A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Maymun Kardeş, İnsan Olma Onurlu Yaşa

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/85/479" target="_blank" class="twitter">twitter

Maymun Kardeş, İnsan Olma Onurlu Yaşa


Murat Mrt Seçkin
Ev arkadaşım ve sevgilim ile beraber ayda en az bir adet keyiflik 3D film izleme kotası oluşturduk. Gözlüklü bir birey olarak üç boyutlu film izlemek benim için oldukça can sıkıcı olduğundan dolayı kendi adıma bu rakamı asgari seviyede tutuyorum. Bir yandan filmi izlemeye çalışırken öte taraftan gözlüğün odağını bulmak I-Max ekranda “şaşı bak şaşır” yapmaya benziyor. Hiç hoş değil. Sanırım sinema teknolojisi tüm ekran bağımlılığına rağmen yeni nesli oldukça sağlıklı görüyor ya da lens endüstrisi ile gizli bir anlaşmaları var.

Bu 3D deneyimini mümkün olduğunca farklı sinemalarda yapıyoruz. Böylece ileride mutlaka gidelim diyeceğimiz bir film için doğru yeri de cepte tutarız diye düşünüyoruz. Konu ile ilgili henüz tatmin edici bir sonuca ulaşamadık. Tabii ki güzel salonlar var ama sinemaların “iyi hizmet istiyorsan, parası da iyi olur” mantığı nedeniyle bir filme 20 lira vermek istemiyorum. Ayrıca tek isteğim düzgün koltuk dizilimi, iyi ses, iyi görüntü ve havalandırma. Kusura bakmayın da alışveriş merkezlerine delice yatırım yapıp cezasını bize çektireceğinize, AVM’lerden bağımsız salonlar yapsanız emin olun daha çok gelen gideniniz olur. Üstelik tüm o mağazaların ve binanın subliminal tüketim göndermelerinde boğulmamış, keyfi daha yerinde izleyicileriniz olabilir. Mesela bu sefer D-100 üzerindeki eski Ford tesislerinin yerine açılan Akasya AVM’nin en üst katına gizlenmiş (cidden) salonu deneyelim dedik. Ne yazık ki alışveriş merkezinin her yerinde sizi kör edecek kadar beyazlık olduğu için sinema salonuna girdiğinizde gözbebeğinizde bir süreliğine flaş patlamaları yaşıyorsunuz. Eh bir de kapalı bir ortamdan tekrar 2-2,5 saat kalacağınız başka bir kapalı ortama geçmek çok hoş olmuyor tabii ki.

Bu ay hedefimizde doğal olarak Dawn of the Planet of Apes (Mat Reeves) vardı. Pierre Boulle’in Fransızca La Planète Des Singes kitabından uyarlanan ve 1968 yılında görücüye çıkan Planet of the Apes (Franklin J. Schaffner) o dönemde olay olmuştu. Kırklı ve ellili yılların neredeyse ırkçı cangıl kültürü ve arabalı sinemalarda büyüyen bir nesil ile altmışlı yılların gittikçe asileşen gençleri aynı yapıma farklı gözler ile bakmıştı. Hayattaki muhafazakâr ve şiddet yanlısı tercihleri ile bizi üzen Charlton Heston’un oynadığı Gerge Taylor karakteri ise bazıları için hain, bazılarına göre kahramandı. Kısaca çok basit bir şekilde ifade etmem gerekirse filmin sonuçları şu şekilde oldu:
1. Zenciler memleketi işgal edecekler, hepimizi vahşice öldürecekler. (Belki de yiyecekler)
2. Amerika üç tane tüylüye boyun eğemez.
3. Atalarımız geçmişin hesabını acı ile ödeyecek.

Büyük ihtimal gösterilen her ülke kendine göre yorumlamıştır durumu. Ortaokul dönemimde o zaman çok ender de olsa çocukları zenci gördüğünde “Kunta Kinte” dışında “Maymunlar Cehennemi’nden kaçmış” dediğini duymuş olduğuma göre ülkemizde de altmışlardaki ilk gösteriminde bazı kesimlerde nasıl bir havayla karşılanmış anlayabiliriz.

Tutucu olduğum düşünülsün istemem ama ilk film sanırım uzun soluklu bu serinin en güzel filmi. Yeni yapımlar hikâye adına (zaten ve doğal olarak) çok bir şey veremezken, efekt, ses ve kamera oyunları ile bizi yerimizde oturtmayı deniyor. Başarısı ne olursa olsun hiçbiri ilk filmin o kendine has havasını yakalayamıyor. Belki bir gün aklı başında bir yönetmen efektin cılkını çıkartmadan ve illa gerçekçi olacak diye kafaya takmadan herhangi bir bilim kurgunun yeniden yapımını çeker de biz de biraz rahatlarız. Gerçi yeniden yapım çekmeseler sanki daha iyi olacak, o da başka konu.

İşin doğrusu ilk film Rise of the Planet of the Apes (Rupert Wyatt) gibi hikâyesi ile sizi etkilemiyor. Sanırım “Lord of the Rings” serisinin verdiği bir alışkanlık ile bu tip heybetli filmlerde mutlaka acayip bir savaş sahnesi bekliyoruz. Yeni film de daha başından sizi bu beklentiye sokuyor. “Hah, birazdan savaş olacak, nereden baksan sahne 15 dakika sürecek, oh oh aksiyon” diye bekleyen arkadaşları da çok üzmüyor bu sayede. Diyaloglardan zaman çizelgesine, kurgusundan oyuncuların tepkisine kadar birçok yerde klişeden öteye gidememiş. Mesaj vermek isterken yeni bir şey söylemeyen, derdini aksiyona yenik düşüren bir yapıma dönüşmüş.

Bu arada arkadaşım Barış Oğuzer sayesinde seri ile ilgili kafamıza en çok takılan konuyu da dile getireyim. Bu maymun kardeşler neden gittikçe insana dönüşüyorlar. Zaten kendilerine bin türlü eziyetle hayatı zindan eden bu canlı türü ile savaşmaya karar vermişsin. Boş ver, bunu kendi yönteminle yap. İnsan olma ne gerek var. Silah taşımaları, okumayı öğrenmeleri, araç sahibi olmaları normal olabilir ve bunu yapabilirler ama sosyal tepkilerini de gittikçe insana dönüştürmeleri çok da mantıklı gelmiyor. En azından şimdilik. Kimbilir serinin sonlarında belki buna da bir gönderme yaparlar da içimiz rahatlar.

Yukarıdaki kişisel fikirler dışında kabul etmek lazım ki Dawn of the Planet of Apes seyirlik, keyifli bir film. Sinemada seyredilmesi özellikle tavsiye olunur. Ayrıca yapımcıları ve teknik ekibi çok başarılı 3D uygulamaları yüzünden kutlamamız lazım. Gözüne gözüne kan ve ateşi sokmaya çalışmayan, oldukça temiz, yormayan bir boyutlandırma çalışması yapmışlar. Ellere sağlık...
muratmrtseckin@gmail.com