A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | İts Taym Tu Konfess!

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/74/355" target="_blank" class="twitter">twitter
Ali Yüce

İts Taym Tu Konfess!


Üstüngel Arı
Eğer zaman denilen kavram, işe vaktinde gitmek, biriyle vaktinde buluşmak ya da erken boşalışlarımızın erkenliğini meşrulaştırmak dışında işlevlere sahip bir algı biçimiyse, ki öyle, sanırım şu an, bir yere yetişme kaygısı gütmeden ilerleyen bir salyangoz formuna bürünmüş olmalı –en azından benim için. Aranızda daha önce ölmüş olan varsa, ki mutlaka vardır, iyi bilirler, “Hayatım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti” sözü, bir klişe olmanın ötesinde, gerçektir de aynı zamanda. Zaman, o kadar yavaşlar ki, saniyeler o kadar dakika ve dakikalar o kadar saat olur ki, bırakın sadece kendi hayatınızı, sıkıcı Fransız filmlerinden oluşan bir festivali bile geçirebilirsiniz gözlerinizin önünden.  
 
“Hayat, hayat ismiyle anılır ama gerçekte pornodur o,” der Herakleitos. Haklıdır da kendisi. (Grekçem biraz kötü, ama zaten teşbihe zeval olmaz.) Ve hepimiz, hiç şüphesiz kabul ederiz ki, pornolar sadece sonları için izlenmezler. Süreçtir elimizi kolumuzu “güçlü” kılan. Girizgâhtır. Benim, senaryosu –elbette ki- bana ait olmayan ve hatta öncesinde metni okuma şansı bile elde edemediğim kendi kişisel pornomun girizgâhı, yani daha doğru bir ifade ile film şeridimin ilk karesi ise, “ölüm” ile başladı.
 
SAHNE 1 - İÇ. DOĞUMHANE. GÜN.
Çocuk doğar. Anne ölür.
 
Kıçıma şaplaklar yediğim o an, beni dünyaya getirmiş olan varlığın varlığına son verdiğimden habersiz bir şekilde ağlıyordum. Meksika’da kanat çırpan bir kelebeğin Ağrı’da tsunamiye sebep oluşuna dair temellendirilmiş olan felsefede, bu sefer aradaki mesafe oranı fazlasıyla düşüktü. Dünyanın bir yerinde doğmuş bir bebek, yine dünyanın tam olarak aynı yerinde bir ölüme sebep olmuştu. Yazgım çizilmiş, kaderim yazılmıştı. Ve mutlak belirlilik, -her zaman ve her yerde olduğu gibi- özgürlük yoksunuydu.
 
Cilt No: 0005
Aile Sıra No: 00114
Veriliş Nedeni: Cinayet!
 
Varlığımı, bir başkasının hiçliğine neden olarak kazanmış olmak, kişisel pornomu erotik -ya da en azından ön sevişmeli- bir girizgâhtan uzaklaştırıp adeta hardcore kategorisine sokmuştu. Freud’un o meşhur oral evresine giriş yapmama fırsat bile vermeden ağzıma boşalmıştı hayat. Erken bir boşalmaydı belki bu ama hayat için utanılası bir hadise değildi. Zira hayat, birçoğumuza erken boşalırdı genelde.    
 
Önceleri, “Bir insanı dünyaya getirmek, onu öldürmekten daha az suç değildir,” diye düşünüyordum. Bir avunma biçimiydi belki de bu, bilmiyorum. Belki de kaçınılmaz olan tecavüzüme biraz olsun zevk katmak istiyordum –bilmiyorum.
 
Ama bildiğim ve insanlara doyasıya ve adeta günah çıkarırcasına itiraf etmek istediğim tek bir şey vardı; ben bir katildim! Ve insanlar bunu bilmeliydi. Çünkü “beni” bilmedikleri sürece ben, bir başkasıydım ve bir başkası olacaksam eğer, ben demek olan her şey, benim için fazla sınırlıydı.
 
“Var olmak, algılanmaktır,” der Berkeley. Ve merak etmeyin, bunu kendim çevirmedim. Yani diyor ki Berkeley amca, Meksika’da kanat çırpan bir kelebek, ne kadar var gücüyle kanat çırpıyor olursa olsun, Ağrı’daki tsunamizedeler tarafından algılanmadığı sürece, onlar için “yok”tur. Ben de yokum. Bir katilim ben, ama katil olan ben, insanlar tarafından algılanamadığı sürece, “katil ben” yok. O zaman “ben” de yok.
 
Müebbet yemem lazımken, iyi halden öylece çıkıvermişim –annemin içinden.
 
Ama biliyorum, birini daha öldürmedikçe varlığım olumlanmayacak. İnsanlar, birini öldürmüş biri olarak bakmayacaklar bana eğer bir başkasını öldürmezsem. Nasıl diyordu Rimbaud; “Ben, bir başkasıdır,” diye, ben de ben’den bir başkasını öldüreceğim –üyorum. Çünkü varlığım ancak böylece “doğru” algılanabilir ve ben ancak böylece “ben” olabilirim.
 
***
 
Küvetteki su, saydamlığını yitiriyor bileklerimden süzülen kanla. Hafif siklet polisiyelerde iki bileği kesik vaziyette küvette bulunan biri için zeki polisimiz “Hayır durun, intihar değil bu, bir cinayet,” der genellikle. Nedenmiş, efendim, çünkü bir bilek kesildikten sonra, kesik bilekli el, tutma işlevini yerine getiremediğinden, jileti tutup diğer bileği kesemezmiş…  Oysaki jileti dişlerimizin arasına sıkıştırıyoruz, sonra da…
 
Zaman…
 
Daha da…
 
Yavaşlı…
 
BLACKOUT.
  ustungelari@gmail.com