A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Aylaklığı Sizin İçin Koruyup Kolluyorum, Hippi Bile Değilim Üstelik

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/85/468" target="_blank" class="twitter">twitter

Aylaklığı Sizin İçin Koruyup Kolluyorum, Hippi Bile Değilim Üstelik


Selcan Peksan
İtirafımdır: Durmayı seviyorum. Antik Yunan’dan savunabilirim kendimi, Roma’dan sevgili dostlarım, iyilik, erdem, bilgi ve hakikat gibi üstün değerler üzerinde düşünmek dururken, nasıl çalışır özgür bir insan, zorunluluk yüzünden? Platon’dan iyi bilecek değilim onları Cicero’dan…
Onlar ki kendilerini kol işlerine adayanlar, aşağılık ücretliler, onların emekleri değil, kendileri satılıktılar, felsefe ve sanat ve manalı ne varsa hayatta hiç olur muydu aylaklık yapmadan?


(Kelime kökeni itibariyle ızdırap, işkence, dert vb. anlamlara gelen çalışma kavramını diğer insani faaliyetlerden ayıran en önemli unsur, çalışmanın toplumlar için bir “zorunluluk” olduğu inancıdır. Özgür insanların zorunlulukların kölesi olamayacağı kabulünden hareketle, Antik Yunan’da ve Roma’da çalışma, kölelere özgü bir faaliyet olarak aşağılanmış; özgür vatandaşlar, bu ızdırap verici faaliyetten muaf tutulmuşlardır. Dolayısıyla denilebilir ki, insanları emek harcama ve çalışmaktan kurtarma arzusu, modern toplumlara özgü değil, oldukça eski bir olgudur.)

Ben de ayaklarımı toprağa basıp durduğum yerde düşüncelerimi derinleştirirken, köle olarak yaşamış olanlar için üzülüyorum durduk yere, kendime bunu meslek seçtim. Duruyor ve bazen üzülüyor, bazen de seviniyorum. Bu yolla yerimi almak istiyorum hayatta.
Ve onlar dağlardan indiler, evlerinden çıktılar, köylerinden, dükkânları kapattılar, toprağı bıraktılar, çardakları boş kaldı


(Endüstriyel kapitalizmle birlikte işin, hayatın geri kalanından kesin çizgilerle ayrılarak kamusal alana hapsedilmesi ve belirli, sınırlı ve zorunlu bir faaliyete dönüşmesi, yabancılaşmayı beraberinde getirmiştir. Çalışmayı kutsallaştırarak bir ibadet haline dönüştüren, meslek kavramını tanrı buyruğu sayan, arzuları bastırmayı, kendini kontrol etmeyi, olabildiğince çok üretip mümkün olan en az tüketimi öğütleyen Püritan etik, üretim temelli toplumun ihtiyacı olan ahlak sisteminin oluşturulmasına ve çalışmanın, insan hayatında merkezi konuma yükselmesine hizmet etmiştir.)

Bir yerim olsun diye aranızda, çalışayım da çalışayım, tutturuyorum. Labirentçilik mesleği diyorum, kurumuş ağaçlarla konuşmacılık diyorum. Meşgul ve çok meşgul görünüyorum dostlarım, elimden bırakmadığım çekici indirip indirip kafanıza.
ve onlar dediler ki kötü ne geldiyse insanların başına, çalışmanın bir erdem oluşu yanılgısından geldi,
özgürlük dedi Marx bile, zorunluluk ve dünyaya ilişkin kaygıların ötesindedir, dünyanın tüm aylakları hey,


(Sanayileşme ve otomasyon teknolojilerinin devrim niteliğindeki gelişimi ile insanlığı en eski yük olan çalışma külfetinden ve çalışma zorunluluğundan kurtaracak düzeyde etkinlik ve üretim artışı mümkün olmuştur. Temel özellikleri esneklik, belirsizlik, geçicilik ve muğlaklık olan yeni çalışma yaşamında da yabancılaşma devam etmektedir. Bunlara rağmen, çalışmanın merkezi konumunu korumuş olması, bizi kapitalist çalışma ahlakı ve tüketim toplumu tartışmalarına götürür. Sanayi devrimi öncesi ve takip eden süreçte insanların çalışma nedenin kökeninde olan fiziksel zorunluluğun yerini, günümüzde manevi zorunluluk almıştır.)

Bakın lütfen, sadece durmazken nasıl izin veririm suyun kendince akışına. Ellerimi nasıl izlerim dokunur ve dokunurken yalnızca. Ellerim demeyi durmak gibi seviyorum. Ellerim, bir meslek olarak sevmeyi, sizlerden öğreniyorum.
Onlar, kökenden yoksun gerçekler, ergonomik masalarının başına ciddiyetle oturur, mühim tuşlara basarlar


(Baudrillard’a göre, içinde bulunduğumuz uzamda çalışma kavramı da anlam değiştirmiş, yaşamın genel gidişatını belirleyen bir kurum olmaktan çıkmıştır. Emek sürecinin anlamını yitirmesine paralel olarak, çalışmanın kendisi bir gereksinim olarak boş zamanları değerlendirme gibi toplumsal bir talebe dönüşmüştür. Artık yalnızca bir göz aldatmacası, bir senaryo olan günümüz çalışması, aslında çalışma ve üretme olaylarının gerçekte sona erdiklerini gizlemeye hizmet etmektedir. Günümüzde verimlilik ve üretim artışına rağmen uzun çalışma sürelerine ve aşırı çalışmanın bir prestij olarak kabul edilmesine dikkat çeken Baudrillard, bunu çalışmanın kendisinin tüketilen bir nesne haline gelmesiyle açıklar.)

Öyleyse ne diyordum, Oblomov, tövbe hâşâ bir hippi değildir. Bir meslek olarak retçilik, zor zanaat. Dünyanın genel geçer doğrularını yanlışlamak için hiçbir şey yapmamak, yeri gelir çalışmaktan fazla çaba gerektirir. Oblomov’u severim, hippileri de. Hiçbirimiz gösterişçi değiliz.
Onlar ki işi meslekten ayırırlar, çalışmayı zanaattan, doğaları gereği aşk yaparlar, umurlarında değildir gerisi


(Peki ya çalışmak bir zorunluluk olmasa, insanlar herhangi bir şeyi, yalnızca keyif aldıkları için üretirler miydi? Méda,’ya göre çalışma, insanın yaratıcı özgürlüğünü en yüksek şekilde yansıttığı faaliyet alandır. Gorz, sahip olunan bir iş olarak çalışma ile yaratma, kendini gerçekleştirme anlamındaki çalışma arasındaki ayrımı vurgular. Ona göre İş olarak kabul edilen çalışma, insanın yaratıcı faaliyetini ifade eden çalışmayı öldürmektedir ve bu sebeple çalışmayı artık farklı bir şekilde ele almamız gerekmektedir. Benzer şekilde Arendt, insanın emek harcama [çalışma] durumunu “iş”ten ayırır. Çalışma, hayatın kendisidir; buna karşılık iş ise hayat döngüsüne dâhil olmamış, yapay bir şeyler dünyasıdır.)

İtiraf ediyorum: Durmayı severim ve atlarla koşmayı. Elimde kırmızı çapamla darıların arasındaki yol benim ve bilmediğim sokaklar. Yolumu kaybetsem kendimi bulurum, kendimi kaybetsem evrenin merkezini. Biraz rakı içtim diye bir kafiyedir dilime dolaştı, yoksa hemen uyurdum ki rüzgâr essin yüzümden.
Onlar ki yapacaklarını yapmadan duramazlar, seveceklerini sevmeden, dünya hâlâ dönüyorsa onlar sayesindedir
selcanpeksan@gmail.com