A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Çağdaş Sanatlarda “Yerli”

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/47/2184" target="_blank" class="twitter">twitter

Çağdaş Sanatlarda “Yerli”

Çağdaş sanatlar alanından da görüşler aldık. Sorularımız:
 
1. “Yerli” sanat denilince ne anlıyoruz?
2. Son 10 yılda Türkiye’de sanat üretiminde genel eğilimlerinden söz edilebilir mi?
3. “Yerli” kültür endüstrisinin kısa bir değerlendirmesi
4. Batı’nın “yerli” sanatçıları algılayışındaki değişimler
5. Türkiye’de hem sanatçı hem de tecrübe edici kitlenin popülerlik anlayışını nasıl buluyorsunuz?


 

Ayşegül Sönmez

Eleştirmen

1. Kızılderililerin sanatını... Hahahah. Çok kötü bir espri mi oldu? Yerli sanat çok da kulağa hoş gelmiyor. Kolonyalist bir çağrışımı var ister istemez.

2. Türkiye'de ve dünyada genel eğilimlerden söz edilebilir. Küreselleşmeden ve onun semptomlarından ve onun sendromlarından oluşan bir dil bu. Fazlasıyla maruz kaldığımız dijital ağırlıklı görselliklerin sanatçılar tarafından tekrar tekrar üretilmesi söz konusu. Bütün dünyada bu böyle... Küresel bir görsel dile karşı yine o dil üzerinden söz kurma çabası eğilimi diyebilirim buna...
 
3. Bizim buraların bir kültür endüstrisine sahip olduğunu düşünmüyorum. İngiliz bir müzayedeevi iki açık arttırma yaptı diye kültür endüstrimiz yok henüz. Post-fordist bir ülke de değiliz ki biz... Bazı sanatçılar öyleymişiz gibi iş üretse de öyle değiliz. Şeker Ahmet Paşa’nın ilk sergisini açtığından beri çok az şey değişti. Piyasa oluyoruz henüz iki yüzyılda. Piyasanın değerleri yeni yeni oturuyor. Endüstri olmaya bir çeyrek yüzyıl kalmış olabilir. Küreselleşme bu yanılgıyı doğursa da kültür endüstrimizin yerli olanına sahip değiliz. Yerli sahnenin mevcut küresel kültür endüstrisinden nasibini aldığını rahatlıkla söyleyebilirim ancak...
 
4. Bence değişmedi. Daha çok yer açtığı kesin ama algılama yine son derece kızılderilisever. Bunu aşacak olan yine sanatçılar, onlar o bakışı doyurmayarak bu algıyı bir örgü gibi çözecek işler yaptığı sürece....
 
5. Soruyu hiç anlamadım... İzleyici popüler olanı tercih eder. Bu normaldir. İçinden geçtiğimiz zamanlarda ise sanatçı popüler olmak ister. Sanatçıların en popüler olduğu, en kısa sürede şöhrete ve paraya kavuştuğu zamanlardan geçiyoruz. Bu zamanların bir gerçeği bu. Bundan değil de bu popülerliğin içinde iyi işler görememekten endişe etmeliyiz.

Rafet Arslan

Sanatçı, Yazar, Şair, AktiviSanatçı, Yazar, Şair, Aktivist

1.
Yerli kavramı, kelimeyi doğrudan alırsak kendi içinde sorunlu ama metaforik ya da ironik yamuk bakışlarla da verimli bir kavram olarak okunabilir. Bizde genel olarak her alana dair bir gelenekçi, milli okuma tezahürü hep olagelmiştir. Zaman içinde sağdaki muhafazakârlık ile, kendine sol diyen ulusalcılık bu ortak paydada sık sık buluşmuşlardır. Bu noktada tüm avangard arayışları, refleksleri, kendini yerel ile sınırlamayan, küreye seslenen bir söylem tutturmaya sevk etmişlerdir.
 
Post-modern kırılmanın ardından belirginleşen küresel “pazar” olgusu, sanat alanında da kendini göstermiştir. Bunun sonucu eskinin satış grafiği iyi plastik sanat üreticileri, yeni dalgaya ayak uyduramamış, ulusalcı bir refleks geliştirmiştir. Bunun karşısında video, enstalasyon gibi araçları kullanan küresel sanat piyasası içinde, bir “güncel sanat” dünyası oluşmuştur. Kuşkusuz bu meselenin sadece bir yönüdür, çünkü cyberpunk romanlarda karşımıza çıktığı şekliyle ulus-ötesi bir dünya halen hayata geçmiş değildir ve kürselleşme kendi içinde birçok yerelleşmeyi besleyerek ilerlemektedir. Sonuçta şu gün üretilen sanatın varlık zemini hâlâ bu topraklardır ve bu manada “yerli” bir sanattan bahsedebiliriz, hâlâ.
 
2. Müze-akademi, piyasa galerisi, küratör merkezli sanat üretiminin iflasından bahsetmek gereklidir. Güncel sanatçının şiire, sinemacının resme bu kadar ilgisiz olduğu başka bir dönem yaşanmamıştır. Disiplinlerarası sözcüğü bir çeşit kara mizaha dönüştürülmüştür. Eleştiri-eleştirmen yokluğu, merkez dışı olası eleştirinin sükut suikastlarına kurban edilişi en ortada gerçek tartışmaların olmaması. Çünkü ortamda bağlamın olmaması en büyük sorundur. Her çevre kendi güç alanını oluşturmakta, dün muhalefet gözüken güce ulaşınca tiran kesilmekte, kendi takımına dışardan oyuncu sokmamaktadır. İletişime kapalı, kolektiviteyi çoktan kapı dışarı atmış, güç merkezleri arasında gerçekten bağımsız sanat uğraşı yaşam kavgası vermektedir.
 
3. Galerilerin sanatçılar üzerindeki boyunduruğunun pervasız bir düzeye çıkışından bahsedebiliriz. Her şeyi piyasanın belirlediği travmatik bir dönem yaşıyoruz. Alttan yükselen basıncı iyi gözlemlemek gerek.
 
4. Batı açısından son 20-25 yıldır eskinin tabiriyle 3. Dünya ülkelerine ve onlardaki sanat pratiğine yoğun bir ilgiden bahsedebiliriz ve bu manada yerli kavramında evrimden. Çünkü gelişmiş metropollerin kültür endüstrileri bu sanatçıları ülkelerinden ithal edip, kendi sanat piyasası içinde “yerli”leştirmişlerdir. Bu ilgi borsa trendlerine benzer bir şekilde sürekli yeni alanlar-yıldızlar keşfetmeye soyunmuştur. Sovyet Bloğu’nun çözülüşü ardından Balkanlar, ardından Uzak Doğu ve bu sıra Orta Doğulu sanatçılar gündeme alınır olmuştur. Ama her şeye rağmen halen Batı’da gündelik hayatın eleştirisini merkeze alan, sanat ile hayat arasındaki köprüleri kırmaya çalışan “yerli” avangard güçler mevcuttur.
 
5. Popülerlik; görünürlülük, medyatiklik ve satış şeytan üçgeni içinde devam etmektedir. 18-19 yaşlarında gençler yıldız sanatçı olarak bir anda gündeme getirilmekte, tüketilmekte ve posası çıkınca adı unutulmaya terk edilmektedir. Sanırım bu çember artık iflas etmiştir. Önümüzdeki yıllar inistiyatiflerin gelişeceği, gerçek anlamda minör sanatın belirleyici olacağı, yeni bir dalga yükselecektir.


 

Fırat Arapoğlu

Küratör, Akademisyen

Yerli Malı Yurdun Malı!..

2010 Kasım’ında Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen Contemporary İstanbul Fuarı ile ilgili olarak, fuarın Art Basel, FIAC gibi prestijli uluslararası fuarlarla yarış içerisinde, üçüncü dünyalı kompleksi ile pazarlandığını belirtmiştim. Evet, 1990’ların başından bu yana İstanbul Sanat Fuarı’nın UPSD öncülüğünde başlatılması, Türkiye’de 1990’larda başlayan kırılmalardan birisi, ama o günün deneysel yapıları bugün çözümlenmiş, uluslararası pazara entegre olmaya çalışan bir sistem bu coğrafyada ortaya çıkmıştır.
 
Yerli Malı Yurdun Malı, Herkes Onu Kullanmalı” şiarı ile büyütülen kuşaklar, küresel pazar içerisindeki rekabet koşulları ve dayatılan yaşam biçimlerinin, arzu ettiği görünümler üzerinden yarattığı bombardımanın farkında artık. Şimdi yerlilikten ziyade giyimiyle, davranışıyla global ölçekte çizilen bir “rol” model anlayışı ile karşı karşıya kalınmaktadır.
Tabii ki bu standartlara ulaşma karşılığında şu an ve geçmişte kaybedilenler, bir zamanlar kişiye ya da kültüre ait olanların yok oluşunu imliyor. Bu basit bir nostaljiden ziyade, var olma koşullarının dışına çıkıldığının tespitidir. Güncel sanatın bazen dikkat çektiği konulardan birisi bu. Yabancılaşma ve tüketim toplumu eleştirisini, özellikle deneyimli sanatçıların işlerinde netlikle görebilmek mümkün oluyor.
 
Sanatta Küreselleşme
Küreselleşmenin iki aşamalı bir yapısı bulunuyor: Mal / hizmetin ve bilgi / sermayenin serbest dolaşımı. Bu küreselleşme söyleminin, neo-liberalizm ve kapitalizmin günümüzde aldığı şeklinin altında yatan amaç ise bir tür sömürgeleştirme zihniyetidir. AB ve ABD’nin çoğulcu söylemlerinin altında bir tür Batılılaştırma politikası olduğu görülebilir. Nitekim Sotheby’s’in Türkiye pazarına girmesi ya da 1980 sonlarından bu yana İstanbul Bienalleri AB’ye uyum sağlama sürecindeki yasalara olan riayetin birer “kültürel çıktısı” olarak da okunabilir.
 
Batı Sanatı” terimi gibi üst-söylemler, sanatçılar üzerinde baskı kuruyor ve sanatçının kendi iç dinamiklerinden geliştirebileceği bir “ideolojinin” gelişimini engellemeye çalışıyor. Böylelikle yerli kimlikleri yok etmeye çalışarak ortaya “uluslararası” bir sanatçı modeli koymaktadır. Elinde valizi, bienal bienal gezen; İngilizceye hakim ve dünya mutfağından anlayan bu “prezantabl” sanatçı modeli, etkinliklerin demirbaş sanatçılarındandır. 
 
Bir tür simulatif estetik kavramlar üzerinden hareket eden sanatçı modelinin özgürlük anlayışı nedir ve bunu nasıl ifade edebilir? Eğer sanat, bir “temellük” poetikasından hareket etsin ya da etmesin, özgün bir yaratı olarak görülüyorsa sanatçının bu küresel ekonomiye eklemlenmesi noktasında işgal ettiği “majör” konum ne oranda bir estetik dile dönüşebilir ki? Sanatçı öteki olandır ve Ali Akay’ın birçok yazısında ve konferansında dile getirdiği gibi minör kaçış yolları yaratarak, bir sıkıntıyı, derdi ifşa edebilmelidir.
 
Poetika 
Cinsiyet ya da etnik köken gibi konulardan hareketle, kültürel bir ideoloji ortaya koyabilmeli bir sanatçı. Bu gerçekleştirilmedikçe, sanat, ortaya koyduğu politik imge ne olursa olsun, seçkinci bir edim ve bir dekorasyon unsuru olarak kalmaya mahkum kalacaktır. Medyanın da dahil olduğu bu süreç, “malın” kullanım değerinden ziyade dolaşım değerini vurgulayarak, üzerinde manipülasyonlar geliştirilmesine neden olmaktadır.
 
Sanat bir iletişim aracı ve buna göre meta değeri değil, ileti değeri üzerinden değerlendirilmeli. Aksi halde, küresel ölçekli apolitik, kinik bir üretimin demokrasi ve özgürlük gibi sorunlara el atmayacağı aşikâr. Böyle bir sanat öncü değil, ancak kurumsallaşmaya meyilli, ATM sanatçılarının ortaya çıkmasını sağlayabilir. Temsil edilecek bir şeyin olmadığı, yerelliğin sanata dahil edilmeyeceği bir durum ileri sürüldüğünde, bunun sonucunda değil hukuk, din ve sanat gibi üst-yapısal konular, temel insani ihtiyaçlara dair bir vurgu bile ortaya çıkmamaktadır.
 
Kendiniz olmalısınız; kimliklere yapılması gereken “yerel” vurgunun önemi budur. İnsan varoluşunu önermeli, gerekirse kurumları da yok etmelidir. Bu olmadan, zeminsiz küreselleşme olgusu yanılsamadan öte bir şey değil.

Gökçe Süvari

Sanatçı

1.
Bu anlamda düşündüğüm, acaba yerel sanat üretiminden mi bahsediyoruz yoksa bu coğrafyaya dair kavramlar ve değerlerden beslenen üretimleri mi? Açıkçası burada üretilen işleri “yerli” olarak nitelemek, sanat üretiminin yerele ait değerler vb. üzerine yoğunlaşması gibi bir genelleme oluşturuyormuş gibi geliyor ki bu da biraz kendi-kendini egzotize eden bir düşünceye çıkıyor. Mutlaka Türkiye’deki sanat üretiminde öne çıkan belirli eğilimler bulunmakta ama bunun başına “yerli” ibaresi koymak baştan sanatçıları salt coğrafya ve kimliğe hapsediyor gibi. Bu sebeple dışarıdan bakıp bunun tanımını yapamıyorum. (ya da soruyu anlayamadım :)
 
2. Evet, mutlaka söz edilebilir. Bunların da son on yılda üzerinde konuştuğumuz konularla paralellik gösterdiğini düşünüyorum. Mesela kimlik ve tarihsellik üzerine kavramlar ve bunlara dair araştırmalardan beslenen işler öne çıkıyor.
 
3. Son on yılda gözle görünür birçok gelişme olmasına rağmen sanatın üretildiği, sergilendiği ve tartışıldığı mecraların yetersizliğinden bahsedilebilir. Kendi adıma uzun süre boyunca bir sanatçı inisiyatifinin ve bağımsız sanat mekânının içerisinde yer almış bir sanatçı olarak, bağımsız mekânların ve kollektiflerin eksik olduğunu gözlemliyorum. Sonuçta galeriler ve çeşitli sermaye destekli büyük sanat kurumlarının yanı sıra bağımsız mekânların varlığı, üretim ve düşünce pratiklerinin gelişimi ve çeşitlendirilebilmesi adına çok önemli. Ancak bu tarafın zayıf kalmasının en önemli sebeplerinden biri olarak da kolay destek bulunamayışını, hibe ve sponsorluk gibi unsurların ülkemizde çok işlemeyişi olduğunu düşünmekteyim. Tabii buna bağlanacak diğer bir durum, belli başlı bir iki kurum dışında ciddi bir kültür politikasının olmayışı, ki bu durum devletin yerel ihtiyaçlara göre şekillenmiş bir kültür politikası üretmeyişi ile de doğrudan alakalı. Bu alanda daha çok festivalci bir anlayışı hakim görüyorum, yetersiz olan ise bunun üzerine çözüm olanaklarına yönelik tartışmaların olacağı platformlar.
 
4. Gülsün Karamustafa, bir kaç sene once izlediğim bir konuşmasında “diversity” kavramının, egzotize edici bir bakış açısına yakınlığından ve kendisinin yurtdışında katıldığı ilk sergilerde karşılaştığı Türk sanatçı olması üzerine beklentilerden bahsetmişti. Bu temsiliyet sorunu sanırım eskiye oranla biraz daha aşıldı denilebilir, sanatçılar daha fazla dolaşım ve görünebilirlik kazandığı ölçüde de değişecektir diye düşünüyorum. Ama kişisel tecrübe olarak daha 3 sene öncesinde yer aldığım bir serginin davetiyesinin karşıma kırmızı beyaz ve ayyıldızlı tasarım öğelerinden oluşan bir sürpriz olarak çıkması, bu konuda daha alınması gereken yol olduğunu düşündürtüyor. Bunu sanatçılar adına tecrübe ve doğru seçim meselesi olarak da görüyorum bu yüzden.
 
5. Popülerliği eğer şöhreti ifade eden “celebrity” kavramı olarak ele alırsam, son yıllarda bu şekilde değerlendirilebilecek birkaç sanatçının karşımıza çıktığını düşünüyorum. Yani bunu güncel sanatı uzaktan takip eden kitlenin de artık haberdar olduğu isimler bağlamında söylüyorum. Büyük müzayedeler, fuarlar ve burada geçen rakamları artık ekonomi sayfalarında bile görmek mümkün. Bu bir yandan güncel sanatı gündeme getiren bir şey ancak bunun üzerine tartışmaların zaman zaman ticari değer üzerine odaklandığını da düşünüyorum.

info@kargamecmua.org