A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | AYLAK ve de MİSTİK

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/85/476" target="_blank" class="twitter">twitter

AYLAK ve de MİSTİK


Burak Bayülgen
Rock’ın neden isyancı olduğunu düşünür dururuz hep ama Simon Reynolds’un ve Joy Press’in yazdığı Seks İsyanları’ndaki psikanalitik indirgemecilikle isyan ve başkaldırı üzerine biraz daha eğilmek gerekiyor. Anne egemenliğinden, annenin rahminden kurtulmaya çalışan bireyin speed ve LSD içinde yüzerek bir baba figürüne öykünmesi, anneyi öldürmesi, ana rahminden kaçısı, kuşkusuz bu indirgemecilikte bağımsız ve kuralları yıkabilen bir bireyin oluşumunda etken ama isyanın ve toplumsal başkaldırıdan sonra ikinci bölümde şöyle bir soruyla karşılaşır dururuz:
Yolda payına düşeni yerine getirmiş, manifestosunu keskinleştirmiş, evini yurdunu terk etmiş olan asiyi tüm bunlar nereye getirmiştir?

Yani bu seri katil anti-kahramanlığı, kural yıkıcılık ve anarşi, bir bireyi oluşturduğunda ne olur? Hiçbir şey mi yoksa bir aylaklık mı?.. Cevabı Reynolds ve Press’in kaleminden şöyle okuruz: Hiçbir yere - bu hiçbir yer her şeyin olanaklı olduğu, ama aynı zamanda ikamet edilinemez bir yerdir. Bu da her asinin bir gün “yuvaya dönmek” zorunda olduğu anlamına gelir.

Bu aylaklık kendini psikadelia’nın içinde eritir durur ve Tabiat Ana’ya geri dönmeyi arzular ve de anne rahmine, yeniden... Öyleyse doğanın gizemlerinin bütününde LSD’nin etkisi altında bu hippi kültürünün egoyu da içinde barındıran bir durağanlığa kapıldığını belirtmekte oldukça yarar var. Ne zaman ki albüm kapakları doğada barınan figürlerle iç içe geçer, ne zaman ki sanatçılar kendi bedenlerinin çıplaklığında yine albüm kapağında poz verir dururlar, işte o zaman bu anarşiden sonra doğan mistisizm, aylaklığın ve de durağanlığın sanatsal olarak ifadesini yaratır.
Kadın karşıtlığı ve beden üzerinden yürütülen başkaldırı kendini çürümüş organlar üzerinden bir iğrentiyle ilişkilendiriyor, motorsikletler bir anda bu çürümüş ve kokuşmuş uzuvların baskısından kurtulmaya çalışıyor, bir yandan da kadını bir obje olarak görürken onun hâkimiyetinde evcimenliğe dönüşmek yasaklanıyordu. Kadın uzuvlarına ve bedenin seksüel parçalarına duyulan iğrenti kendini teknolojinin; robotların ve aletlerin kusursuz vücutlarında androjenleştiriyor, bu kusursuz cinsiyetsizlik “savaş” diyen cesareti erkeğe aşılıyordu. Ama konumuz gereği aylaklığın doğanın içinde bir mistisizme kavuşmasında beklentimiz etrafa duyarsız kalan bir bireyselcilikle; yani “ben” ile ilişkilendirilecekse eğer, tüm bu başkaldırının sonucunda bir rahme geri dönüşün sanki tüm bu başkaldırıya tezat oluşturması gibi bir durumdan ziyade “savaş” diyen bir rahimden kaçışın “savaşma” diyen rahme dönüşüne uzanan androjen bir dünyadan; yani “biz”den bahseder dururuz. Çünkü bu aylaklığın ütopyasında beliren yeniden Orta Çağlara dönüş, kılık kıyafete yansıdığı kadar psikadelia’nın içinde bir oturmuşluğa da hizmet etmekte, imaj olarak tamamlanmışlığın yerini daha da doldurmaktadır.

Doğaya karşıtlık, doğada olma...

Doğanın doğurganlığı ve buyurganlığından kaçan başkaldırı kendine uzuvların ve de eksikliğin doldurulmasıyla “savaş, yık, kural tanıma” dedirdirtirken, rahimden kaçan erkeği; bağımsız ve de yetkin erkeği tamamlar.

Başkaldırının doldurulduğu bir indirgemecilikte ise sıra bireyselciliğin uyarıcılar eşliğinde yeniden bir ütopyaya dönüşünü getiriyor. Aylaklık burada durağanlığa, durağanlığın getirdiği ise mistisizme doğru yol alıyor...

Artık bir bahçe var: Cennet bahçesi, yer yüzünde ise bir araf. Bu aylaklığın içinde kuşkusuz bir de folk var ve de hint  burakbayulgen@gmail.com