A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Gönül gözüyle Kızıltepe Permakültür Çiftliği

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/86/519" target="_blank" class="twitter">twitter

Gönül gözüyle Kızıltepe Permakültür Çiftliği


Deniz Koloğlu

Çanakkale’nin Bayramiç ilçesine bağlı Çavuşlu Köyü’ne yakın bir arazide Kızıltepe Permakültür Çiftliği var artık. Tam bir çiftlik olmaya daha yolu var fakat gelecek sene bu zamanlarda Iraz-Eren çifti ve aileleri başlarını sokacakları evlerini çoktan bitirmiş de içinde yaşıyor olacaklar. Evlerini gönüllü işçilerle yapıyorlar. Tabii ki mimar, marangoz, çatıcı gibi ehil kişiler de işin içinde. İki ayda elliye yakın gönüllü ağırlamışlar. Ben de onlardan biriydim.

Çiftliğin sahipleri Iraz Candaş ve Eren Toydemir. Buluşma noktaları, Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü’nün konuşlandığı Marmariç. Onları buluşturan hem birbirlerine, hem de bu yeni hayatlarına duydukları aşkları: “O güne kadar bildiğimiz dünyadan çıktığımızda ikimiz de aynı şeyi istediğimizi gördük. Bir yandan da aynı şekilde birbirmizi gördük tabii”.
 
Iraz Candaş arkadaşım olur. İç mimarlık eğitimini bitirdikten sonra mesleğini icraya başlamadan yaklaşık iki sene önce permakültüre bulaştı. Kızıltepe’ye bizzat gidene kadar konuya olan tutkusunun bu kadarından ve de hakimiyetinden bihaberdim. Eren Toydemir’i Iraz sayesinde tanıdım. Eren, bir tiyatro insanı. Onun da bir üç senesi varmış permakültürde. İkisi de artık kendini şehirde tanımlayamaz kıvama gelmiş bile. Iraz’ın babası Cemal Bey ise öğretmenlikten emekli. Eşi, yani Iraz’ın annesi Hanife Hanım da öğretmen ve emekliliğine az kalmış. Onların da niyetleri ciddi, bu çiftlikte bir hayat tahayyül ediyorlar. İkisi de ebeveyn gibi değil, kendi güçleri ve bilgileri oranında bizzat parçası projenin. Cemal Bey, kırsala hâkim biri fakat permakültürle kızı vasıtasıyla tanışmış “Gençlerden çok şey öğreniyorum,” diyor. Peki neler olmuş ve oluyor şu an Kızıltepe Permakültür Çiftliği’nde?
 
Eren: “Geçen sene 23 Eylül’den bu yana permakültür ilkeleri ışığında bir şeyler yapmaya çalıştık. Bayağı büyük bir gölet yaptık, yağmur hendekleri kazdık, akasyalar diktik ki bunların hep sebepleri var. Bu Temmuz’dan beri de evimizi yapıyoruz; bugüne kadar elliye yakın gönüllü geldi. Bir sürü güzel insanla tanıştık…
 
Saman balyası, kerpiç ve ‘slip straw’ denilen bir teknik kullanıyoruz. Malzeme açısından da, boyut açısından da ilginç bir ev yapıyoruz aslında. Ayrıca ulaşım ve su yollarımızı yaptık. Ev biter bitmez de ne yetiştirebiliriz, bizi neler besleyebilir onlara bakacağız ve onları yapmaya başlayacağız.”
 
Cemal: “Bu projeyi, iki gencin doğayla savaşarak değil de uyum içerisinde yaşama ve insanlara da örnek olma çabası olarak görüyorum. Bu da doğrusu beni motive ediyor ve yakından ilgilendiriyor. Şimdiye kadar dünyayı değiştirmek için dünyanın fiziksel ve sosyal koşullarıyla savaşmaya çalıştık. Ama artık gezegen öyle bir hale geldi ki bu tür bir savaşma biçimiyle çok fazla katkıda bulunma şansı olmadığını düşünmeye başladım doğrusu.”
 
Eren, Iraz ve aileleri hem toprağın sahibi hem de bu projenin. Peki ömürlerini geçirmeyi düşündükleri bu çiftlikte nasıl bir yaşam kurguluyorlar. Yaşayıp gitmenin dışında başka ne planları var? 

Iraz: “Biz öncelikle kendimize yaşayacak bir alan aradık. Ama bu alanı başkalarıyla da nihai olarak paylaşmak istiyoruz. Sadece gönüllülük üzerinden değil, birlikte yaşayan bir topluluk olmak istiyoruz. Onun dışında sahip olduğumuz ve olacağımız bilgiyi paylaşabileceğimiz veya başka birilerinin paylaşabileceği, adına eğitim demek istemediğim ama o sürecin işlediği bir yer de olsun. Burada -tabii ki permakültür etikleri dahilinde- örnekler olsun, birileri gelip bir şeyler denesin.”
 
“Bu devirde birilerinin evinin inşaasında kim niye, nasıl karşılıksız çalışır?” sorusunun cevabı bende mevcut çünkü ordaydım. Benim asıl merak ettiğim gönüllü sistemini nasıl kurduklarıydı ve kısa ya da uzun vadeli bir “topluluğa” zemin olmak öyle kolay iş miydi?
 
Iraz: “Mail ile ‘Ben gelmek istiyorum, inşaat öğrenmek istiyorum,’ diyorlar; kursa gidecek parası yok belki ama kendi evini yapmayı hayal ediyor. ‘Bir işin ucundan tutayım’ diye ya da burayı merak edip görmek, bu fırsatı değerlendirmek için gelenler de oldu. Bence çok kıymetli bir deneyim. Bizim için de, buraya gelenler için de öyle.
 
Uzun süreli bir topluluk olma adımları belirlenebilecek olan bir şey değil bence. Belli kurallarla sınırlandı mı yürümeyez ve karşılıklı her ilişkide de farklı şekilde yürüyecektir. Ama daha kısa süreli gönüllülükte, mesela bu ev inşaatı sürecinde işi biz tayin ediyoruz çünkü şu an için ne yapılması gerektiğini bilen biziz.”
 
Eren: “Biz buraya taşındık, dolayısıyla insanlar buraya geliyorlar ve biz buraya ömür geçirmeye geldik. Bizimle burda ömür geçirecek insanlar da kendini belli ediyor yavaş yavaş. Aynı şekilde burdaki iş planında da kendilerini belli ediyorlar.
 
Gönüllülükten daha güzel, doğru bir öğrenme yolu yok! Bir kere iş tamamen sana emanet ediliyor. Sen öğrendikten sonra –ki hemen öğreniyorsun- o işi artık sen yapıyor oluyorsun. Buraya da, muhtemelen böyle kaygıları olan insanlar geliyor. Bir haftada öğrendiklerini nerede kullanacaklarına karar verebilecek hale geliyorlar.”

Kızıltepe günlerimde, Iraz, Eren, Cemal Bey ve de birkaç kişiyi daha kayda alma şansım oldu. Sohbetlerin ana ekseni Kızıltepe’ydi ama ben herbirinden haletiruhiyelerini, gönüllülükle ilgili düşüncelerini bir duymak istedim. Buraya sadece birkaçının sözü yansıdı ama ben altını çizmek isterim ki çok güzel insanlar tanıdım orada. Bu arada Kızıltepe’nin adının kızıllığı toprağının renginden geliyormuş. Bir diğer bilgi de, tapu kayıtlarında “kızıl” yazmasına rağmen Cemal Bey’in dediğine göre Türkiye’de hoşa gitmeyen isimleri değiştirme alışkanlığından olsa gerek belediye kayıtlarında “güzel”leştirmeye çalıştırıyorlarmış tepeyi.
 
Gönüllülerden önce,nispeten dışardan olan iki göze, inşaatın istihdam edilen Bayramiç’li marangozlardan, ahşap karkasından sorumlu Hakan Özen ve Mehmet Kurt’a, yani Müteahhit’le Karabali’ye birkaç sorum oldu.
 
Ben: Kerpiçten, saman balyalarından ev yapılacağını ilk duyduğunuzda nasıl karşılamıştınız?
Karabali: Şaşırdık. Olmaz diye hayalini kurmuştuk ama gerçekten çok güzel oluyor.
Ben: Bayramiç’te bu tür faaliyetler çoğaldı gibi bir şey söyleyebilir miyiz? Büyük şehirlerden gelenlerin sayısı arttı mı sizce?
K&M: Bayağı çoğaldı.
Ben: Nasıl karşılıyorsunuz bu durumu?
Müteahhit: Çok iyi.
Karabali: Benim için çok olumlu, çok iyi bir şey.
Ben: Peki, buraya benim gibi birtakım gönüllüler geliyor, bir hafta, bir ay, iki ay kalıyorlar. Bu durumu nasıl karşılıyorsunuz?
Karabali: Çok iyi bence. Yardımlaşma konusunda gayet iyi bir şeyler öğrettiğinize inanıyorum. Tabii insanlar onu ne kadar görüyorsa artık…
Ben: Bu durum size çılgınca geliyor mu?
Karabali: Aksine çok iyi geliyor. Çünkü insanların birbirine yardımcı olması iyi bir şey. Bir de değişik değişik insanlar tanıyorsun ve hepsi de iyi insanlar.
 
Arda Alkan iki aydır Kızıltepe’de gönüllü. Uyumun öneminden yana dem vuruyor. Saman balyası işi artık ondan soruluyor ve haliyle de gönüllü trafiğinin neredeyse tamamına tanık olmuş.
 
Arda: “Burda birine ayrılırken ‘Görüşürüz,’ dediğinde bunu gerçekten kast ediyorsun. Onu görmek istiyorsun çünkü. Mesela şu anki ekip o açıdan çok iyi.”
 
İdil Ateşli de gönüllülerden biri. Bu aralar yeni yeni, kendi emeğini bulunduğu mekânların içine yedirmeye ve bu tip şeylere kafa yoruyormuş. Kızıltepe’de olmaktan yana da mutlu. Orada zaten herkes mutlu…
 
İdil: “İnsanların ortaya emeğini koyarak karşılığında bir şey beklemeden yapabiliyor olmasını, böyle toplulukların, böyle insanların var olduğunu görmek çok güzel. Uzun zamandır sanki aradığım, içine kaynamak istediğim bir topluluk olabileceğini gördüm.”
 
Timuçin Şahin’le 2012’de Marmariç’teki 1. Akdeniz Bölgesel Permakültür Buluşması’nda tanışmıştık. Bir baktım, o da orda.
 
Timuçin: “Gönüllülük dediğinizde, insanlar hep karşılık beklemeden bir hareketmiş ya da sunulan, bağışlanan bir durummuş gibi yaklaşıyor. Evet karşılık beklememe durumu var ama beklemesen dahi aldığın bir karşılık var.
 
İşin planlanma ve lojistik kısmından da öte, sanırım bizi birarada tutan, işin sürmesini ve de verimli olmasını sağlayan şey sosyal dinamikler; burada insanların arasında kurulmuş olan bağ, buranın kendine özgü durumu, işleyişi, işlerin paylaşılma biçimi, diyaloglar, akşam oturmalarındaki sohbetler, insanların biribiriyle şakalaşması vs. Buranın gördüğüm çoğu arazi içinde gerçekten önemli bir yeri var. Bu kadar kısa sürede bu kadar iş başarmış olmaları keza…”
 
Mirmarlık okuyan Celâleddin Şirikçi bir hastanenin kız yurdu inşaatında stajını yaptıktan sonra yolunu buraya düşürmüş.

Celâleddin: “Yurttan sonra ekolojik bir yapıda çalışmayı canım istiyordu, doğayla dost, iç içe. Bizzat bunun içersinde bulunmak istiyordum. Hakikaten sıvasını karıştırayım harcını hazırlayayım falan. Şimdi de tam istediğim bir ortamdayım. Açıkçası burda bir işveren, iş sahibi, en azından yönlendiren biri olacağını düşünüyordum patron tarzında. Ama hiç öyle değil. Evde oturacak insanlar bile her işlerini rica ediyorlar. Biz de bir şey öğreniyoruz aslında, sırf onların faydasına çalışmıyoruz. Karşılıklı bir rıza ortamı var. O hoş geldi.
 
Kâzım Erdemir de şimdilerde Kaz Dağları’nın eteklerinde yeni bir hayat kurma amacında. Aynı mantalitede, aynı yolda olunca Eren’le Iraz’la yollarının kesişmesinin doğal olarak geliştiğini söylüyor. Bu zorlu süreçte en başından beri dostlarına, komşularına “disiplinli” bir şekilde yardım ediyor. Ben gittiğimde ağır iş yaparken bileğini sakatladığından mutfağa transfer etmişti kendini. Biz gönüllüleri doyurmaktan mükellefti kendisi.
 
Kâzım: “Çok garip bir tabir olabilir ama ‘İstanbul kafası’ diyeceğim; İstanbullulara göre gönüllülük, tabiri caizse saflık, kendini kullandırma, efendime söyliyeyim enayilik… Bana göre de bu gönüllü insanlar aslında gerçekten hayatın ne olduğunu anlamaya çalışan, başka yerlerde nasıl hayatlar yaşandığını merak eden insanlar. Gerek bilgileriyle gerek fiziksel güçleriyle veya herhangi başka bir şekilde destek olarak bu hayatların içinde girebilen insanlar. Bence bu cesaret istiyor. Burda herkes birbirinin arkasında duruyor, birbirine destek oluyor, birbiri için bir şeyler yapmaya çalışıyor ve bu gerçekten keyif verici bir his. Yalnız olmadığını hissediyorsun. İlginç bir şekilde de gönüllüler arasında da çok kısa bir sürede çok güzel bağlar kuruluyor. Bu da işte aynı yolda yürümenin, aynı fikirde olmanın bir yansıması diye düşünüyorum.”
 
Mutfak, lojistik, iş takip, çalışanları motivasyon… İnşaatın Cemal Amca’sı emeklisi olduğu öğretmenlik mesleğinin gereği hayatına yeni yüzlerin girip çıkmasına alışık muhakkak. Fakat doğru tahmin etmiş olsam gerek ki burdaki gönüllülerle ilgili ne hissediyorsunuz diye sorduğumda resmen tatlı tatlı içlendi.
 
Cemal: “Ben ‘78 kuşağıyım. Biz de zorlu bir dönemden geçtik. Yoldaşlarımız ve yoldaşlık ilişkilerimiz oldu. Çok güçlü ilişkilerimiz vardı. Çok büyük zorluklar da paylaştık. Aradan otuz-kırk yıl gibi uzun bir süre geçti ve ben, özellikle bu son birkaç ay içersinde yeni tanımış olduğum, permakültür daha doğrusu çevre duyarlılığı olan gençlerle çok farklı insani ilişkiler kurma şansı buldum. Keşke herkesin böyle bir şansı olsa. Biliyorum ki günün birinde, birkaç yıl sonra onlar da buraya koşarak gelecekler. Biz de onları ayakta karşılayıp boyunlarına sarılacağız. Gençlerden umudunu kestiğini söyleyenlerin bu ortamı görmelerini çok isterdim; burdaki o dayanışma ruhu, paylaşma, dostluk, arkadaşlık, doğa sevgisi… Birçok şeyden daha fazla ders, ibret alınacak kadar öğretici.”
 
Anlayacağınız üzere burda alıştığınız gibi bir işveren ya da ustabaşı yok.Tabii ki lojistikten,gönüllülerin doğal ihtiyaçlarının karşılanmasından çiftlik sahipleri sorumlu.Kızıltepe’de olagelen bu birliktelik halinin tarifi gerçekten zor. Gider gitmez tuhaf bir bilinçle orada “dönen işlerin” bir parçası oluveriyorsunuz. Temsilen iki kelimeyle akışkan ve de gönülden diyebilirim.

Bu yazı aslında uzun bir sohbetin sadece takımlık birkaç bölümü.Bu link’ten ise röportajın sesli haline ulaşabilirsiniz. Zira orda mevzuun çok daha boyutlu olduğunu işiteceksiniz.
  dkologlu@gmail.com