Fotoğraf: Aylin Güngör

123 Anja ile Üçlemeyi Tamamladı


Tayfun Polat

123 (yüzyirmiüç), Aksel ve Arve’den sonra, üçlemeyi Anja ile tamamladı. Anja, yılın en başarılı albümlerinden biri olması bir tarafa; sadece üçlemeyi tamamlamakla kalmıyor, grubun kendine çizdiği yeni yolun heyecanını da barındırıyor. Feryin Kaya ve Berke Can Özcan ile yeni albüm ve yenilikler üzerine konuştuk.

Mazisi 2004’e kadar dayanıyor 123’ün. 2009’da meşakkatli bir işe kalkışıp, ilk albümleri Aksel’i, 230 sayfalık bir albüm kitapla birlikte kendi firmaları Aisha Records’tan çıkartarak, bağımsızlıklarını ilan etmişlerdi. Daha önceki deneyimlerinden, istedikleri gibi bir albümü (kapağı, filmi, kitabı olabilen) basma hayallerinin hepsinin basım aşamasında suya düşmesinden dem vuruyor Feryin. “Biz bu işi yapamaz mıyız?” diye araştırınca da yapılabildiğini görüp işe koyulmuşlar. Sonrası arka arkaya gelen albümler.

Anja’da ise durum biraz değişiyor. Grubun kurucu üyelerinden Burak Irmak’ın ayrılığı sonrası, Berke Can, Feryin ve Dilara (Sakpınar), gidişat üzerine konuşmaya başlıyorlar ve olayı yeni bir albüm çıkartma avantajına çevirme konusunda hemfikir olunuyor. “Uzun zamandır gitarlı bir müziğe dönmeye hazırmışız,” diyor Berke Can. “Burak, gidişiyle uyandırdı bizi,” diye ekliyor Feryin. “İstediğimiz büyümeyi şimdi yapalım,” demişler. Lansman konserinde neredeyse 10 kişilik bir ekiple çalmışlar. “Bu durum çok hoşumuza gitti,” diyorlar.

Nihayetinde, grubun sabit kadrosuna gitar ve trombonda Arda Erboz, vibrofon ve perküsyonda Seçil Kuran’ın katılımı ve konuk sanatçılarla (Barış Ertürk iki şarkıda saksofon ve bas klarinetiyle, Gunnar Halle bir şarkıda trompetiyle, Gökçe Gürçay ve Ayşegül Akarsu, bir şarkıda vücut perküsyonuyla ve Selim Saraçoğlu da aynı şarkıda gitarıyla) çoğalmış bir ses örgüsü var Anja’nın.

“Kafamızda bir sound’la yeni bir albüm fikriyle başlamadık,” diyor Feryin. “Grubun tekrar devam edeceğinden bile şüpheliydik.” Sonra, zaten tanıdıkları Arda ve Seçil ile birlikte çalışma koşulları oluşmuş. Onlar da kendi sound’larını getirmişler. “Yine de, grubun bu beşli haliyle yepyeni bir müzik yazmadık,” diyor Berke Can. “Parçaları Dilara, Feryin ve ben, önceden bir yere getirmiştik. Yeni elemanlarla sound’da tabii ki büyük değişiklikler oldu. Kendi partileri için yeni şeyler yazarak, yaratıcılıklarını sonuna kadar kullanarak çalıştılar. Ama, bundan sonra yepyeni bir müzik yapacaksak, herkesin katılımının eşit olduğu, o bir sonraki albüme kaldı,” diye de özetliyor devam etmekte olan süreci.

Şimdiye kadar yapılan albümler arasında en fazla Türkçe söze sahip olan Anja, aynı zamanda üç kişinin öyküsünü anlatan üçlemenin, kadın karakterin gözünden anlatılan sonu. İki şarkı hariç, Dilara’nın sözleriyle dinliyoruz öyküyü. Aslında Türkçe sözlerin artışı bile bir değişim 123 için. Ama esas değişim, müzikte.

Sadece yeni enstrümanların girişiyle açıklayamayız müzikal değişimi. Önceki albümlerin sakin, ambient ve çoğunlukla düşük tempolu sound’u, bir anlamda 123’ün alametifarikasıydı. Anja ise daha girişte “No Return” ile yeni bir şeyin gelmekte olduğunu fark ettiriyor. Ruh hali olarak belki hâlâ sakinlik sürüyor müzikte. “There I Go”nun sonuna doğru tansiyon artıyor ama. Ardından “Hayat”, şaşırtıcı bir 123 şarkısı olarak geliyor. ‘90’ların alternatif rock’u şimdi de “yeni” tınlıyabiliyor ise sebebi onlar. “Gel” ile ‘90’lardan devam ediyoruz. “Post Burak”dan ayrıca bahsetmek gerek. Yıllarca birlikte müzik yaptıkları arkadaşlarını “Yeniler önümde, denemeye hazırsındır... Sen gülerken başım döner, ama mutlusundur,” diyerek, huzurla uğurluyor. Albümün ağır toplarından “Undertow”, grubun şimdiye kadar yaptığı en iyi şarkılardan biri olabilir. Ama “Not Mine”, memlekette şimdiye kadar yapılmış şarkılardan biri. Pearl Jam’in Yield ve No Code albümlerinde davul taburesinde oturan kişi olarak ismini bildiğimiz Jack Irons’ın ritmik kompozisyonunu yaptığı bir şarkı imiş. Berke Can’ın Bir Beats Big Times isimli, yabancı davulcularla birlikte yaptığı çalışmaları içeren ve yakında yayınlanacak projesinde farklı bir versiyonu varmış bu parçanın. Sürükleyici davullar ve basın
yükselttiği tansiyonla, o devrin tipik bir Pearl Jam şarkısı gibi başlıyor. Ancak Dilara’nın girişi, ilerledikçe üflemelilerin eklenişi, vurmalılar ile benzersiz bir 123 şarkısına dönüşüyor. Mükemmel. Belli ki bu zirve, grubun bundan sonraki müzikal izleğinde bir hayli belirleyici olacak.

Anja, kişisel kanaatimce en iyi 123 albümü. Grup olaral şimdiye kadar yaptıkları müzikle, grup elemanlarının yer aldıkları diğer müzikal projelerle (ki çok fazlalar) kendilerini çoktan ispatlamış müzisyenlerin, üstüne koyduğu, başka sulara yelken açtığı bir albüm. Bu gidişat, bir sonraki albümle ilgili büyük merak uyandırıyor. Sadece müzikleriyle değil, kendi ifadeleriyle kontrol manyaklıkları yüzünden zor bir yola baş koymuş, bağımsızlığından ödün vermemiş, müziği diğer sanat dallarıyla birlikte düşünen ve dilediklerini yapabilmek için kendi firmasıyla üreten bir grubun, şu memleket koşullarında işi zaten zor. 123, sadece bu albümdeki müzikal değişimiyle değil, hayata geçirmeye çalıştığı fikirlerle de desteği, takdiri hak eden bir grup.

Takdir de sizin bundan sonra. Destek de sizin olmalı. Berke Can “Plak geri döndü, evet. CD arabada dinleniyor, evet. O yüzden benzincide satılıyor, evet. Biz de benzinciye giremeyecek kadar küçüğüz zaten,” diye özetliyor durumu aslında. Bu koşullarda CD yapmanın ne anlamı var? Sorunun yanıtı, 123’ün şimdiye kadar yaptıklarının devamını isteyip istememekle alakalı. Dijital platformlarda ya da CD olarak dinlemek, az sayıdaki konserlerine gitmek... Takdir ve destek...
info@kargamecmua.org