A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Berlin Rüyası

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/47/2238" target="_blank" class="twitter">twitter

Berlin Rüyası


Can Su Boğuşlu

Wim Wenders'in Der Himmel Uber Berlin'inin yadsınamaz etkisiyle izlemek insanları Berlin sokaklarında... Gülümsemek içten, çeşitli ve uyumlu bir kalabalık... Tarih, kültür, sanat ve teknoloji. Şehir mantığını tanımlayan bir şehir Berlin... Misafirperver bir şehir...

Berlinale Film Festivali bu şehri ilk defa ziyaret etmek icin guzel bir zamanlamaydı sanırım. Uzun yürüyüşler, Berlin Duvarı’nın izlerini takip etmek, eski bir fabrikaya girip Türk sanatçıların büyüleyici çalışmalarıyla karşılaşmak, Akçaabat köftesi yemek, leziz Alman biralarını tatmak, Nan Goldin sergisi, ikinci el mağazalarında saatlerce vakit geçirmek, Ayşegül'le uzun sohbetler, güzel filmler, belgeseller...  Kısa ama anlamlı bir kaçıştı ilk Almanya ziyaretim.

Trenle yapılan yolculukları genelde “eğlenceli” kılmak zordur benim için. Hep sakindir, huzurludur, hüzünlüdür... Kendinle, sessizce bulabildiğin zamandır işte izleyerek, yazarak. Ama eğlenceli kılmak istisna. Ama bu defa çok sessiz değildi. Okuldan arkadaşlarımla, güle eğlene, oyuncak kameralarımızla koyulduk yola. Trende bulunduğumuz odada bizim dışımızda Polonyalı yolculardan bir tek Pan Robert vardı. Sağolsun hiç sesini çıkarmadı. Fazla kokulu Fransız peynirimizi yerken de, İspanyol şarabımızı içerken de. Belki de nazik ikramlarımız onu bizim tarafımıza çekmistir, bilmiyorum.
 
Tren varacağımız ve diğer trene geçecegimiz yere onbeş dakika kala durup, iki saatlik bir rötar olduğunu haber verdi. Biz de hiçbir fikrimiz olmayan bu küçük kasabada trenden inip yolumuzu bulmaya calıştık. Bir Koreli, bir Gürcistanlı, bir Meksikali, bir tane de bendeniz Türk olarak. Polonya'dan Almanya'ya gitmeye çalışıyorduk işte, tam Temel fıkrası. Sonra kasabanın tek taksisinin sahibi olan, iri amca geldi, bizi alıp treni yakalamamızı sağladı. Havanın kaç derece olduğundan hiç bahsetmiyorum bile. Neyse... Eğlenceli miydi? Eğlenceliydi.
 
Tren, Almanya sınırını geçtiğinde hızlanmaya başlamıştı zaten... Berlin'e yaklaşınca da o güzel enerji iyice hissedildi.
 
Bir Türk olarak zaten Almanya'da yabancılık çekmek gibi bir şey söz konusu değil. Her yerden Türkçe sesler duyuluyor. Ama onun dışında başlarda da söylediğim gibi genel bir kabullenme var; insanların birbirlerine bakışları öyle yargılar, garipser cinsten değil. Herkes kendi dünyasında ama diğerine yakın. Yakın demişken, metro sistemi bir şahane. Şehirde her yer birbirine yakın. Ama yine de bir hafta bütün Berlin'in tadını çıkarmaya yetmedi. Yetmedi değil de, daha da bıraktım sonraya...

Berlin bana ondan beklediğimden fazlasını verdi. Filmimle ve hayatımın içinde bulunduğum dönemiyle alakalı bir aydınlanmaya, farkındalığa ihtiyacım vardı. Bunu net olarak hissettirdi.
 
Berlin bana güzel rüyalar hediye etti. Orada, uyumadan önce dinlediğim Lehce radyo, bana güzel şarkılar hediye etti.
 
-5'e rağmen içimi ısıttı bu şehir.
 
Son gece gittiğimiz parti de... Her odasında ayrı bir konsept oluşturduklari partide, en sondaki odaya verdikleri ambiyansla, bulutların üzerine taşıdı beni Berlin... Ona veda ederken, aniden gidilen kilisede; kulağıma en değerlileri fısıldadı...

caspell@gmail.com