A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | POLLY JEAN SARSMAK İSTİYOR

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/47/2171" target="_blank" class="twitter">twitter

POLLY JEAN SARSMAK İSTİYOR


Utkan Çınar

Q dergisinin 1994 Mayıs’ındaki kapağı geldi aklıma PJ Harvey yazısı yazmak için harekete geçtiğimde. “Kalçalar. Dudaklar. Memeler. Güç. PJ Harvey – Björk – Tori Amos” başlığı altında müzik tarihinin o en hareketli aylarından birinde (Bir ay evvel Cobain ölmüş, o ay ise Oasis’in ilk kırkbeşliğiyle BritPop patlamıştır.) üç çoksatan kadın şarkıcı / şarkıyazarı kapak olmuştu. Çoksatan dergilerde bu tarz “alternatif” müzik yapan ablaların kapak olmasına alışık değildik. Hâlâ da değiliz aslında. O zaman da anca üç tanesi beraber olabilmiş. Tori Amos, Under The Pink’i yayınlamış, Björk Debut isimli debütüyle milyon satmış, PJ Harvey de Dry ve Rid of Me ile derginin uygun gördüğü “Mad Bitch Woman” sıfatına layık durmuştu.
 
Bu yazıyı yazmaya oturduğumda PJ Harvey’nin 8. albümü Let England Shake çıkalı bir hafta olmuştu. Bu arada Radiohead de sürpriz bir albüm çıkarınca yeterince sindirip klavye başına oturduğumu söyleyemem. Harvey bu yüzden “This Mess We’re In”i beraber söylediği Thom Yorke’a arıza çıkarır mı bilmem. Ama artık 40 yaş tecrübesine sahip Harvey için bunlar çok önemli olmasa gerek.
 
Davullarda Rob Ellis ve basta Ian Olliver ile aslen trio olarak başladığı kariyeri zaten Dry ve Rid Of Me ile gayet bomba gibi başlamıştı. Grunge’ın zafer yıllarında tatları da oraya yakındı. 1995’te ilk “solo” albümü diyebileceğimiz To Bring You My Love günümüze kadar beraber çalışacağı Flood ve John Parish ile ilk ortaklığı oldu. İngiliz kırsalında kaydettiği, büyük hayranı olduğu Captain Beefheart’a göndermeli albümden “Down By The Water” ve “C’mon Billy” ülkemizde de tanınmasına ayak olan şarkılardı.
 
Polly Jean Harvey’nin kariyerinde 2000 tarihli Stories From The Sea, Stories From The City albümü bir kırılma noktası diyebiliriz. 11 Eylül 2001’de Mercury Ödülü’nü kazandığını Washington’daki otelinde Pentagon’un önündeki karmaşayı izlerken öğrendiği albümü. Onu alternatif dünyanın kraliçeliğinden anaakımın sularına atan albüm. Sonraki 11 yılda Let England Shake’e kadar sadece 2 albüm yayınladı. Bu kanımca harika bir şeydi. Çünkü Harvey’nin ilk albümünden beri anaakım akarken küpünü doldurma peşinde olmayacak bir kadın olduğunu düşünüyordum. 2004’teki Uh Huh Her her enstrümanı (davullar dışında) kendi çaldığı sağlam bir lo-fi işiyken, 2007’deki White Chalk ise dönemin freak-folk akımına yakın duran piyano-vokal birlikteliğiyle birçoklarının aksine pek sevdiğim bir albüm olmuştu. PJ o albümde pek de çalmayı bilmediği piyanosuna güvenmeyi tercih etmişti. Yeni albümde ise saksofon ve otoharp kullanıyor ilk defa. Kendini tekrarlamayan derler ya, PJ odur.

Let England Shake’te beni ilk çarpan albümün gayet İngiliz tınlaması. Adından etkilendiğimi düşünmeyin. İlk albümünden beri Amerika’ya çok açık, müzik olarak da Yeni Dünya’nın daha kabullendiği bir stili oldu Harvey’nin. Bu kez birkaç yıl önce The Good The Bad The Queen’in yaptığı gibi Ada müziğini ilham yapmış. The Pogues, The Kinks, Small Faces gibi grupların tadlarını almak mümkün. Tabi Irak ve Afganistan işgalleri üzerine yazdığı sözlerle protest yanlarını da unutmamak lazım. Kolay iş değildir, hatta tehlikelidir ama hiç çiğ durmamış. Sonuçta ne bir Dry, ne de bir Stories… değil; olmasın da. Artık bir şey kanıtlamaya ihtiyacı olmayan bir müzisyenin arayışları ve buluşları.
 
Benim sevgim büyüktür PJ’e. Üzerine yapıştırılmaya çalışılmış tüm etiketleri reddetmiş, kendini hiç tekrar etmemiş, sessiz sedasız kendine harika bir kariyer yaratmış biri. Günümüzde Marnie Stern’den Anna Calvi’ye; Joanna Newsom’dan  Feist’e tüm başarılı kadın müzisyenlerin eserlerinde onun Dry’ından, Stories…’inden bir şeyler bulmak mümkün. Zamanında Açıkhava’daki konserinde de çok iyi bir performans gösterdiğini hatırlarım. Sevimli olayım, hani derler ya Amerikalı siyahi ablalar, “You go, Girl!”

khgv@hotmail.com