A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Şimdi ben miyim köpek?

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/74/354" target="_blank" class="twitter">twitter

Şimdi ben miyim köpek?


Halil Fırat eren
“Beklediğim kesinlikle bu değildi. Bana kızmanı umuyordum. Kızmalı ve bağırmalıydın. Ben de utancımdan başımı eğmeli ve kıpkırmızı olmalıydım. Böylece kızan taraf sen olacaktın ve ben ezilen olmanın verdiği güçlü yanda teselli bulacaktım. ‘Bak ne kadar pişman,’ diyecekti görenler. Bir süre sonra onlara sen de hak verecektin. Bu pişmanlık duyan halimi gördükçe için parçalanacaktı. Sanki tüm suç bende değilmiş gibi içine düştüğümüz durumdan kendine de pay çıkaracaktın. Şartlarımız eşitlendiği zaman affedecektin beni. Çektiğim acıların yettiğini düşünecektin. Ödeşmiş olacaktık. O rahatsız edici konuşmaya sırf bunlar için katlanmıştım.”
 
“Bu ne diyor ya?” dedim kendi kendime. İkimiz de kendi kendimize konuşuyorduk. İnsanların kendi kendilerine konuşmaları deliliğe işaretti. Ben köpek olduğum için böyle bir sıkıntı olmuyor. İstediğim kadar konuşurum kendi kendime. Zaten dinleyen de olmaz. Mahalledeki kafelerin önüne gidip, dünyayla, hayatla ilgili çok önemli sırlar versem, “Aa, köpek konuştu,” derler. Söylediklerimi anlamaya çalışmazlar bile. Ama hepsi böyle değil. Mesela kendi kendine konuşan adamın karısı... Kocasının itiraflarına aldanmadı ve adamı kapının dışına koydu. Adam da karısını, yediği boklara ortak edecek aklınca. Ulan yer mi be o kadın? Yediğin boklarla kalırsın. Zaten suçunu itiraf edenin cezası niye hafifler onu da anlamam. Sonuçta suç aynı suç, adam aynı adam... Aslına bakarsanız cezayı da anlamıyorum. Birilerini yargılama ve cezalandırma hakkını bize kim veriyor? Mesela bu adam, evinden kovulduğu gibi mahallelinin de ağzına sakız oldu. Orada burada sürekli harcanıyor. Artık kafelere de gelemez oldu. Çünkü tip tip bakıyorlar. Ama hiçbiri dönüp kendine bakmıyor. Birçoğu karılarını, kocalarını aldatıyor. Gelip geçerlerken alıyorum kokularını. Ama işte bu adamın suçuyla kendilerini aklıyorlar akılları sıra. Birini ayıpladığın zaman kendini benzer suçlamalardan aklamış oluyorsun anında. Artık suçunun yükü nü kaldıramaz hale geldiğinde de itiraf ediyorsun ve çoğunlukla suçların affoluyor. Ama eğer seni affedecek olanlar da işlemişse aynı suçu, o zaman affetmiyorlar. Belki devlet de çoğunlukla bu yüzden affetmiyordur. Kendi mislini yapıyor çünkü.
 
Neyse, yakında bu adam da affedilecek. Önce mahalleli tarafından, sonra da karısı tarafından... Mahalleli bir süre sonra kadını ikna etmek üzere çalışmalara girişecek. “Pişman olmasa itiraf etmezdi,” diyecekler. “Bak perişan oldu. Seni çok seviyor, gel etme!” diyecekler. Altından girip üstünden çıkacaklar. Adama da birkaç tavsiyede bulunacaklar. Kendine çeki düzen ver, git bi’ çiçek al diyecekler. Yokuşun köşesindeki çiçekçi de olay duyulduğundan beri bu anı bekliyor. Çünkü adam bir süre çiçek almak zorunda kalacak büyük ihtimalle.
 
Neyse işte bu konu da kapanacak yakında. Niceleri kapandı çünkü. Niceleri hiç açılmadı daha, onları da bekliyoruz. (Çiçekçi de bekliyor.) Yakında yine birisi, ipliğinin pazara çıkmasından endişelenip bir şeyleri itiraf edecek. Yine olaylar çıkacak. İtiraf eden yine ayıplanacak, falan filan. Ama bana soracak olursanız, belki de çoğunun yaptığı en onurlu hareket eşlerini aldatmaktır diyebilirim. Çünkü bazısı gerçekten sevdiği için işliyor bu suçu. Sevdikleri için rezil olmayı dahi göze alabiliyorlar. Bunun hakkını rahatlıkla verebilirim. Biz de aldatma falan gibi bir durum yok nasıl olsa. Ama hayatlarına baktığınızda siz de göreceksiniz. Başkalarının kuyusunu kazmaya çalışanlar, arkadaşlarının ayağını kaydırmaya uğraşanlar, yalancılar, düzenbazlar, hırsızlar... Günlük hayatta o kadar çok pisliğin içine batıyorlar ki, aşk için işledikleri suçlar, bunların yanında hafif kalıyor. O yüzden de affedilebilir olarak addediliyor sanırım. Bu mahallenin insanı böyledir ya, siz onlara bakmayın. Bi’ tanesiniz siz. Ama işte bunlar bi’ başka biçim. Ben bütün gün takipteyim. Hepsini dinliyorum, izliyorum. Evlerde neler konuşulduğunu bile duyuyorum. Baktığında sokak köpekleri, ev köpeklerinden daha kültürlüdür. Sonuçta onlar bütün gün televizyona bakıyorlar. Televizyon aptallaştırır. Ben kesinlikle tavsiye etmiyorum o yüzden. Ama tiyatro iyi diyorlar. Tiyatroların orada duran köpeklerin havalarından geçilmiyor ama onların da karınları aç. Onlar öyle mahalle dedikodusuyla falan da uğraşmıyorlar. Biz de n’apalım işte, zaman geçsin diye... Yoksa zerre hoşlanmıyorum bunlardan. Elimden gelse, çıkarım mahallenin meydanına, -o kafelerin oraya falan- derim ki:
“Ulan senin şu yaptığını biliyorum, senin bu yaptığını biliyorum.” Ama işte yapamıyorum. Bana yemek falan veriyorlar diye bir şey diyemiyorum. Millete dil uzatıyorum ama ben de itin tekiyim baktığında. Zaten söylesem de “Aa, köpek konuştu!” derler. Ne dediğimi dinlemezler.
  h.f.eren@gmail.com