mel. Tuna Pase’nin yeni kayıtlarının yer aldığı Under the Tree de bir hayli enteresan bir çalışma. Tuna’nın “popüler” olarak adlandırdığı ilk çalışmasıymış. Pop müziğin elektro-akustik ile buluşması, söz müziğiyle deneysellik... Aslen şarkı formu ama müzik her fırsatı deniyor. Vokal, nefesli, vurmalı çalgılar ve elektronikleri kullandığı tek kişilik bu prodüksiyonu edinmeye çalışın. Bir başka deneysel kadın müzisyenimiz KAOSMOS’un ikinci albümü Galaxsynth ise ambient bir uzay yolculuğu. İlk albümünde piyano ağırlıklı çağdaş klasik bestelerini yayınlayan Uzay Uzay, Galaxsynth’de sentezörlerin soğuk ve tedirgin hissiyatı ile sıcak evrenlere çağırıyor. Orçun Baştürk’ün solo projesi Oichuung da geri döndü ve Days of Sex and Suffering albümünü çıkarttı. Mandolin, synth, piyano, akustik gitar, marimba, vokal ve bilgisayarla icra edilen zen budizm, şamanlık ya da gündelik yaşamın felsefesi üzerine 11 eserle dikkat çekici bir albüm.
Kalan albümleri yine türden bağımsız sıralayayım. Öncelikle “Bizim niye yok?” diyenlere müjde, endüstriyel metal grubumuz Kara Cephe ilk albümünü yayınladı. Unutulanlar, sadece endüstriyel metal değil, doom, goth, dark-wave unsurlarını da içeren bu topraklardan çıkmış en mekanik albüm herhalde. Kuruluşunun hemen ardından sahne performanslarıyla ismini kısa sürede duyuran Saigon Traffic, geçen yılı bir EP ile geçirdikten sonra şaşırtıcı bir albümle geldi bu yıl da. Return to Normalcy, tarz olarak şaşırtmıyor dinleyeni. Rock, punk rock, rock ‘n roll ve progresif rock tarzları arasında geziniyor. Şaşırtıcı olanı 15 şarkılık dev prodüksiyon. Kayıtlar, albüm bootleg’i, grubun enerjisi... Gösterdikleri özen kayda değer. Kadıköy’den çıkan en yeni gruplardan biri olan BEK de hızlı bir başlangıçla Komünistanbul albümünü çıkarttı. Grubun tavrı albümün adından belli zaten. Dümdüz, oraya buraya sallanmayan rock yapıyorlar. Ama sözler çok güçlü ve ciddi bir fark yaratıyor. Roboski için şarkı yapan grup neticede. Akustik psikodelik müzik yapan Flower Room’a ise daha önce İstanbul sokaklarında çalarken rastlamış olma ihtimaliniz yüksek. Infinite & Reality karşılıklı gitarların akışkanlığında aşkın ruh hallerine sürüklüyor dinleyeni. Yılın bir başka en iyi albümü ise Berke Can Özcan’ın Big Beats Big Times projesinden. Full Moon Theory, Berke Can’ın hayranlık duyduğu davulculardan aldığı davul take’leri ile yaptığı düzenlemeleri içeriyor. Çok iyi ve çok yönlü bir davulcunun, dünya çapında davulcuların kayıtları üzerine bir albüm yapması bile harika fikir zaten. Ama Berke Can’ın yeteneklerinin davul çalmaktan ibaret olmadığını görmek başka bir hayranlık uyandırıyor. İki tane de konser albümümüz var. İlki, üçüncü stüdyo albümleri öncesi Gevende’den geldi. St. Antuan Kilisesi’nde verdikleri konseri Live At St. Antuan adıyla yayınlayan grubu özlemişiz o ayrı. Konser kaydının mekânı hissettirecek denli iyi olması, yeni düzenlemeler ve kilisenin etkisiyle doğaçlanan yeni kayıt, albümü başbaşka bir yere koyuyor. 2014’te Canlıkarga konser serisinde gerçekleşen 17 konserden birer kayıtla oluşturulan Kompile Karga 5: Canlı’yı ise biz övmeyelim. Memlekette ne kadar iyi müzisyenler olduğunu görmek isteyen indirsin, dinlesin.
 

EP’ler, Maxi Single’lar, Single’lar


Yine kıdemlilerden başlayalım. Senenin yarısını Mavisakal’ın geri dönüşünün heyecanıyla geçirdik ve yeni EP Naklen Ekim ayında çıktı. Naklen, sanki aradan bunca yıl geçmemiş gibi aynı hisleri yaşatan 3 yeni şarkı (ve bir outro) içeriyor. Özlemişiz.net Lakin sound’un bir nebze güncellenmesi de hiç fena olmazdı.
Indie suları doğal olarak mecrasında aktı. Dijital EP patlaması yaşadık. PONZA’yı mecmuada uzun uzun övdüm, burada tekrar yer işgal etmeyeyim. Indie sahnemizde pek revaçta olan psikoledik rock’ı dünya klasmanında icra eden Güneş Akyürek ve ekibinin Free Kids EP’sini mutlaka edinin. Psikodeliya demişken sıraya Palmiyeler’i alalım. Kendi ismileriyle yayınladıkları EP’lerindeki şarkılarında kullandıkları, sahil kasabası rahatlığında, bol efektle hülyalı, lo-fi estetiğinde mükemmel bir formül. Muhitimizin çocukları eskiz, geçen yıl çıkan gecikmeli ilk albümlerinden sonra hızlandı ve bu yıl da Türkçe Sözlü Ağır Müzik EP’si geldi. Psikodelikse onlar da psikodelik. Ama hem tavır olarak hem de müzikal olarak gayet sertler. Yenilikçi taraflarını görmek için kliplerine de göz atın mutlaka. In Hoodies (Murak Kılıkçıer) apayrı bir hikâye. Bursa’da evinde yazdığın şarkıları Chris Potter’a (The Verve ve Richard Ashcroft başta olmak üzere, The Rolling Stones, U2, The Clash, Blur gibi isimlerin prodüktörü ya da miks teknisyeni) yolluyor ve o da “Gel kaydedelim,” diyor. Masal gibi ama gerçek. Bu kayıtlarda ikisi Müzik Hayvanı etiketiyle sürüme verildi ve albüm de yolda. In Hoodies’in buralardaki karşılığı ne olur bilemiyorum ama yakında dünya çapında bir isme dönüşebilecek potansiyeli var. Biz’in Geceleri Gel (Yatak Sarhoş Gibi) maxi single’ında yer alan 5 şarkıyı dinleyince, daha önce birçok kez dile getirdiğim gibi, indie sahnemizin pek çok yeni grubunun oturtmaya çalıştığı sound’un en mükemmelleştirilmiş hali olduğunu, dolayısıyla kimileri için ders notu olarak çalışılabileceğini düşünüyorum. The Away Days kayıtları süren ilk albümü öncesi bu yıl da iki yeni kaydını This EP’sinde topladı. Artık böyle parça parça kesmiyor. Albümün bir an önce çıkması gerekiyor. Geçen yıl çıkarttığı ile EP’si ile memleketin Pete Dogherty’si olarak ilan ettiğim Can Büyükbaş’ın solo projesi Öfkeli Kalabalık, bu yıl artık grup olarak, Uzun Konuşacaksak Bir Shot Söyleyeyim’i çıkarttı ve EP’nin adından da net olarak anlaşılacağı gibi, ünvanını kimseye bırakmadı. Pete Dogherty esprisi bir yana, Öfkeli Kalabalık indie, post-punk tarzlarını sadece icra etmiyor, tavrı doğrudan benimsiyor ve dile getiriyor. Müziğinin gelişimini merakla izlediğim ve keyiflendiğim Plaj da önce geçen yılın sonunda Demolar, sonra da Nisan 2015 EP’lerini yayınladı. Lo-fi estetiğinde çok iyi sözlerle pop müzik yapıyorlar. Güzel karma. Kaç Canım Kalmış ve Yedinci Ev ise seneyi birer teklikle geçirdiler. Kaç Canım Kalmış’ın şarkısı “Surat Oldu Basamak”, öncekilerden bir hayli farklı ve doğrudan sözleriyle grubun şimdiye kadarki en protest kaydı. Yedinci Ev ise büyük ölçüde gümbürtüye giden ilk albümünden sonra sahalara çok daha kararlı ve oturmuş bir sound ile geri döndü. The Kilink, yıllar süren sessizlikten sonra yeni bir şarkı yaptı ve göz yaşarttı. “Korsan Anarşi” İzmir’in en punk grubunun en punk şarkısı.
Gelelim sert bağımsızlara. Önce gururumuz The Ringo Jets. Evil Eye Part I ve Part II ile seneye dört yeni TRJ şarkısı ekleyen grup hızından ve etkisinden hiçbir şey kaybetmiyor. Lakin kayıtlardan ikisi grubun “bu formül tamam” zihniyetine yaslanmayacağını da gösterir denemeler. Foton Kuşağı ikinci albümü Did It Really Fade’i bandcamp üzerinden ücretsiz sürüme verdi. ‘90’lar ve öncesinin tüm alternatif, avangard rock müzisyenlerine selam çakan alaşımlarıyla Foton Kuşağı bugünlerde de gayet iyi tınlıyor. Yepyeni grup ElTopo, Dusts & Pavements EP’sinde kirli sound’uyla enstrümantal metal yapıyor. “Artık hiç bu taraklarda bezim kalmadı,” derken beni bile içine çeken bir enerjileri ve maharet isteyen trafikleri var parçalarının. Yeni grunge rock grubumuz Mosquito’nun Synesthesia EP’sini de ihmal etmeyiniz. Grup hız kesmeden ikinci EP için kayda girdi ama yenisi gelmeden önce Synesthesia’ya kulak verin mutlaka, eğer türün tutkunuysanız. Çünkü gereği yerine getirilmiş, iyi bir başlangıç. Bu yıl Roxy Müzik Günleri’nde 3.’lük ödülü alan (ki 3.’lerin hep farklı olduğunu yıllar gösterdi bize) Ankara’nın yeni cakası Kaptan Anadol!, üç şarkılık Ankara Ölüm Turu ile bangır bangır geldi. Üçlünün politik söylemi ve agresif icrasıyla doğrudan yakalayan tarzına kendinizi bırakın. Heyecan verici bir çıkış albümü. Yıl sonuna yetişen çok yeni bir grubumuzun, Uluru’nun Dazed Hill albümüyle bu paragrafı da kapatalım. Kadıköylü üçlünün enstrümantal müziği, barındırdığı psikodelik ve stoner öğelerle ilk başta çok da farklı tınlamıyor. Ama tutturdukları kimyaya kısa bir süre maruz kalınca bir hayli orijinal bir sound’un içine dalmış oluyor insan.

Psikodelikler bitmiyor elbet. Hayvanlar Alemi’nden tanıdığımız Özüm İtez’in Tyro’su özellikle gitaristlere ilham ve yön verecek bir çalışma. Tamamı doğaçlama olarak canlı kaydedilmiş bu albümde türler arasında gezen yetkin bir gitaristin çalma anındaki düşünme biçimine tanıklık edebiliyorsunuz. Ve dolayısıyla şapka çıkarıyorsunuz. Yeni sesler duymayı özlediğimiz Farfara, hasrete son vererek neredeyse LP uzunluğunda Garden albümüyle geldi. Üçlünün krautrock’a iyiden iyiye daldığı yeni yönü ustalık döneminin geldiğine işaret ediyor. Grubun üyelerinden Tolga Böyük’ün solo projesi Islandman’in Kara Kutu EP’sini ise yılın en iyileri arasında görüyorum. Önceki elektronik çalışmalarından sonra, krautrock’a ve enstrümanı gitara dönen Tolga, dünyayı gezen ses işçiliğiyle bir başyapıt ortaya çıkarttı. Alpman & The Midnight Walkers da sene başında çıkarttığı Seven Seas 45’liğiyle seneyi boş geçmedi. Midnight Walkers’ın Alpman’a büyük bir güç verdiği açık. Sound’un buraların ezgilerini içine alarak geliştiği bu yeni iki kaydı dinledikçe Alpman’ın normal şartlarda bambaşka bir konuma gelmesi gerekirdi diyor insan. Biraz ihtimam gösterin bu cevhere. TSU!’nun, yani James Hakan Dedeoğlu’nun yeni albüm öncesi çıkarttığı üç parçalık EP’sini de bu paragrafta ele alalım. Diğerlerinden farklı olsa da tek akustik gitarla yaptığı parçaları psikodelik folk başlığına almamız gerek. Son kayıtta vokal yaptığı için ayrıca seviniyor insan. Çünkü iyi bir vokalist de aslında.
 
Söz müziği faslına geçelim. Önce en iyiler Lara Di Lara ve Selim Saraçoğlu. 123’ün vokalisti Dilara Sakpınar’ın solo işlerini sunduğu Oraya Doğru söz yazımı, beste ve prodüksiyon açısından kusursuz bir iş. Dilara’nın yeteneklerinin vokalle sınırlı olmadığını biliyorduk elbet. Ama bu kadar iyisini de az bulunur.Albümünü beklemekten perişan olduğumuz (ki yeni yılın ilk aylarında geliyor o da) Selim, Hayyam Sessions Vol. 2’da yer alan 3 canlı performans ile ağzımıza bal çalmadı, resmen bütün müzikal açlığımızı bastırmaya yetecek bir hap verdi. Albüm için çok çok heyecanlanıyorum. Cihan Mürtezaoğlu da albümünü beklerken helak olduğumuz isimlerden (ki o da geliyor). Muazzam bir üretimle sürekli yeni şarkı sürüme verdi yıl boyu. Eğer bu şarkılar olmasaydı Sarı Söz tekliği hiçbirimizi kesmezdi. Ama Sarı Söz’ün de hakkını verelim. Çok iyi bir albüm geliyor, belli. Can Kazaz istim üstünde. Bu yıl da ikisi cover, 5 şarkılık Eski Usül’ü sürüme verdi. Dünyanın derdiyle sıkıntılarını çok güzel dile getiriyor Can. Kendi halinde olduğunu söylüyor mütevazılıkla. Ama halimizi anlatıyor. Yıl sonuna yetişen Ahmet Ali Arslan EP’si Su Akar Deli Bakar da söz yazımı bir yana, Türk Sanat ve Halk Müziği referanslarıyla gitar müziğini yanyana getirişiyle yılın en özgün sound’larından biri olarak kayda geçti. Geçen yılın sürprizi Fanikedi, bu yılı da boş geçmeyerek Essay Yerine Bunu Verseydim’i çıkarttı. Lo-fi kayıtlarının salaşlığı, şarkı söylerken rahatlığı ve bahsettiği konular Fanikedi’yi bir kez dinleyince müptelalık yaratıyor. Sofar performanslarını şaşkınlıkla izlediğimiz çok genç (ama harbiden çok genç) iki kadın vokalisti ve söz yazarından bahsetmem gerek, Deniz Tekin ve Sena Şener. Deniz Tekin’in soundcloud hesabında pek çok kaydı var, Sena Şener’in ise birkaç videosu. Bu yaşta böyle sözler yazacak birikimleri olması ve vokal kabiliyetleri inanılmaz ölçüde etkileyici. Bir diğer genç kadın, Şenceylik de büyük bir potansiyel. Yengeç EP’sini çıkarttı ve gerisi de gelecek gibi gözüküyor. Yine çok iyi sözler ve icra. Beni en çok etkileyen isim ise s’Ne (Sinem Güngör) oldu. Soundcloud hesabında telefonla kaydettiği şarkıları var. Diğerlerinden farkı, politik tavrı. “Yok oldular”ı bulup dinleyin, alayacaksınız. Sene boyunca performans videoları ile idare ettiğimiz ve yılbaşında albümü gelmekte olan Kalben, geçen yıl bizleri nasıl çarptıysa, bu genç kadınların her biri tek başına aynı etkiyi yaratmaya aday. Neler oluyor yahu?
 
Post-rock, prog ve deneysel müzik açısından da bereketli bir sene oldu 2015. En etkileyici iki albüm, deneyimlilerden geldi. Reverie Falls On All’un Rebloom’u, ikilinin en iyi albümü. Replikas’tan tanıdığımız Barkın Engin ve Burak Tamer’in projesi RFOA, 2003’ten beri çağdaş müzikten IDM’e kadar geniş bir aralıkta müzik üretiyor. Rebloom, birkaç parçada yer alan konuk vokalleri, daha melodik yapısı ve sakinliğiyle en kolay dinlenebilen albümleri. Ama “en iyi” albümleri dememin sebebi kusursuz tınlaması.2014’ün yalpalayarak geçiren On Your Horizon, arayışlarını şimdilik 3 parçalık Turbulent EP’si ile sonuçlandırdı. Post-rock’ın memleketteki öncü grubu olma hali, sanırım artık onlar için geçerli değil. Çok daha deneysel ve türsüz bir müzikleri var artık. Bu arayışlar heyecan verici. Deneyimli post-rock gruplarımızdan (ki artık müziklerini enstürmantal rock olarak tanımlıyor) Help! The Captain Threw Up, uzun bir aradan sonra Ancient Dance Songs adlı 5 parçalık EP’yle döndü. Albüm için çok uğraştılar ve bu çabanın sonucu ekibin en iyi albümünü getirmiş. Eskişehir çıkışlı İstanbullu grup Skysketch de uzun sessizliğini iki bölümlük EP’leri Our Faces Go Blank, Part I ve Part II ile bozdu. Toplam 4 şarkıda progresif rock elementleriyle toplumsal baskı ve çekişmeler gibi konuları işliyorlar. Türün meraklısına birebir. Eskişehirli Forsioux’nun bu yıl M4NM etiketiyle çıkarttığı Pan ise, stoner, psikodelik etkileriyle harmanladığı deneysel rock, Yiğit Seferoğlu’nun yazdığı sözlerle fark yaratıyor. Söz yazımıyla dikkat çeken Nekizm’in bir görünüp bir kaybolmasından sıkıldık biraz. Şubat ayında çıkarttıkları EP’den sonra yine sessizliğe büründüler. Oysa senenin en dikkat çeken EP’lerinden birini yaptılar ve müzik âşıklarının sahnede daha çok görmek isteyeceği bir grup Nekizm. Mr. Mina da Nekizm gibi Who Are We Who We Are label’ından çıkarttığı ilk kısaçaları Choice Parade, Part I – A Wan Parable ile yılın yeni seslerinden biri. Çok iyi bir prodüksiyonla ortaya çıktılar. Türlerden bağımsız müzikleri gelişmeye çok müsait ve umut verici. Yerçekimi, kadrosuna Barkın Engin’i katarak yılı iki yeni şarkıyla geçirdi. 2014’ün en orijinal sound’larından biriydi yarattıkları. Tavır aynı, sadece Barkın gibi bir gitarist ekibe katılınca gitarlar biraz daha yük almış. 2013’ün en büyük sürprizlerinden biri olan Tavana Basma da Kerim Safa’nın solo projesi olmaktan grup formatına dönüştü. Yoksa sahne performansları mı başlayacak diye çok heyecanlandım ama takip ettiğim kadarıyla böyle bir şey olmadı. Her neyse, yeni bir şarkı yayınladılar. Eğlencenin Ortasında’nın deneyselliğinden bir hayli farklı, içsel hikâyesiyle sözlerin öne çıktığı bir kayıt. Son anda bu yılın değerlendirmesine dahil olan Klan’ın Klan Ist Klan EP’si de grubun az zamanda çok yol katettiğinin göstergesi. Senenin en çalışkanı takdirnamesi de Gülşah Erol’a. Barış Ertürk, Azad Samad Kamali, Feryin Kaya ve Berke Can Özcan’la Birds Ensemble, Korhan Argüden ve Luke Anthony Burke ile Ekim ayından bir konser, aynı ekiple Abstra ve Jürg Solothurnmann ile Abstra & Jürg Solothurnmann ve solo Günlerini Sensiz Geçiren EP’lerini çıkarttı. Çellist, kompozitör, doğaçlama performans icracısı, besteci, vokalist... seçin, beğenin, alın. Benim favorim Birds Ensemble, belirteyim.
 
Dünya ölçeğinde büyük bir hareketlenmenin olduğu elektronik müzik sahnesinin memleket tezahürü daha sakin geçiyor. Türün en üretken label’ı Partapart oldu. Synth-rock’ı techno ile buluşturan Men With A Plan’in This Is What You Want, This Is What You Need, synth-wave’i elektronika ile karıştıran Mind Shifter’ın Welcome, future garage, abstract, IDM türleri etrafında gezinen Z Axis’in Digital Missing, bir ya da birkaç janra sıkıştıramayacağım türler arası müziğiyle favorim OtherMan’in I Exist ve Berlinli Hüma Utku’nun ambient projesi R.A.N’in Her Trembling Ceased senenin dikkat çekici çalışmaları olarak topyekün Partapart’tan çıktı. Üretken deneysel elektronikçilerimizden Ekin Fil bu yıl da bir 45’lik plak ile zuhur etti. Believers / Here Before isimli iki parçanın ilki noise ve drone öğelerin eşliğinde huzursuz bir abmient, diğeri huzursuzluğun derinden gelen vokallerle arttığı minimal endüstriyel bir çalışma. Gantz’ın Londra’da plak olarak basılan Witch Blues EP’si ise Emir Ongun’un deneysel – minimal dubstep’ini dünyaya duyurdu. Geçen yılın sonunda Kronovox Archieves’dan çıkan Jammer & Ozmeister’ın Asymmetry EP’sini de not düşeyim. Bas gitar ve gitarın organik tınılarıyla drum & bass’a ve dansa meyyal elektronika. Zeleia’nın Outsider’ı da deneyselliği ağır basan, drone etkili ambient senteziyle dikkat çekiyor.
Buraya kadar okuyan kaldıysa, filmin sonu en heyecanlı, en bereketli sahneyle geliyor, hip hop. Yekten M4NM ile başlayalım. Geçen senenin büyük sürprizi Muasır, bu yıl da yaptı yapacağını ve yılın en iyi albümlerinden birine imza attı. Tamura Kafka, hip hop sahnemizde nadir gördüğümüz r&b ruhu ve groove’u ile emsallerinden çok ayrı bir yerde duruyor müzikal olarak. Üstüne de dobra dobra sözlerle politika yapıyor. Çok başka. Dinlemeniz lazım. Kolektifin bu yıl ki üretimleri ambient ve abstract hip hop türlerinde daha çok. Zeuma Mera’nın Dreams’i, adı üstünde, rüyalar âleminden sesler içeriyor, Afgan’ın Passive Misfit’i beyin lobları arasında gezerken nöronları hareketlendiriyor, Cengaver’in bu yılki skalası Skala II de Ağaçkakan’ın vokal yaptığı tek track haricinde abstact hip hop. Kolektifin ağır topu, kıymetlim Ağaçkakan da ilk resmi single’ını yayınladı. “Palas ve Pandıras”ı da, Ağaçkakan’ın ürettiği ya da dahil olduğu her kaydı dinleyin derim. Yine M4NM’den çıkan Mono’nun Ölmedik Sürünüyoruz’u ise elektronika ve hatta rock’a göz kırpan yılın kazanımlarından. 90BPM yılın en iyi albümlerinden birine imza attı, evet, ama bir taraftan da bünyesindeki isimlerin ayrı ayrı kolektif işlerini de yayınladı. Farazi V Kayra’nın Sarhoş Palavraları ve İbretlik Hikayeler ve Kayra & Sorgu’nun Gitmedim Ama İçinden Geçtim albümleri, kalabalık künyeleriyle kolektivitenin gücünün göstergesi olmaları yanında, bir taraftan çok iyi prodüksiyonlara sahip, diğer taraftan hip hop’un yeraltından akan damarını gösteren çok iyi örnekler. Sayedar’ın Ege Çubukçu ve Sattas Orçun Sünear ile birlikte yaptığı teklik “Bir Oluruz” da reggae hip hop kardeşliğinin somut örneği olarak kayda geçti. Bağcılar’ın bağrından gelen Alien Hand seri halde üç EP yayınladı; (Uyuyan Adam’la birlikte) Golyat, Evsel Atık ve Pastel Boya. Özellikle sonuncusunu tavsiye ederim. Bu arada enstrümantal hip hop ve aslında genel olarak enstrümantal müzik seviyorsanız, Snatchers ekibini takip etmenizi hararetle öneririm. Aylık yayınladıkları kompilasyonlar sayesinde çok çok iyi isimler yakalayabilir ve sonra da müptelası olabilirsiniz.
 
İnanın hâlâ yazamadığım albümlerin vicdan azabını çekmekteyim. Ama yine inanın, pilim bitti.  tayfunpolat@hotmail.com