A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | “Tek başına olamamak gibi büyük bir talihsizlik”

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/85/472" target="_blank" class="twitter">twitter

“Tek başına olamamak gibi büyük bir talihsizlik”


Barış Yarsel
Kendini belirsiz bir mutluluk haline kapılmış, içini gereksiz arzuların doldurduğunu fark etmiş, kontrolü dışında sonuçlara neden olacak heyecana kapılmış, sıradan akıl durumunun dışına çıkmış bir halde kalabalığa karışmış bulduğunda, boğazındaki kasılmayla sağa mı gitse sola mı, diye düşünür. Karanlığın çökmesiyle metro çıkışından akan, gürleyen, fışkıran, kabaran, sonra gürleyip düzelen ve akışını bulan dalganın içindeki her bir figür, farklı renklerdeki giysileri, birbirine hiç benzemez çehreleri, gizlice gülümsüyor, birazdan ağlayacak, dünya umurunda değil, öfkesine zorlukla engel oluyor yüz ifadeleriyle diğerlerine yakınlaşıyor, arada uzaklaşır gibi mesafeyi açıyor, sonra yeniden biraraya geliyor, çağlıyor, yine kabarıyor, kilisenin meydanına doğru bir başka kalabalığa karışıp insanların oluşturduğu o kalın nehri besliyor. Aralarına karışıyor, birbirlerine çarptıklarında sabırsızlık belirtisi gösterip aceleyle üzerlerini düzeltiyorlar, aceleyle yollarına devam ediyorlar, huzursuzca hareket ediyorlar, yüzleri terden kırmızı, tenlerinden nemin ve yorgunluklarının kokuları yükseliyor, kendi kendilerine, yanlarındakilere, telefonlarına konuşuyorlar, dükkânların önünde ve daralan sokakların köşelerinden hızlıca ilerliyorlar, el kol hareketleriyle kendilerine yol açıyorlar, itiliyorlar, itiyorlar, bazen büyük bir şaşkınlıkla, bazen bu hareketli, kabaran, çağlayan, yavaşlayan sonra aniden hızlanan dalgalanmada neşeyle ilerliyorlar.

herkesin kendi hızına ayarladığı o devasa kütlenin içinde kimseyle çarpışmadan, hiçbirine dokunmadan...

Aralarından birinin dikkatimizi çekmesini isterdim. Kalabalığın içinde aniden karşımıza çıkabilir, sinemadan çıkmış insanlardan olabilir; okuduğu, izlediği, dinlediği, beklediği, dokunduğu birileri, bir şeyler, onu değiştirmiştir, yürüyüşü aksağa kayabilir, sonu gelmez ummana dâhil olmamak için kenara çekilebilir, ömrü birkaç dakika süren bir canlıdır, bütün o asık yüzlere, Mühürdar Caddesi’nin hiç durmadan akan, kabaran bedenlerinden yükselen masmavi dumanı solumamak için nefessiz kalabilir, o yığından patlayan tek parça sese kulağını kapatmış ilerleyebilir. Ses kendi ağırlığını insanların üzerine kaparken, herkesin kendi hızına ayarladığı o devasa kütlenin içinde kimseyle çarpışmadan, hiçbirine dokunmadan, kimsenin imza istemediği, durdurup çakmak sormadığı, bir sokağı sorgulamadığı o birinin, aralarından sıyrılıp Kadife Sokak’a doğru hızlandığını görmenizi isterdim. Şehir, tüm sokaklarını ince birer damar gibi içimize sıkıştırmışken, kıpkızıl kan damlaları gibi oluk oluk insanları üzerimize pompalarken, bu etrafına kayıtsız birisinin, büfelerden, barlardan, sokakların kenarındaki masalardan ayağa kalkıp birbirlerine hırsla, bir daha hiç görüşemeyecekmiş gibi sarılıp kendine has, tanımlanamaz bir koku yaratıp elbiselerimize sindiği, bir mimarlık devrimini, demiri, betonu mükemmel bir yirminci yüzyıl hammaddesi olarak günlük hayatlarımızı şekillendirsin diye üzerimize başımıza özenle dizmişken aradığı ne olabilir diye merak etmenizi isterdim. İçinde bir şeylerin parıldadığını, dalgalandığını, yerinde duramadığını, titreştiğini, kendini tutamadığını, çevresine sayısız, minik, gözle görülemeyecek katmanlardan oluşan, birbirleriyle iç içe geçmiş, alacalı, karmaşık bir renge ulaşmış, üzerlerinde atılgan, kalabalıkların adamı, benjamin, oblomov, jack, onyegin, prens florizel yazan kâğıt parçaları taşıdığını, elinin bir hareketiyle bunları havaya savurup aceleyle, birkaç dakika sürecek ömrü sona ermeden ulaşmak için, hep birarada olma isteğiyle yakınlaşanlardan, şehrin üzerindeki boğucu havayı sıkılaştıranlardan, iş yerlerinde yalnız kalmamak için sürekli birlikte yemeğe çıkmanın planını yapanlardan, tıpkı fuar denilen mal teşhiri yapılan hac merkezleri gibi, insanların teşhir edildiği o devasa sokak fuarından bir an önce uzaklaştığını zannedip, hızını hiç düşürmeden girişinde karga resminin olduğu mekâna girdiğini, üstünü başını düzeltmeden, yine aynı hızla çevresindeki tüm insanların, aslında dans eden birer kelebek olduğunu hayal ettiğini, hiçbirinin, sayısız cırcır böceğinden farklı olmadığını, düşündüğünü, çevresindeki yığının büyük bir karanlığa dönüp, çalılardan, ağaçlardan, sert gövdelerden, inatçı köklerden başka bir şey olmadığını anladığını görüp, karşısına oturduğu barmenin “Hayırdır,” diye sormasına karşılık “Bir şey olmadı, sadece tek başına olamamak gibi büyük bir talihsizlik yaşıyorum,” dediğini duymanızı isterdim.

“Don’t Look Back” – “Nothing Just Happens” ve “All Day Long” dinlerken geçen sürede… baris@futuristika.org