A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | BİLİMKURGU’DA YÜZLEŞMELER

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/89/632" target="_blank" class="twitter">twitter

BİLİMKURGU’DA YÜZLEŞMELER


Selim Ataş
Yüzleşme geçmişle ilgili bir şey, malumunuz, bilimkurgu da ekseriyetle gelecekte geçiyor. E, o zaman, gelecekte geçen bir kurguda geçmişle yüzleşmeler bulmalı ama kim neyle yüzleşecek? Bunu muhteşem ikilektik düşünce biçimiyle ikiye ayırdım. İlki kişisel yüzleşme, ikincisi de toplumsal yüzleşme.

İlkiyle başlayalım o zaman. Kitapları tek tek aklımdan geçirirken orasından burasından yüzleşmeler yakalamaya başladım. İlk aklıma gelen Dan Simmons’ın Hyperion kitabı oldu. Kitap birbirleriyle alakası olmayan 7 kişinin Galaktik İmparatorluğu kurtarmak için Hyperion gezegenindeki Zaman Mozeleleri’ne hac yolculuğu sırasında anlattıkları hikâyelerden oluşmakta. Ne yazık ki bu mekân yarı tanrı, yarı Apaçi Helikopter, yarı da Game of Thrones tahtına benzeyen Shrike’ın mekânı. Bütün hikâyeler de Hyperion gezegeni ve Shrike ile alakalı tabii ki. Yolun sonunda her biri Shrike ile karşılaşacak ve hayvanoğluhayvan gücündeki bu yaratık bunların geleceğine karar verecek. Şimdi hepimiz çocukken çaldığımız bir sürpriz yumurta veya gizlice kaçırdığımız araba yüzünden yüzleşmek zorunda kaldığımız makul insanlar için bir süre şükredelim lütfen.

Phillip K. Dick, herhalde yüzleşmeleri en çok kullanan yazarlardan biridir. Hatırladığım kadarıyla kendisi gibi problemli olan karakterleri, orada burada eksik yamuk yanları veya yaşadıkları hayatın bir yalandan ibaret olduğu gerçeği ile yüzleşmek zorunda kalıyor ve bir farkındalık güneş gibi doğuyor karakterlere. Misal Total Recall’daki Douglas Quaid (Arnold) abi, bırak geçmişte yaptığı bir şeyle yüzleşmeyi, hiç hatırlamadığı bir geçmişle yüzleşmek zorunda. Ne kadar içtiyse artık. Yüzleşmelerin en estetiği ise Blade Runner’daki android olduğunu bilmeyen android hatunun android olduğunu öğrenmesi değil midir?! Artifaceal yüzleşme!

Hazır filmden girmişken şunu da aradan çıkarayım; “yüzleşme” konusunu ilk duyduğumda geyik kafam (hayır, şöminenin üstünde asılı olan değil) “Eee, Face-off diye bir film vardı, Travolta ile Cage yüzleri değiştiriyorlardı hani. Bundan âlâ yüzleşme mi olur eke eke,” diye bir fikir attı ortaya. Sonra fark ettim ki her gün aynaya baktığımızda bir denyo ile yüzleşiyoruz zaten. Ay dur dur. Denyoyla yüzleşen benim, size artık kim düşüyorsa onunla yüzleşin.

Bir de aklıma Dune serisinden Dune Tanrı İmparatoru kitabındaki zavallı Duncan Idaho geldi. Kımıl Tanrı Leto 2, dedesinin kılıç ustası olan bu arkadaşı üçbin yıl boyunca tekrar tekrar canlandırtıp duruyor. Zavallım da arada bir kopya (ghola) olduğunu farkedince bazen kendini öldürüyor, bazen kendini şaraba veriyor falan... Arkadaş, yüzleşmenin de bir sınırı var ama. Sittin milyon kere de yapılmaz ki!

İkinci bölüme geçelim. Bu bölümü de kendi içinde ikiye ayırmam gerekiyor. Birincisi bizim şu anda yaptıklarımızla gelecekte yüzleşecek olan insanların durumundan bahseden hikâyeler. İkincisi ise kurgudaki toplumun yüzleşmesi gereken geçmiş hataları.

İlk bölüm bize tanıdık gelecek. Hepimizin bildiği, günümüzdeki problemlerin ileri götürülmesiyle oluşacak dünya düzenleri hakkında hikâyeler. Mesela kontrolsüz çoğalmamız yüzünden geleceklerin çoğunda büyük bir nüfus problemi vardır. Harry Harrison’ın Yer Açın! Yer Açın! romanı bu konu üstüne yoğunlaşır. Durum o kadar vahimdir ki, apartmanların merdivenleri bile ailelere kiralanmaya başlanmıştır.

Veya kapitalist hırs, büyük şirketler, birçok hikâyenin kötü yaratığıdır. Harbiden de büyük şirketler yaratık gibi; etik değerleri olmayan, doymak bilmeyen açlıkları ile insanları hücre olarak kullanan şirketler dolu dünyamız. Çalışanlarının da birer hücreden farksız, kendi gelirine giderine baktığı ve ana bedenin kararlarına etki edemediği bu yapının hisse senedi saçmalığı yüzünden bir sahibi de yok, keyiflerine göre semirip duruyorlar. Vallahi korkunç yaratıklar. Çoğu cyberpunk romanın ana karakterlerinden olan bu yaratıklara William Gibson’ın kitaplarında bol bol rastlarız. Richard Morgan’ın Altered Carbon serisinde kahramanımız Takeshi Kovacs’ı kullanan bu şirketler adamın ölmesine de izin vermiyorlar. John Brunner’in klasiği Stand on Zanzibar’da durağan kalırsa iflas edecek ekonomiyi kurtarmak için Benin’i iki gömlek atlatmak isteyen bir “Uzun A.I.” var. 3. köprü, havaalanı gibi çılgın projeler işte...

Dünyada sınıf, coğrafya, cinsiyet, din veya ırklar arasındaki nefretlerin yol açacağı problemleri ele alan birçok hikâye var. Bu tarzın ağır topu tabii ki Ursula K. LeGuin. Karanlığın Sol Eli’nde tek cinsiyetli bir toplumda nelerin değişeceğini anlatıyor. 1984’te kıta devletlerin sürekli düşman / müttefik değiştirmesi de coğrafi düşmanlığın manasızlığını güzel gösteriyor.

2. kısıma yine LeGuin ile başlayalım; Dünyaya Orman Denir’de börtü böcek ve yerli uzaylılara yapılan zulmü anlatıyordu. Bir nevi düşük bütçeli Avatar gibi.

Yine Hyperion’a döneceğim, çünkü ikinci kitapta fark ediyoruz ki gezegene gidenlerden biri casusmuş ve düşmana karşı da çalışıyormuş, ama aslında onlara karşı da çalışıyormuş, çünkü meğer tek derdi (dikkat, ağır spoiler) zamanında kendi gezegeninin doğal güzelliklerini yok eden Galaktik İmparatorluk’tan öç almakmış. Yaa. Al sana Galaktik yüzleşme.

Son olarak derginin bu konuyu seçmesine sebep olduğunu düşündüğüm etnik soykırım yüzleşmesine bir örnek vereyim. Ender serisinde (yok, film değil, kitaptan bahsediyorum) bütün bir uzaylı ırkını oyun oynadığını sanarak neredeyse yok eden Ender’ın yaptığıyla yüzleşmesi dört kitap sürüyor arkadaş. Yüzleşme deyip geçmeyelim yani. Ha, bir de biz şanslıyız, 80-90 sene yaşayıp yüzleşebildiğimiz kadarıyla dükkânı kapatıp gidiyoruz. Ender kaç sene yaşıyor onu bile bilemiyorum, malum değişik gezegenlerde ikamet ettiği için yıl olayı biraz karışık. Amma velakin yaptığının ne kadar kötü bir şey olduğunu gören ve aslında basit bir şekilde “karşısındakinin meramını anlamadan hobarey diye üstüne gitmemek gerek” kısmını anlayan Ender, basit bir özürle değil, neredeyse yok ettiği böcek-ulusu yeniden yaşama döndürerek şahsi - toplumsal yüzleşme kombosu yapıyor.

Düşündükçe fark ettim ki, yüzleşme bilimkurgu kitaplarında sürekli olan bir şeymiş ve hatta genelde hikâyelerin dönüm noktasını oluşturuyormuş. Bir dönüşüme uğramak için geçmişte yapılmış bir hatayla yüzleşmek, halihazırdaki problemleri çözmek için bulunmaz bir şansmış. merkezekrem@gmail.com