Serdar Paktin


Dokuz Eylül Üniversitesi ve The New School for Social Research’de eğitim aldı. İçerik geliştirme ve strateji geliştirme üzerine danışmanlık, yazarlık yapmakta ve Kadir Has Üniversitesi’inde Eğitim Görevlisi olarak çalışmaktadır.
 
İnternet’in ve taşınabilir cihazların dünyasına doğan yeni jenerasyon ve yarattıkları, yaratacakları toplum öngörüleriniz nelerdir? İletişim ve bilginin süpersonik hızı ve bireyciliğin son sürat devam ettiği çağımızın bize hazırladıkları neler olabilir?
 
Bu çok manipülatif bir soru, ama cevap vermek adına şunları söyleyebilirim: Yeni iletişim modelleri “iletişim” dediğimiz mefhumu da beraberinde değiştiriyor. Dolayısıyla, bildiğimiz anlamda bilginin bir vericiden (insan ve / veya makine) alıcıya (yine insan ve / veya makine) aktarımı ve bu bilginin işlenme / algılanma süreçlerinde de başkalaşım yaşanıyor. Örneğin, artık kişinin eskisi gibi çok “bilgi sahibi” olması ve bu bilgileri kendisinin anımsaması önemini yitiriyor. Çünkü, internet erişiminiz olduğu sürece dünya üzerindeki hemen hemen tüm bilgiler parmaklarınızın ucunda. Eskiden, mutlak doğru bilgi yazılı bilgiydi ve bu doğru bilgiyi anımsamak (yani, bilgiyi tekrar etmek) yeterliyken artık “mutlak doğru” diye bir şey olmadığı ve her bilginin içinde bulunduğu bağlamda anlamlı ve / veya doğru olduğu bir dünya düzenine dönüştük. Bütün bu çerçevede, gelecek nesiller en doğru bilgiye en kısa yoldan ulaşmasını bilen ve bu bilgiyi içinde bulunduğu bağlamda en iyi işleyebilen bireyler önümüzdeki yılların kaderini belirleyecek.
 
Sanatın tecrübe edilmesi sorunu, fotoğraf ve sinemanın geleneksel anlamlarını kaybetmeleri (aşırı tüketim), görselin gücünün kitaplara da yansıması, okuma tecrübesinin özellikle yeni kuşaklarda değişimi (çizgi roman yayınları, mesela Kominist Manifesto), müziğin mp3’ler olarak son sürat yayılması… Bunlar bir süredir gerçekleşen durumlar. Etkilerini yaşamaya başladık mı? Sizce ne olacak?
 
Bu sözünü ettiğiniz değişimleri, “Kültürel Bulimia” başlıklı bir yazımda hızlı tüketim ve özümsemeden deneyimleme şeklinde okuyarak eleştirmiştim. Diğer yandan, bu etkileri yeni anlatı ve sanat teknikleri gelişmesi açısından yepyeni kültür ve sanat tecrübeleri yaratmaları anlamında olumlu da okumak lazım. Artık bir oyunun veya filmin gidişatını değiştirebilen etkileşimler, hikâyelerin tecrübe edilebildiği ve diyaloglar yaşanabildiği bir çerçeve oluşması anlamında muazzam gelişmeler de var.
 
50 yılın tüm olayları son derece ağır kamusal bir görsel hafıza çöplüğü yaratmış durumda… Toplumların bunla baş edebilmesi nasıl olabilir?
 
Şu anda zembereğinden boşalmış bir üretim kültürü içindeyiz. İnsanoğlu, sonradan idrak eden bir varlık. Bir süre sonra, bu ürettiklerinin bir kısmını temizlemesi gerektiğini fark edecek ve bu bilgileri filtrelemek ve anlamlı bütünler halinde derlemek zorunda olduğunu anlayacak. Aslında ileri görüşlü birey ve kurumlar çoktan bu alanda çalışmaya başladılar bile...
 
1800’lerin sonunda “mühendis” Eiffel’in modernizme açtığı kapıdan çıktık mı? “Make it New” (Ezra Pound) hâlâ geçerli bir slogan mı? Modernist tarihin tekerrür özelliğini kaybettiğini söyleyebilir miyiz? Yoksa Jobs etkili kapitalist modernizmin zaferi kesin mi?
 
Bir başka yazımda, 20. yüzyılın modernist anlayışında bilimsel bilginin mutlakiyeti ekseninde tüm dünya algımız çevrelenmişti. O zamanlar, diş fırçası reklamlarında “İsviçreli bilim adamlarının ürettiği” diş fırçaları kullanıyorduk. 21. yüzyılda her şeyin bağlamsallaşmasıyla beraber tasarım öne çıkmaya başladı. Steve Jobs’ın öne çıktığı bu akım bünyesinde artık aynı diş fırçasının reklamında ünlü tasarımcı Pininfarida tarafından tasarlandığı söyleniyor.
 
Big Brother, 1984 gibi distopya öngörüleri gerçekleşti diyebilir miyiz? Sona mı yaklaşıyoruz? Bilgi toplumunun kurtuluşu var mı? Ya da özgürlüğün sınırları?
 
Distopya veya ütopya, buna ancak onu yaşayan toplumlar karar verebilir. Pierre Bourdieu, bir yazısında “İşte, bunlar bizim canavarlarımız, diyemeyiz; çünkü ne olduklarını söyledikten hemen sonra evcil hayvanlarımıza dönüşürler,” diyor. Yani, bilgilerimizin gözetimi ve bize karşı kullanılması biz bunun farkında olmazsak mümkün olabilir. Farkına vardığınız anda erk ve iktidar sahiplerini küçük düşürecek ve güçlerini kaybetmelerini sağlayacak bir kuvvete dönüşür. Şu ana kadar, interneti sansürleme ve kısıtlama çabaları (hem Türkiye’de hem de diğer ülkelerde) bir aciziyet gösterisi sergiledi. Bu kısıtlama çabaları’nı da bir başka yazımda “ulus devletlerin katılımcı demokrasi ile mücadelesi” şeklinde yorumlamıştım.
 
http://paktin.com