Ali Yüce

Fredi İle Umut Dolu Geleceğe


Murat Mrt Seçkin
Rüyada Katil Görmek
** Rüyanızda bir kimseyi öldürerek katil olduğunuzu görmeniz; büyük hayır cemiyetine girerek insanlara, özellikle fakirlere yardım edeceğinize, rüyanızda herhangi bir katil görmeniz; uzun ve sağlıklı bir hayat yaşayacağınıza yorumlanır.
** Rüyada katil görmek, haber, yardım ve sağlıklı bir hayata işarettir.

(Alıntı: İnternetten çeşitli sitelerden)
 
Oldum olası uyku problemim var. Büyük ihtimalle şimdiye kadar çalıştığım işlerin doğasından olsa gerek. Evden genelde erken çıktığım ve neredeyse her zaman geç gittiğim için o dört duvar benim temizlenme ve arınma mabedime dönüştü. Saat kaçta gelirsem geleyim sanki normal bir mesaiden çıkmış gibi salonda vaktimi geçirir, atıştırmalarımı yapar ve illa ki bir şeyler izlerim sonra da yatarım. Tabii tüm bunları yapana kadar sabahı görmüş olurum. Sonuç olarak sevgilim gibi yakın insanlar bu durumdan çok hoşnut olmasalar da başka türlü rahat edemiyorum. Üstelik çok da çabuk uyanırım, tabii ki alkol miktarını zorladığımız geceler hariç.
 
Yine de tüm uykularım bir veya birkaç rüya ile taçlandırılır. Tuhaf bir şekilde bundan yıllar önce gördüğüm rüyaları yaşadığımın farkına vardım. Bu déjà vu’lar belki de herkesin başına geliyordur ama o kadar sıklıkla yaşadım ki gördüğüm rüyaları hatırlamamayı tercih etmek benim için oldukça önemli bir hal aldı. İşin güzel yanı çok kâbus görmem ama gördüğüm zaman da yüksek kalite gerilimi ıslanmış yastığımda hissederim.
 
1985 yılında Kıbrıs dönüşü her subay çocuğunun heyecanla arkadaşlarına hava attığı renkli televizyon-video-müzik seti üçlüsünden bizde de vardı. Levent’de babam ve abimin video kaset kiraladığı dükkândan gelmişti Freddy evimize. Abilerim sağ olsun, ilkokul çağından itibaren korku filmlerine bağımlı olmam için ellerinden geleni yapmışlardı. Bugün her ne kadar kendilerine bu hareketlerinden dolayı teşekkür etsem de normal şartlarda kendi çocuğuma bu kötülüğü en azında belli bir yaşa kadar yapmam diye düşünüyorum. En azından Freddy, Jason, Michael Myers gibi süper uyumlu karakterler ile bu kadar erken yaşta tanışmamakta fayda var. Yetmişler ve erken seksenlerin korku karakterlerinin garip bir özelliği kafa karıştırmaktır. Tüm bu acımasız, hırs ve intikam dolu katiller ile göz göze gelmek istemezsiniz ama aynı zamanda engellenemez bir şekilde sempati duyarsınız. Onların cinayetleri sizin tüm sıkıntılarınız iken aynı meşguliyetteki başarıları da mutluluğunuza dönüşür.
 
Wes Craven A Nightmare on Elm Street’i (1984) bundan tam otuz sene önce çekti. Bu yazıyı yazma bahanem de zaten bu oldu. Yönetmenin (filmin DVD’sindeki ekstralardan öğrendiğimiz kadarı ile) yaşadığı bir deneyim bu uzun soluklu ve katil ile süper kahraman arasında gidip gelen karakterin canlanmasına sebep oluyor. Pol Pot’un yarattığı cehennemden kaçıp Amerikaya sığınan Kamboçyalı ailelerin çocukları sürekli kâbus gördükleri için uyumak istemezler ve rahatsızlanırlar. Tedaviye alınan çocukların bir kısmı uyutuldukları sırada ölürler. Buna Craven’in pencerede gördüğü yaşlı bir adam silüeti de eklenince hikâye oturmaya başlar. Her ne kadar daha başka hikâyeler de dönse en azından yönetmenin itiraz etmediği tek yorum bu.
 
Çok öncesinde The Last House on the Left (1979) şiddet, cinayet ve huzursuz edicilik üzerine olan yeteneklerini kanıtlamış olan Craven, senaryoya seksenlerin başında başlamış ama projesiyi kabul ettirebildiği bir firmaya ulaşması uzun sürmüştü. Başlanıçta çocuk istismarına eğilimli bir cani olarak düşünülen Freddy karakteri daha sonra intikam peşinde koşan bir caniye dönüştürülmüştür. Film seksenlerin kokaine bulanmış neon ortamında büyük sükse yapar. O yıllarda ikinci doğumunu yaşayan korku sinemasına hiç kimsenin unutamayacağı bir karakter kazandırılır.
 
İşin doğrusu, o yıllarda Amerika Reagan’ın silah ve savunma tüketimine dayalı politikalarının sıkıntıları ile boğuşuyordu. İşsizliğin had safhaya çıktığı, dış borcun hiç durmadan büyüdüğü bir dönem yaşanıyordu. Sınıflar arası fark göz alabildiğince artmıştı. Bir yandan delicesine lüks bir hayat ve sefa yaşayan, yeni yeni yükselen beyaz yakalılar borsanın ve oturduğun yerden matematik-dedikodu ikilisi ile para kazanmanın yolunu bulmuşlardı. Oysaki kazandıkları paranın kaynağı olan emekçi sınıf gittikçe daha da aşağıya düşürdükleri yaşam standartları ile ayakta kalmaya çalışıyorlardı. Tüm bunlarla beraber şiddette o sinsi yüzünü gösterir olmuştu. Özellikle New York şehri seksenli yıllarda şiddet olaylarında tavan yapmıştı.
 
Bu çok tanıdık ruh halinde Freddy bambaşka bir sembol haline dönüşüyordu. Tıpkı dönemin diğer yapımlarında olduğu gibi karakterimiz de amacı ile bağlantılı olarak uyuşturucu ve alkol kullanan, özgürce sevişen hatta utanmayıp bazen düşünen gençlere muhafazakâr toplum adına derslerini veriyordu. Üstelik bu katilin diğerlerinden farklı olarak espiri anlayışı da mevcuttu. Hatta gereğinden fazla. Freddy hem dalga geçip aşağılayarak hem de akıl almaz öldürme tekniklerini uygulayarak vicdan denen şeyin yok oluşuna bizi tanık olarak seçiyordu.
 
Aradan geçen otuz yılda Amerika gücün merkezi olmak için çabalamaya devam etti. Bazılarına yaşadığımız ülkenin yöneticilerinin de destek olduğu veya ucundan döndüğü operasyonlar ve savaşlar ile kendi üstün hâkimiyetini korumaya çalışmaya devam etti. Başka ülkelerde o hâkimiyetin tadına varmak için tüm düzenlerini değiştirip vicdanlarını güç ile takas ettiler. Freddy sosyal çoküntü ile sevişen her ülkenin içinde yaşayan bir kiralık katil. Gücün istekleri doğrultusunda hareket edip, yok etmenin normalliğini topluma aşılamaya gayret eden otoritenin tatlı silahlarından biri.
 
Belki kâbuslar hiç bitmeyecek ama Freddy Krueger’lar vicdan denen çiçeği koparıp evde saklamak yerine, sulayıp besleyerek tüm bahçemizi misafirlere açmayı başardığımız zaman güçsüzleşecekler.

 

Mayıs 2014
  muratmrtseckin@gmail.com