A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | YERLİ MÜZİK

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/47/2173" target="_blank" class="twitter">twitter

YERLİ MÜZİK

Müzik camiasından isimlere aşağıdaki soruları sorduk:

1. “Yerli” müzik denilince akla ne geliyor?
2. “Yerli” müzikteki üretim artışını nelere bağlıyorsunuz?
3.  Yeni gruplar müziklerini paylaşacak yeni fırsatlar bulabiliyorlar, ancak “yerli” müziği prodüksiyon açısından değerlendirir misiniz? 
4.  Müzikal üretimin artışı müzik sektörüne bir ivme kazandırabilecek mi? Sektörsüz ve sahnesiz (bu konuda yeterli gelişimin olmadığı fikri hakim) müzik üretimi olabilir mi? 
5.  “Yerli” müzik dışarıda nasıl algılanıyor? 
6.  Türkiye’de hem sanatçı hem de dinleyici kitlenin popülerlik anlayışını nasıl buluyorsunuz?

 

Eray Aytimur

Müzik Yazarı, Yönetici

1. Caz ve Klasik Batı müziği formunda bestelenmiş, düzenlenmiş ve yorumlanmış müziklerin dışındakilerin hepsine yerli müzik diyebiliriz. Bunun Klasik Türk Müziği ile arabesk, pop ya da Türk Halk Müziği gibi kendi içinde ayrımları olsa da özetle bu diğerlerine katiyen Türk cazı değil ama yerli caz ve yerli klasik diyoruz.
 
2. Nicelik anlamda evet, bir artış var. Çünkü albümler satmayacağı bilinse de artık birer prestij unsuru olarak görülüyor. Daha gerçekçi bir gerekçe ise canlı performans pazarından dilim kapabilmek. Hangi mecrada yayınlanacağı fark etmeksizin klip çekmek ve single basmak da yine aynı amacın uzantıları ya da destekçileri.
 
3. Satışı en iyi olasılıkla birkaç 1000’le ölçülebilecek bir albüme bedeli onbinlerle ölçülebilecek liralar (dolar-euro filan demiyorum bak) yatırmak, “değmez” demiyorum ama tabii büyük risk içeriyor. Stüdyo müzisyeni, stüdyo kirası, miks&master, tasarım, matbaa, üretim, eee? Prodüksiyon açısından dediğin için kalemler bunlar, bak daha dağıtım ve pazarlama aşamasına gelmedik bile. Hele ki dijital ortamdaki hareketleri kontrol etmek çok zor olduğu için telafisi zor bir adaletsiz gelir paylaşımı var yerli müzik üzerinde.
 
4. Olamaz, zaten yeni içki sponsorluğu yasası ile canlı müzik ciddi baltalanacak. 18-24 yaş arası kitle önemli bir hedef kitleydi, artık önemli içki sponsorları bazı etkinliklere destek vermeyecek. İnsanlar da müziğin ne canlısına ne kaydedilmişine para vermeyi seviyor zaten.
 
Senin benim yok bizim var düşüncesiyle rasyonalize edildikten sonra müzik ve aslında tüm sanat ürünleri üstünden süregiden bedavıcılık ve kopyacılıktan tiksiniyorum. Beş para etmez ses ortamlarında dinlenilip de üstüne yorum yapılan müzik ve müzisyenlere ise çok acıyorum. Ayrıca müzik sektörünün önünde MÜYAP yapısal bir engel olarak Demokles’in kılıcından biraz daha zararlı bir şey gibi sallanıyor. Operatör veya dijital kanaldan gelip anlaşma yapmaya çalışanlar yaka silkiyor, çünkü varsayımsal amacı itibarı ile para toplayıp tüm yapımcılara dağıtması gereken bir kuruluş pazarlamacı olarak faaliyet gösteriyor.
 
Konser salonu az, kulüp sahneleri kıt ve yetersiz, belediye ve abuk sabuk devlet etkinlikleri olmasa herhalde hiç canlı müzik kalmazdı… Beğensek de beğenmesek de bu bir sektör ve insanlar almazsa büyüyemez. Oysa müzik aracı değil aslolandır.
 
5. Tarkan dışında pek satmıyor ve bu da algılanırlığıyla ilgili epey fikir veriyordur herhalde. Etnik anlamda ise maalesef içe dönük ve Türklere yönelik. Bugün komşu İran veya Yunanistan’ın yurt dışında Etnik & World müzik stand’larını dolduran yüzlerce kaydı varken biz Irak’la zar zor yarışıyoruz. Yerli müzik henüz bir ihraç öğesi değil ve bundan yurtdışının ördüğü duvarlardan önce sektörün ve müzisyenlerin hataları var.
 
6. Hiç hoş bulmuyorum, kızdığım bir dolu şey var o yüzden de, bu sorulara birlikte yanıt verdiğim bir arkadaşımın, eski şirketimin label manager’ı Tansu Özyurt’un şu cümlesiyle konuyu kapatalım: Müzik müzisyenlere bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir…

Hakan Orman

Müzik Direktörü, Yönetici

'“Yerli” müzik' ifadesi, farklı farklı bir çok cevabı akla getirse de bunun cevabını farklı yollardan aramak gerekir. Mesela daha popülist bir şekilde şöyle bir sıralamaya sokabiliriz: en başta Türkçe sözlü olması. Ayrıca genel algıda yaygın ifade bulan “Türkçe pop” ve sırasıyla “arabesk”, “fantezi” ve adını koymayı beceremediğim şeyler... Ama diğer yandan bu soruyu daha sosyolojik bir açıdan kendimize soracak olursak, bunun cevabını daha derinlerde aramak gerekir. Mesela halk müziği. Yüzlerce yıllık Anadolu kültürünün, her köşesinde farklı enstrüman ve yorum farklılıklarıyla bu güne kadar gelen çok sesli bir kültür. Keza sanat müziği. Halk müziğinin doğaçlama yapısının aksine, belli bir form ve makâm ekseninde, daha entellektüel bir düzeyde ve bir çok farklı makâmı da içinde barındıran bir tür. 
 
Bir de son kırk yılda vücut bulmuş batının rock kalıplarını ve tekniğini bu coğrafyanın müzikal yapı ve makâmlarıyla harmanlamış; dün Erkin Koray’lardan, Haramiler’den, Derdiyoklar’dan bugüne, Ayyuka, Fairuz Derinbulut, Sakareller’e.
Popüler kültürün “yerli” müzik üretiminde bir artış olduğunu düşünmüyorum. O kendi boyut ve dünyasında süregeldiği gibi devam ediyor. Daha bizim beslendiğimiz mecralara bakarsak da, evet, bir hareketlilik var. Bunlar hem kişisel düzeylerde hem de daha lokal yapılardan oluşan (Baykuş Müzik, AK Müzik, Peyote Müzik) alanlar. Ama bu artışı şöyle de düşünebiliriz; internet. Belli bir düzeyde veya daha ötesinde bir kültür hissini, internet başlı başına evrime uğrattı. Üretmek denen kavramı geliştirdi ve bunun aslında zor olmadığını gösterdi. Bu o kadar çok zihni etkiledi ki, hepsi birbirini tetikledi.
 
Gene şöyle cevap vermek istiyorum; popüler kültüre bakarsak, müzikal olarak berbat prodüksiyonlar. Ama reklam, satış, pazarlama tıkır tıkır işliyor. Alternatif mecralara bakarsak müzikal olarak belli bir düzeyde hatta çoğu zaman üstünde, ama reklam, satış ve pazarlamada maalesef olgunlaşmamış.
 
Hepimiz bunun için çalışıyoruz. Ama maalesef kaynaklarımız sınırlı. Benim en büyük dileğim Peyote, Karga, Arka Oda vs gibi mekânların çoğalması. Daha çok müziğin, grubun sahne alacağı alanların çoğalması ve bu böyle de olacaktır. Ticari kısmının dışında, işin kültürel yanına da kafa yorulursa her şey daha çabuk gelişecek.
 
Türk pop müziği ve Tarkan. Ayrıca alaturka, etnik, oryantalist yanı güçlü müzikler.
 
Popülerlik herkese göre değişir. İnsanlar tanınmayı ve popüler olmayı sever. Buna bir şey diyemem. Ama bunun olma biçimi her şeyden önemlidir. Bazıları ünlü olmak için üretir. Bazılarıysa ürettikleriyle ünlenir. Bunların çok önemi yok. Toplumsal hafıza ve tarih bunun en güzel cevabını, gelecekte hepimize fısıldayacak zaten.

Tayfun Polat

Yazar, Yönetici

1.
Bu topraklarla bağ kuran her müzik “yerli” bence. Buradan ezgiler içermesi de gerekmiyor. Misal dans sahnesinde müzik üreten gruplar ya da genellersek doğrudan yurtdışı pazarını hedefleyen müzisyenler var. Sound’ları hiç buralı gibi tınlamıyor. Ama ben buradan tınıları da müziklerinin içinde barındırmak, sentez ya da füzyon yapmak zorunda hissedilmesine karşıyım “yerli” müzik tanımlaması altında. Diğer taraftan burada müzik üretmeyen ama buralı bir sürü müzisyen de var. Ciwan Haco yıllardır yurtdışında yaşıyor, üretiyor. Ama onun müziği “yerli” değilse neye yerli diyeceğiz? Yani, bence “yerli” müzik Türkiyeli ortak parantezinden çok daha geniş bir üst küme.
 
2. Bilgisayar sayesinde evinde stüdyo kurabilmeye, internet sayesinde bunu aracılar olmadan paylaşabilmeye, paylaşım ve örnekler çoğaldıkça herkesin müzik yapabileceğine ikna olmasına…
 
3. Şu anda en problemli alan prodüksiyon. Hadi punk ve onunla kol kola gezen türlerdeki “kendin yap” düsturunun kayıt kalitesini önemsemeyen tavrını sahiplenen müzisyenleri dışarda bırakalım, ama elimize geçen kayıtların (stüdyoda yapılan prodüksiyonlar dahil) çoğunluğunun kötü olması memlekette bir prodüktör sorunu olduğunu gösteriyor. Temiz kayıt alabilmeyi öğrendik belki, ama müzisyeni yönlendirecek ve bir sound inşa edecek prodüktörümüz yok denecek kadar az. Ev kayıtlarını hiç konuşmayalım.
 
4. Müzik sektörümüz İMÇ raconlarının dışına çıkmayı yeni yeni öğrenirken internetten paylaşım hadisesi geldi ve müzik sektörünün 100 yaşını devirdiği Amerika bile gafil avlanmışken, bizim “tay tay” ayakta durmaya çalışan sektörümüz bayağı bir hazırlıksız yakalandı. Ancak bir anda yüzlerce yeni ismin sahneye çıkmasıyla yeni oyun alanları da açıldı. Özellikle pazarın dışında kalan alternatif sahne, kendi dolaşım imkânlarını kendi yaratarak yeni bir kaynak yarattı. Albüm satışlarının yerlerde süründüğü bu ortamda –yurtdışında da olduğu gibi- konserler ve canlı sahne önem kazandı. Müzisyenler artık sahneye çıktıkça kazanabiliyor. Bu noktada da “sahne”nin önemi çok arttı. Artık bir sürü niş sahne var, ismi bilinenler dışında. Ama hâlâ yeterli değil. Ayrıca, yine alternatif, anaakımın dışında kalan müzisyenleri düşünürsek, müzisyenlerin henüz çalarak para kazanabileceklerini farketmemiş olduklarını görüyoruz. Hafiften bir “körler sağırlar” durumu var. Mümkünse bütün konserler beleş olsun, daha çok insan dinlesin isteyen çok. Bu tabii ki takip eden kitleyi de sevindirir. Ama müzisyen anaakımın dışında kalmayı seçse de, alternatif sahnenin gelişebilmesi için “beleşçi” zihniyetin değişmesi gerekiyor. Neticede daha çok sahne olması için konser mekânlarının da, müzisyenlerin de beslenebilmesi gerekiyor. Tamam, zaten internet var ve orada müzik beleş, de, bu işe harcanan emeğin karşılığı ödenmeden bir sektör ve sahne oluşması da çok zor. İsmi lazım değil, memleketin en büyük gruplarından biri “Abi konser ayarla, albümü kaydedemiyoruz,” diyorsa, konser prodüksiyonu denen mevzunun maliyetleri olduğunu dinleyici de farketmeli artık.
 
5. Herhalde algılanmıyor. Tarkan yurtdışında listelere girdi, Sertap Erener Eurovision’u kazandı, Fatih Akın bir film çekti diye bütün dünya gözünü Türkiye’ye çevirmedi. Ama son on, onbeş yıldır Britanya ve Amerika’da ‘70’lerin Anadolu saykodeliyasının keşfedilmesi ve yine anaakımın dışındaki alanda ilgi patlaması olması nedeniyle, aynı kanaldan beslenen Replikas, Nekropsi, Baba Zula, Zen, Hayvanlar Alemi gibi gruplar ve onların öncüleri olan Erkin Koray, Selda Bağcan gibi isimler belirli bir dinleyici kitlesi bulabildiler. O kadar.
 
6. Hastalıklı konulardan biri de bu. Şu anda sektör farkında olmasa da beslendiği kaynak alternatif sahne (Bütün yazı boyunca alternatif sahne dedim durdum, neye alternatif olduğunu açıklama gereği hissetmeden. Söz konusu olan popülerlik olunca işin içine anaakıma dahil olmak da girdiği için bir açıklama yapayım, burada alternatif sahne; kendi yağında kavrulan bağımsız gruplardan sektörün pazarlama stratejilerine kanmadan kendi müziğini üretebilenlere kadar genişliyor. bkz. Bülent Ortaçgil). Ama alternatif sahneden iyi bir şey çıkıp da popüler olunca, alternatif müziğin takipçisi tarafından burun kıvırılıyor. Athena, Rashit, Hayko Cepkin, medyada çok gözüküyorlar diye kötü müzik yapmıyorlar ki. Ya da sektörün ihmal etmekte ısrar ettiği Kesmeşeker’in ne kadar popüler bir grup olduğunu göstermek için bağırmaları gerekmiyor. Sanatçı açısından baktığımızda da aslolan müzik olmalı, dinleyici açısından baktığımızda da. Büyük Ev Abluka’da önümüzdeki dönemin en popüler grubu olma yolunda ilerliyor. Şimdi hâlâ yeraltından gidiyorlar da yarın öbür gün herkes isimlerini konuştuğunda dinleyici kitlesine ihanet mi etmiş olacaklar? Bu sözler ve bu müzikle? Müzisyen popüler olmak ister, ona göre davranır, hiç şeyinde değildir, müziğini yapar, ama popüler olur. Burada belirleyici olan samimiyeti bence. Ama dinleyicinin popüler olana alerjisinde hastalıklı bir durum var, başta dediğim gibi.
 

Doruk Öztürkcan

Müzisyen, Prodüktör

1. Türkçe pop geliyor tabii, sonuçta en çok üretilen ve pompalanan müzik şekli o. Hatta öyleki bağımsız yerli gruplara “yerli” bile diyemiyorum.

2. Artış olup olmadığı tartışılır. Pop müzikten bahsediyor isek ‘90’lardaki gibi bir popçu enflasyonundan bahsedemeyiz. Bağımsız sanatçılarda bir artış var diyebiliriz ama bu artış halen açığı kapatacak büyüklükte değil kanımca. Daha çok grup olmalı, daha özgün müzikler yapılmalı.

3. Prodüksiyon konusunda iyiyiz bence. Piyasaya çıkan kayıtların büyük çoğunluğu kaliteli ve doğru yapılmış işler. Ama adı şişirilmiş adamlar hâlâ başı çektiği için çıkan sound'ların özgünlüğü konusunda problemler devam ediyor.

4. Üretimin artışı tek başına ivme kazandıramaz. Arz-talep ilişkisi geçerlidir. Yapanlar kadar tüketenlerin de artması gerekir. Bunun için sadece sektör ve sahne varlığı da yeterli olmaz. Bağımsız müziğin ana kültürün bir parçası olabilmesi gerekir (bkz: İngiltere). Bu da ana kültüre ait insanların daha az muhafazakâr olmasını gerektirir.

5. Açıkçası “yerli” müzik yurtdışında çok az algılanıyor. Haklı olarak çünkü yeterince tanıtılmıyor, hep kişisel çabalarla bir şeyler yapılmaya çalışılınıyor. Yurtdışında Türkiye'den müzik derseniz akla gelecek ilk ve son şey Tarkan olur heralde.

6. Anlayamıyorum. Algılayamıyorum. Ölçemiyorum. Umursamıyorum.

info@kargamecmua.org