A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Önce Aylaklık

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/85/474" target="_blank" class="twitter">twitter

Önce Aylaklık


Volkan Balkan

Birkaç sene önce devlet televizyonuna yaptığımız ve “bakın bunlar da var” demeye getirdiğimiz programlardan birinde Seni Görmem İmkansız’ı mercek altına almıştık. Konu aylaklık olunca dersi dinlemeyip hayal kuran o çocuklara ithaf ettiğimiz röportajın bu bölümünü burada da paylaşalım...


Gaye Su Akyol: Kapitalizm o kadar böyle dişli ve o kadar gözü kara ve kötü niyetli bir tavır sahibi ki, aylak olanı sistemin dışına iterek, var olan o muhteşem kurgusunun köşesine itip yok sayarak, orada bir tür cezalandırma yöntemi kullanıyor. Şimdi bu noktada aylak olana övgümüzü sunmaktan çekinmemek lazım, çünkü aylaklık aslında doğru anlaşıldığı takdirde, mesela Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam’ını bir kere daha okutmak gerekiyor bu anlamda, doğru örgütlendiği zaman aylaklık kendi içinde ve diğerleriyle aslında müthiş bir yaratıcı güç ve gerçek anlamda insanı insan yapan o hümaniter yaratıcı değerleri destekleyen ve aslında insanın özünde olan bir varoluş biçimi. Çünkü oyun oynamak istiyoruz ve oynayamıyoruz, müzik dinlemek istiyoruz ve dinleyemiyoruz, el ele tutuşmak istiyoruz ve tutuşamıyoruz ve bunun gibi pek çok şey. Oysa hayatın boyunca belki oturup bir kahve içmeyeceğin bir adamla yirmi sene boyunca aynı ofiste günde on beş saatten bir ömür geçiriyorsun ve karını, kocanı ya da arkadaşlarını, dostlarını çok daha az görüyorsun.

Tuğçe Şenoğul: Bir de alkış alıyorsun bunun üstüne.

Gaye: Tabii bu müthiş bir şey; sen çalışıyorsun, SSK’an var vs. Vergilerini ödüyorsun o vergilerle birileri zengin oluyor. Ya da kötü yollar yapılıyor. O yüzden aslında burada önemli olan şey insanın kendini, içini, ruhunu, atomlarını dinleyerek tam olarak bu dünyada ne yapmak istediğini ve nasıl yaşamak istediğini sorgulaması gerektiği gerçeği. Öyle olduğu zaman aslında yanındaki adamın da aynı şeyi hayal ettiğini ve bir arkasındakinin de aynı şeyi hayal ettiğini birarada olarak görüyorsun. Ve diyorsun ki, evet burada yanlış giden bir şey var. Şimdi biz aylak insanlarız anladığım kadarıyla şu on senede. Ben antropoloji okudum ama antropolojiyi hayatımda bulundurmak istediğim kadar bulunduruyorum. Müzik ya da resim eğitimi almadım, bunun bana iyi geleceğini düşünmüyordum. O anlamda bir eğitim sisteminin rendesinden geçmek istemediğim için biraz uzak durdum. Evet, arada hiç param olmayabiliyor ama bu da bana ayrı keyif veriyor. Benim gibi çulsuzlarla mesela, gidip birkaç gün kahve içmek yaşamak muhabbet etmek güzel şeyler. Yani özetle aylaklık iyidir, besler, insancıldır, hatta hayvancıldır, hatta bitkiseldir, hatta evrenseldir, hatta dadaisttir. Reklam gibi oldu. Şurada bir aylaklık kutusu falan çıkacak... Jelibonmuş... Patentini alırız.

Türk kahvesi deyince akan sular duruyor mesela...

Tuğçe: İşte böyle aylak olduğumuz için... Sistematik bir şey yok ama baktığımda, yani bir tık uzaktan baktığında kendi içinde bir sistemi olduğunda, o saat Gaye’yle genel olarak bizi mutlu hissettirecek şeylerin haberini veriyor. Örneğin albüm kaydediyoruz; stüdyomuz var, gidelim kaydımızı belli saatte yapalım. O saatte oradayız bir sıkıntı yok. Gidiyoruz, fakat parçayı kaydetmeye başlıyoruz ve o an aslında Türk kahvesi içmemiz gerektiğini fark ediyoruz. O an aylak olmanın şöyle bir avantajı oluyor. Çıkıp o kahveyi içersek o kayıtların çok daha verimli olacağından eminiz öncelikle. Bunu bir zaman kaybı olarak görmüyoruz. Şart gibi görünen keskin, köşeli durumlardan mümkün olduğunca uzak kalmaya çalışıyoruz. O yüzden, o an, o saat bize kahveyi emrettiğinde birbirimize bakıyoruz genelde benzer saatlerde çalışıyoruz zaten “Evet abi, kesinlikle kahve içmemiz gerekiyor,” diyoruz.

Gaye: Şunu söylemek istiyorum bu noktada, galiba ruh konforu çok önemli bir şey. Yani ruhunun konforlu olması bedenin ve yaptığın bütün işlerin de bir konfora sahip olmasına sebep oluyor ve dolayısıyla da yaptığın iş bir noktadan sonra, evet profesyonel gelmiyor birilerine belki ama birilerinin atomlarına da dokunmayı başarıyor galiba.

Tuğçe: Aynen ve üretimi destekliyor bir şekilde. Yani tarif etmek de çok zor hakikaten. İçindeyken, hani kelimelerle biraz tuhaf anlatmak ama yani o şey gerçekten ait olduğunu hissetmek gibi bir his; o an doğru an, onu biliyorsun. Birbirimize bakıyoruz onay veriyoruz, çıkıp o kahveyi içiyoruz, geri geldiğimizde de tam olarak ön gördüğümüz gibi çok daha verimli geçiyor her şey. Şimdi bu evet birileri için hakikaten bir sorumsuzluk olarak dâhi algılanabilir ama kendi içinde çok sistemli bir durum var. Bizim müzik algımızda yani birlikte müzik üretimimiz de böyle gerçekleşiyor. Haftanın üç günü saat öğlen ikiden akşam sekize kadar stüdyoda olmak gibi bir kafamız yok. Ama herhangi bir plan olsa da, işte yani çok ciddi başka insanların hayatını aksatmayacak bir şeyse özellikle o, birlikte güzel vakit geçiriyorsak, o an eğer içimizden müzik yapmak geliyorsa önümüzde olan herhangi bir şeyi iptal edebilme lüksüne sahibiz. Genel olarak üretimimiz ve çalışma şeklimiz de böyle ilerliyor. Yani aylaklığın kendi içinde bir sistemi olduğuna bayağı inanıyorum. Bir şekilde o sistemle yaşıyoruz diyebilirim. info@kargamecmua.org