Pixies albümün adını koydu: INDIE CINDY


Deniz Bankal
Son 10 senedir festivalleri turneleyen Pixies nihayet albümün adını koydu: Indie Cindy.
 
 ’93 senesinde Francis Black’in diğer grup üyelerine telefon açıp, faks çekerek grubu dağıttığını ve üzerine de adam gibi bir açıklama yapmadığını biliyoruz. Takip eden 11 sene boyunca Frank Black and the Catholics, The Breeders ve The Martinis gibi başka  projelere evrilen grup üyeleri yine telefon konuşmaları ile ısınma turları atacak ve 2003’te tekrar Pixies olarak stüdyoya girecekti. Indie Cindy’ye çıkan yolun bu kadar uzun olacağını düşünmemiştim açıkçası… Her 10 senelik dönemeçte yüzlerce grubu geride bıraktığımızı düşünecek olursak Pixies’in geri dönüşü müzik endüstrisi için fazlasıyla iddialı görünüyor.
 
2003’te Shrek 2 filmi için Kim Deal’ın yazdığı ve mikrofona geçtiği Bam Thwok, grubun seneler sonra beraber kaydettiği ilk parçaydı. Bam Thwok filmde kendine yer bulamadı ama iTunes’da anında liste başı gördü. Stüdyo buluşmalarından gaza gelen grup, dünya turnesine çıkarak festivallerde estirmeye başladı. Turne durakları açıklandıkça biletler kapış kapış tükeniyordu. Gözümüz yeni parçalardaydı ama bu EP’ler için bir 10 sene daha bekleteceklerini tahmin etmiyorduk. Indie Cindy, geçtiğimiz ekim ayından bu yana dijital albüm ve plak olarak yayınlanan 3 EP’nin toplaması çıkınca da garipsediğimizi söylemek yanlış olmaz. Şimdi ise önümüzdeki ay İstanbul’da olacakları haberi ile çalkalanıyoruz.
 
Ancak turne ve albüm kayıtları destelerce yıllarla ölçülen bir grup söz konusu olduğunda hikâyeyi biraz geri sarmak daha doğru olacaktır.
 
En son albümleri Trompe le Monde’yi 1991’de çıkardıklarında ortaokula henüz başlamıştım ve ranzanın üst katını paylaştığım abim sayesinde en fazla Nirvana adına aşinaydım. Metalci geleneklerine göre yetiştirilen bir küçük kardeş için Nirvana bile göstererek dinlenmemesi gereken gizli zevkler müfredatına giriyordu. İşte ortaokulun o ilk günleri Slayer’ı pek de sevmediğimi anladığım zamana denk geliyor. Durumu abime itiraf edemiyordum ama o günlerde internet olsaydı nick'im kafadan Floyd the Barber olurdu. Ayaklarımın yerden kesildiğini hissediyor ama bu hissin adını bir türlü koyamıyordum. Bugün “aidiyet” olarak tanımlayabileceğim o his yüzünden kafayı yerken Bleach’e çıkan bütün güzergâhları hatmedeceğime and içtim. Bu yolda Pixies’e vakıf olmam elbette uzun sürmedi. Cobain ısrarla Nirvana’nın tohumlarını atan isimler arasında Pixies’den bahsediyordu. Daha sonraları dönemin marşı kabul edilen "Smells Like Teen Spirit"’in formülünü alenen Pixies’in kullandığı alt yapı standartlarından aldıklarını açıklayarak gruba daha önce sahip olmadığı bir görünürlük bahşetti. Ancak olayların yankısı bizim buraları bulana kadar Francis Black ile Kim Deal çoktan birbirine girmiş ve grubu dağıtmıştı. Pixies’i canlı izleme hayallerim de Nirvana ile beraber hızla toza buluta karışırken, artık beraber büyüyemeyeceğimiz gerçeğini idrak etmeye çalışıyordum. Ait olduğun dönemde seninle beraber büyüyen grupları yakalamak bir nimettir ve Pixies, dededen, haladan ya da uzak bir akrabadan kalan ve bir süre idare ettikten sonra tükenecek bir mirasa dönüşüyordu. Diğer grupları saymam şimdi yersiz olur ama aynı ritüellerle teker tekrar albümlerini hatmedecek, internetin doğmadığı dünyanın sahaflarında bu topraklarda satılmayan dergilerde yayınlanmış röportajları arayacak ve sonunda başka gruplara doğru kulak açacaktım. Zaten mirase grupları taşımanın da bir rakınrol pratiği olduğunu öğrenmem uzun sürmeyecekti. (Bugün Kadıköyü’nün kilise sokağındaki Oza Kafe / Tahsin Abi’ye selam etmeden geçemem buradan… '90’lı yıllarda Moda Pasajı’nın sonundaki dükkânında dergileriyle bizleri beslediği için konunun bir diğer kahramanı da kendisidir.)
 
İşte bu geçmiş yüzünden 23 sene sonra yeni bir Pixies albümünü indirdiğimde kafamın bu kadar karışacağını tahmin etmiyordum. Indie Cindy, sanki aradaki zamanı makasla bir hamlede kesiyor ve bugünü 1993 gibi bir tarihe yapıştırıyor. "What Goes Boom" canavar gibi giriyor kulaklarımdan içeri. Aynı vokaller, aynı riff'ler… bu bir rüya olmalı. İlk hissedilen farklılık Kim Deal’ın olmayan geri vokalleri. Grupta artık basları (ve Deluxe Edition’da geri vokalleri) Zwan ve A Perfect Circle’dan bildiğimiz Paz Lenchantin devralmış ama asıl grup kadrosu artık üç kişi: Francis Black (vokal/gitar), Joey Santiago (gitar) ve David Lovering (davul). Prodüktör ise Doolittle (1989), Bossanova (1990) ve Trompe Le Monde (1991)’de olduğu gibi yine Gil Norton. Yani her şey sahiden bıraktığımız gibi.
 
Öncelikle Indie Cindy adının dandik bir tercih olduğunu kabul edelim. Parçaları geçtiğimiz aylarda yayınlanan EP’lerden takip ettiyseniz, yeni bir şey bulamamak da biraz can sıkmıştır. Ben, hidden track olaydı bari demeden geçemedim. Albüme girmeyen ve Record Store Day’de 7’’ plak ve yine mp3 olarak yayınladıkları "Women of War"’u bu klasmana alıp, çok söylenmeme taraftarıyım. Aslında bir müzik eleştirmeni falan da olmadığım için olayı asıl mesleğim olan tasarımcılığa bağlamak istiyorum. Bütün Pixies albümlerinde olduğu gibi Indie Cindy’nin görsel sunumu da 4AD’nin kült albümlerine imzasını atmış tasarımcı Vaughan Oliver’ın elinden çıkma. Artık eski usul sayabileceğimiz bu ekolun devam ettiğini görmek bile beni mutlu etmeye yetiyor.
 
Albümü yeni dinleyecekler için altını çizeceğim parçaların başına "Magdalena 318"’i koyuyorum; yoksa yere göğe sığdıramayacağım. Gerisi sırayla: "What Goes Boom", "Greens and Blues", "Bagboy" ve "Jaime Bravo".
 
Herkes başka yerinden tutabilir Indie Cindy’yi ancak 24 Haziran’da İstanbul’un yeni performans mekânı Black Box’ta kaçmaz bir grup ve babalar gibi bir tarih var. İşte onu bilir, onu söylerim.

  denizbankal@gmail.com