Bellos'un Brezilya'sı


Utkan Çınar
Son 2 aydır mecmuada Dünya Kupası’na bakış atıyoruz. Şu alır, bu oynar diye ahkâm kesiyoruz. Bu ay işin başka yönlerine eğilmenin zamanı geldi. 2002’de Brezilya 5. ve son şampiyonluğunu kazandığında 5 yıldır Guardian’ın Güney Amerika muhabirliğini yapan felsefeci ve matematikçi Alex Bellos, Futebol: Brezilya Tarzı Yaşam adında harika bir kitap yayınlamıştı. Türkiye’de ise Literatür Yayınları, üzerinden çok zaman geçmeden Çiğdem Özüer’in pek başarılı çevirisiyle yayınladı bu kitabı. Brezilya’da oynanacak bir Dünya Kupası izleme fırsatına nail olacak insanlar olarak bu ay kupayı izlerken başucunuzda yer alması gereken bir kitap bu. Öncelikle almanızı salık veririm. Ama bu çok eğlenceli kitaptan birkaç alıntı da yapmak istedim. Bir oyunun bir yaşam tarzına dönüşme gücünü, iyisiyle kötüsüyle hayatlara kattığı anlamı görmek harika bir tecrübe. (Bu arada birileri de benim ve çoğumuzun futbol kahramanlarından Andrea Pirlo’nuın yeni çıkan pek güzel isimli I Think Therefore I Play (Düşünüyorum Öyleyse Oynarım) otobiyografisini çevirirse de hiç fena olmaz hani.)
 
Brezilyalı oyuncuların isimleri her zaman ilgi çekici olmuştur. Kitabın “Emsalsiz Bir Gooool” isimli bölümü bu konuya ayrılmış ve beni de en çok eğlendiren kısım burası oldu. Kalemine sağlık Bellos diyelim ve dinleyelim;
 
“Brezilya’da komik lakaplar sadece kötü oyunculara has değil. En iyiler arasında da gülünesi lakapları olanlara sık sık rastlanır. Bu eski bir adettir. Milli takımın 1914’teki ilk maçında bir forvetin adı Formiga, yani Karınca’ydı. 1930’daki Dünya Kupası’ndakiyse, Preguinho, yani Küçük Çivi. Daha sonraki yıllarda Bigode, Nariz ve Boquinha (Bıyık, Burun ve Küçük Ağız) da milli takımda yer aldı. En uygunsuzuysa, 1994 Dünya Kupası şampiyonu olan takımın bıçkın kaptanına verilen Dunga lakabıydı. Dunga, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’deki en şapşal cüceye Portekizce’de verilen addı.”
 
“Bazen isimler futbolcunun oyun stilini tanımlar. Sözgelimi Manteiga, yani Tereyağı’nın oyunu çok yumuşaktı. Pe-de-valsa, Vals-Yapan-Ayak Fluminense takımında dans ederdi. Vasco’da oynayan Nasa ise roket gibi kafa atışları ile ünlüydü.”

 
“Brezilyalılar dış görünüşe çok önem veren bir ulus. Birine vaidoso, ya da fiyakalı demek, topluma karşı olan güzel ve bakımlı olma görevini yerine getirdiği için onu takdir ettiğiniz anlamına gelir. Airton Belezai ne yazık ki Yakışıklı Airton lakabını tam tersi nedenle almıştı. Marciano, yani Marslı’nın adı da hiç ironik değildi. Medonho, Korkunç’unki de. Tony Adams Brezilyalı olmadığı için çok şanslı. Aksi takdirde, Cara de Jegue, Eşek Surat adını taşıyan iki futbolcu olabilirdi.”
 
“Futbolculara her şey lakap olabiliyor. Sayılar bile. Bir oyuncununki 84, bir diğerininki 109, bir tanesi de Duzentos, İkiyüz’dü. Ve hayvanlar bile; Piolho, Bit, Abelha, Arı ve Jacare, Timsah.”
 
“Brezilyalılar, ‘küçük’ ve ‘büyük’ anlamına gelen ‘-inho’ ve ‘-ao’ eklerini de hiç bıkmadan kullanırlar. Bu, ülkenin hem aşırı samimi, hem de abartılı olduğu izlenimini uyandırıyor. 1990’larda milli takımda bir sürü Ronaldo oynuyordu. İlk üçüne isim bulmak kolay oldu: Ronaldao, Ronaldinho ve Ronaldo, Büyük, Küçük ve Normal Ronaldo. Kolay. Ancak 1999’da dördüncü bir Ronaldinho çıkageldi. Ona ne ad kalmıştı? Ronaldinhozinho, yani Daha da Küçük Ronaldo mu? Hayır. İlk önceleri Ronaldinho Gaucho, yani Rio Grande do Sullu Ronaldinho adını aldı. Daha sonra, orijinal Ronaldo milli takımdan ayrılınca, artık pek de küçük olmayan Ronaldinho Ronaldo’luğa terfi etti. Ronaldinho Gaucho da Ronaldinho oldu.”
 
“1998 Dünya Kupası yarı final maçının sonundaki penaltı atışları sırasında Taffarel’in her kurtarışı için adı bir bebeğe verilmiş. Hem de bebeğin cinsiyetine bakmaksızın. Önce Brasilia’da doğan bir kıza Bruna Taffarel de Carvalho adı verilmiş, sonra da Belo Horizonte’de Igor Taffarel Marques doğmuş.”
 
“Eğer bir oyuncu toptan kaçıyor gibi görünüyorsa, yorumcular onun için ‘Topa Ekselansları diyor,’ derler. Eğer topla yakın oynuyorsa, ‘Topa sevgilim diyor,’ yorumu yapılır. Brezilya’da ‘bola’, yani top anlamında kullanılan sözcüklerin sayısı, Eskimo dilinde ‘kar’ anlamına gelen sözcüklerden daha fazla olabilir. Haraldo Maranhao’nun Futbol Sözlüğü’nde sıralanan otuz yedi eşanlamlı sözcükten bazıları şunlar:
Meşin balon, çocuk, kız, bebek, tombiş, Maricota, Leonor, Maria, yuvarlak, ahbap, küre, balon, hain, erik, meşin, küçük yuvarlak, siğil, kestane, meşin küre, genç bayan, Guiomar, Margarida, küçük hayvan, kaprisli, aldatan, şeytan, lastik, idrar torbası, beş numara, meşin top.”
 
“Fransız aktör Alain Delon bir keresinde, ‘Futbolcu olmak film yıldızı olmaktan çok daha heyecan verici. Aslında ben hep futbolcu olmak istemişimdir,’ demişti. Ona bunu söyleten, adının yazılışını katleden Güney Amerikalı adaşının başarısı olabilir. 2001’de Allan Delon Brezilya liginin gol krallığını bir süre elinde tuttu. Kalın kaşları ve fırça gibi kara saçlarıyla tıkız bir melez olan yirmi bir yaşındaki futbolcu, ‘Belki gözlerim ünlü aktör kadar güzel değil ama karizmam var. Üstelik hanımlar bana bayılır,’ diye espri yaptı. Annesi ona neredeyse Christopher Reeves adını veriyormuş, ama son anda fikir değiştirerek bir yanlış yazılmış aktör adını diğerine tercih etmiş. ‘Düşünsenize,’ dedi, ‘Christopher Reeves topu ağlara gönderiyor’ kulağa ne kadar komik gelirdi, Allann Delon çok daha iyi.”
 
“Brezilyalıların yazım kuralları konusunda esnek bir tutumları var. Çoğu zaman onları uyulacak kurallar olarak değil de, isimleri kendilerine özgü hale getirmek için kullanılan yollar olarak yorumlarlar. Eğitimsiz ana-babalar aslında Portekiz alfabesinde bulunmayan ‘w’, ‘k’ ve ‘y’ harflerini çok şık bulurlar ve birden fazla sessiz harfi bir arada kullanmaya bayılırlar. Allann Delon’un babası belli ki Fransız aktörün adının nasıl yazıldığını hatırlayamadığı için tedbiren bir ‘l’ bir de ‘n’ eklemiş. Brezilya’da nüfus memurları, isimleri aynen ana-babanın yazdırdığı şekilde yazmakla yükümlü. 2000 yılında bir dergide çıkan bir yazıya göre ‘Stephanie’ adı son yıllarda öyle popülermiş ki, Sao Paolo’daki bir nüfus memurluğu ismin ‘Stefani’den ‘Sthephanny’ye kadar on yedi değişik yazılışını listelemiş. Ana-babalardan listeye bakıp istedikleri numarayı seçmeleri isteniyormuş.”
 
“Futbolcular arasında en yaygın adlardan biri Donizete’dir. 2000 yılında Brezilya birinci liginde üç tane Donizete vardı. Donizete geleneksel bir ad değildir. 50 yıl öncesine kadar hiç Donizete yoktu. Ancak Donizetti, iki yüzyıl önce yaşamış İtalyan opera bestecisidir. Müziksever bir Brezilyalı, oğullarına Chopin, Mozart, Bellini, Verdi ve Donizetti adlarını vermiş. En sonuncusu ileride rahip olmuş ve 1950’lerde Sao Paolo’da yarattığı iddia edilen mucizelerle ün salmış. Bunun sonucunda da o yıllarda Brezilya’da bir Donizete furyası almış başını gitmiş. Kimilerine göre Donizetelerin sayısı bir milyonun üzerinde.“
 
Hikâyeler bu kadar değil tabii ki. Yerimiz dar olduğundan tadımlık sunabildik. Ama futbolun Brezilya’da halkın yaşamına ve toplumsal kültüre yaptığı etkiyi görmek istiyorsanız ve de futbola burun kıvıranları ikna etmek istiyorsanız daha iyisini bulamazsınız herhalde. Eline sağlık Bellos.
 
  khgv@hotmail.com