İki Deniz Arası


Anıl Olcan

“İki Deniz Arası”, bir önerme ve bir davettir. Yürümenin dünyayı duyumsamaya yol açan ritmini kutsayan bir eylemdir. Ve bu eylem Karadeniz ile Marmara arasında bir ‘yol’ açacak belki de en hayırlı ‘proje’dir.” - Serkan Taycan
 
Röportajın ilk bölümü için tıklayınız.

Geçen sayımızda tamamına yer veremediğimiz leziz söyleşiye kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bu arada İki Deniz Arası yürüyüşleri tekrar başladı. Projenin Facebook sayfası üzerinden gelişmelerden, yeni yürüyüş programlarından haberdar olabilirsiniz.
 
Bu bir deneyimleme diyorsun, keşif değil. İki Deniz Arası kent çeperini keşfetmek manasına gelmiyor sanırım.
Bilmediğin şeyi keşfedersin. Çoğu insanın orasıyla ilgili bir bilgisi var. Dolayısıyla bu bir keşfe girmez.
 
Ayrıca bir keşfin söz olarak üstten bakma anlamı var. Bizim içten içe sahtekârca yaptığımız bir şeydir ya hani kentlinin köye gidip orayı keşfetmesi…
Keşfetmek tüketilebilir bir şeye mi dönüştürüyor acaba? Orada hiçbir zaman kendini var etmeyeceğini bilme hali gibi. Gidip, tüketip eve geri dönmek. Ama deneyimlemek içselleştirip yola öyle devam etmek gibi. Orada bir köy hali yok aslında. Bu karşılaşmada bilinmemezlik yok. Bir şeyi haritalandırmak, oraya kolay ulaşılabilir olmasını sağlamak tüketilecek bir şeye dönüştürmesi riskini taşıyor. Ama ekolojik tahribata uğramış bir yerin tüketilebilirliği ne kadar olabilir ki. Gidin, duygularınızı şaha kaldıracak şeyler göreceksiniz vaadiyle ortaya çıkmıyorsun.
 
Bizim alışmadığımız, sanat pratiği açısından farklı bir şey de var. Karşında bir resim vardır veya fotoğraf, sen onu alımlarsın. Bienal içinde bunu gördüğü zaman bazı insanlar bu nasıl sanat diyebilirler. Sen ne diyorsun?
Olabilir. Bu kültürel bir aktivite de olabilir. Kültürel aktivite de olması işin sanat bağlamına ters düşmez. İkisi birbiri içerisinde gayet eriyebilir. Bunda tüketilebilecek bir şey de yok. Bunu hiçbir şeyini alıp satamam ben. Ortada bir meta yok.
 
“İki Deniz Arası” projesi için senin konumun nedir? 
Ben bu imkânı yarattım sadece. Birisi buna sanat diyor, sanat da olabilir, gayet kültürel de olabilir. İşin ekolojik boyutu da var, bilimsel boyutu da var. Ben bunun hepsini yapan bir kolaylaştırıcıyım (gülüyor). Mecra kullanmadan da sanat olur. Bilinen mecraların dışında da bir sürü sanat yapıtı var.
 
Yürüyüş sırasında Şamlar Köyü’nden insanlarla sohbet ettik. Biz o dünyaya ulaşamıyoruz gibi bir durum da var. Kentli olanın orada ki konumu nedir? Oradaki çarpışmayı nasıl değerlendiriyorsun?
Modernlik çetrefilli konu. Olduğun halden devamlı tabiata kaçma ve tabiattan bir şey talep etme durumu yaratıyor. Hayatına getirdiği şeyler kadar götürdükleri de var. Evet, daha konforlu bir hayat elde ediyorsun, bir yandan da en varoluşsal, tabii halinden uzaklaşıyorsun. Bu iki ayrı kutup gibi. Bir tarafa yakınlaşırsan aslında öbür tarafa uzaklaşman neticesinde çekiyor seni. Orada ki insanların arazilerini elden çıkartıp, kanal yapılacaksa yapılsın, kentte yaşayalım gibi bir istekleri var. Çok reel şeyler bunlar. İnsanlar çocuklarını iyi okullarda okutmak istiyorlar. Sonuçta kentte yaşamanın çocuğunun geleceği için daha iyi olacağı gibi bir düşünce var.
 
Yürürken bir yolu saptık ve orada Şamlar Bendi’ne ulaştık. İyi durumda değil. Bendin ya da Yarımburgaz Mağarası’nın korunmasına yönelik bir girişim var mı biliyor musun?
Bildiğim kadarı ile yok ama bunlar unutturulmak istenen tarihler. Neden bazı yerlerin restorasyonuna bu kadar para harcayabilecek bir yönetim varken Yarıburgaz Mağarası’na bir bekçi bile koyamıyorlar? Bu bilinçli bir davranış. Gözden kaçmış, atlanmış bir şey değil. Ben kanal meselelerine bağlıyorum. Orada tarihi bir eser olduğunu unutturmakla ilintili bir şeymiş gibi geliyor bana.
 
Yürüyüşün politik, sanatla ilgili, çok insani yanları, birçok farklı disipline giden noktaları var.
Ve sportif tarafı. O da beni çok mutlu eden bir şey. On beş milyon kişi yaşıyor bu kentte ve insanların bedensel aktivite yapma ihtiyacı var. Kentli modern insan için bu artık zorunluluk. Bir insanın eline haritayı alıp spor yapmak için kentin çevresine gitmesi bile çok anlamlı geliyor. Çok istediğim bir şeydi. Fransa’ya gittiğimde yürüyüş rotaları çok ilgilimi çekiyordu. İstanbul gibi tabiata çıkma, fiziksel aktiviteleri gerçekleştirme ihtiyacı olan bir yerde böyle bir etkinlik yok.
 
Rotanın kalıcı hale gelmesiyle ilgili bir çalışma var mı?
Yok. Benim şu ana kadar tek başıma yürüttüğüm bir şey. Yaygınlaşması ancak böyle bir ihtiyaca karşılık verebiliyor olması anlamına gelir. Tabii duyurulabilmesiyle mümkün. Küçük de olsa kurumsal bir yapıya bürünmesini isterim. İsterim ki okullar bunun üzerine yürüsün. Rota çevresinde toplanacak bir komünitenin gönüllülüğü esasına dayanan bir şeye dönüşebilir. Başka rotalar çıkar, ki çıktı mesela. Hikin’ İstanbul diye bir grup var. Üç kişiler, daha önce kafalarında olan ama İki Deniz Arası’nı duyunca şevklenen bir süreç yaşadılar. İstanbul’un çevresinde yeni yürüyüş rotaları çıkarıyorlar. Haritaları, isterim ki kitabevlerinde olsun, fena mı olur?
 
Biraz rotanın belleği üzerinde duralım. Katılımcıların yürüyüşlerine dair dokümanlarını istiyorsun…
Evet, fotoğraflarını ve notlarını istiyorum. Yazmak istedikleri bir şey varsa değerlendirme yapmalarını istiyorum. Yürüyen insanların arasında akademisyenler, tarihçiler, mimarlar, sanatçılar, arkeologlar, botanikçiler oluyor. Hepsinin bakış açısıyla ekleyeceği bir şeyler var. Bunlar rotanın kalıcılığı coğrafyanın kalıcılığı anlamına geliyor. Coğrafyanın kalıcılığı derken antik bir obje gibi kalmasına gerek yok. Bir çeşit kayıt altına alma ve bellek oluşturmak. Ben bunların hepsinin bir internet sitesine ve açık arşive dönüştürme niyetindeyim.
 
Biz yürürken önceliklerimiz arasında kentle iç içe olan rotayı en sona bırakalım dedik.  Senin öncelik tanıdığın bir güzergâh var mı?
Ben çok sevdiğim için ayırt etmiyorum. (gülüyor) İlk başta 4. rotaydı. Değişimin hızı ve kentsel meselelere olan ilgisi, gözlem yapma kapasitesi ölçüsünde beni heyecanlandırıyordu, hâlâ heyecanlandırıyor. Eğer kentte sakin bir gün geçirmek istiyorsam da ikinci rota.

Ayrıca Serkan Taycan'ın konu ile ilgili sunumu için aşağıdaki video da ilginizi çekebilir.

 


 
  anilolcan@gmail.com