A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Yerküre gururla sunar; Elif Çağlar

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/47/2124" target="_blank" class="twitter">twitter

Yerküre gururla sunar; Elif Çağlar

Söyleşi: Volkan Balkan

Arı Maya gibi bir tip. Ghetto’da albümün tanıtım gecesinde sarılı, turunculu kıyafetiyle sahnede. Eşlik eden müzisyenler birbirinden iyi. Piyanoda Serkan Özyılmaz, basta Ozan Musluoğlu. Mevzu caz olduğunda, Mustafa Denizli’nin milli takımı çalıştırdığı yıllarda önce bir Rüştü’yü kaleye yazıyorum demesi gibi bu iki ismi de tartışmanın hiç anlamı yok. Alatan kardeşerlerden Onur davulda (tanımayanlar için söyleyeyim, feci davulcudur), Fehmi trompette ve onun sağında da saksafonulya Barış Ertürk yer alıyor. Diziliş bu. Oyuna sonradan giren bir isim daha var ki o da akıllara zarar trompetçi,  İmer Demirer. Şimdi manzarayı bir hayal edin. Yıllarca birlikte müzik yapmanın yanı sıra pek çok şey de paylaştığı arkadaşlarıyla, sahnede harikulade sesi ve tekniğiyle bir arı var, yıllarca topladıklarını büyük bir neşeyle etrafa saçıyor. Bağdat Avenue, Curly Trio derken solo albümü de geldi.. m-u-s-i-c 
 
Albümün yanı sıra Elif Çağlar’ı canlı dinleminizi de şiddetle tavsiye ediyorum. Ayrıca siz bir gidin de biz de iade-i ziyaret falan diye yol yapalım, getiriverelim Karga’ya. Albümden bahsetmeyeceğim, aşağıda ip uçları var. Gerisi de m-u-s-i-c.


Volkan Balkan: Merhaba Elif. Az önce Mustafa Denizli, Arı Maya, Bağdat falan diye zırvalayan dış ses benim. Duyduğum kadarıyla kendine hakim olamayıp sürekli şarkı söylüyormuşsun. Nereden çıktı bu şarkı söyleme hâli?
Elif Çağlar: Kendiliğinden çıktı aslında. Kendimi bildim bileli şarkı söylüyorum. Lisede okul orkestrasıyla daha belirgin bir şekilde kendini göstermiş oldu, şarkı söyleme isteği. Daha önceleri klasik gitar çalıyordum. Gitar hocam “Gitarda başarılı bir öğrencisin ama şarkı söylerken daha başka biri oluyorsun, senin yapman gereken bu,” diye beni teşvik etmişti. Bu da zaten benim istediğim bir şeydi. Böylece başladı.
 
VB: Ne söylüyordun o yıllarda?
EÇ: Her şeyi söylüyordum aslında. 11 yaşındayken babam yurt dışından 20 CD’lik bir swing seti getirmişti. İçinde Nina Simone, Peggy Lee, Billie Holiday, Ella Fitzgerald falan herkes var. O CD ile cazı duymuş oldum. Ondan öncesi o kadar karışık ki. İlkokuldayken Bette Middler, Whitney Houston dinlerken bir yandan da Run DMC, Public Enemy falan dinliyordum. (gülüyor) Öyle karışık yani. (artık gülmüyor) Ortaokulda da  rock, pop, pek çok şey dinliyordum. Tam bir MTV çocuğu olarak ne bulursam dinliyordum. Hiçbir şekilde ayrım yapmadan. Fakat o CD setiyle beraber bütün bunları dinlememin yanı sıra o benim gizli müziğimdi. Odama girip  şarkılarını defalarca söylediğim, yani bu müzik her neyse çok etkilendim diye aklımda ayrıca yer eden müzik caz olmuştu. O yüzden Bilgi’ye (Üniversitesi) girene kadar da ona benzer neler bulduysam alıp, daha sonra cazın ne olduğunu öğrenip kendimce ufak ufak arşiv yapmaya başlarken bu niyeyse gizliydi, diğer şeylerin yanında bir durumdu. O şekilde caz başlamış oldu benim için.
 
VB: Nükhet Ruacan’ı analım istiyorum, önemli bir yeri var hayatında.
EÇ: Tabii çok önemli bir yeri var. O dönem ve benden sonra birkaç sene zarfında Bilgi’de okumuş bütün vokal öğrencileri için çok önemli bir yeri vardır. Çünkü bizlere teknik, repertuvar şu bu öğretmesinin dışında bir dert ortağı, bir arkadaş, hepimizin annesi gibi bir konumdaydı. Hepimizin Nünü’süydü o. Allah rahmet eylesin.

VB: Harikulade bir şarkıcısın. Nükhet Ruacan’ın vefatının ardından bir misyonun(uz) olduğunu düşünüyorum.
EÇ: Kesinlikle var. Hocalarımızdan da bunu gördük çünkü. Nükhet hoca saatlerce Bilgi’nin dışında da özel dersleri olsun, Belediye Konservatuvarı olsun, sürekli bir şey üretmeye çalışıyordu. Deneyimlerini paylaşıyordu. Biz bunu görerek büyüdük, o şekilde eğitimimizi gördük. Bunu bir yük olarak değil de doğal olarak öğrendiklerimi başakalarına da aktarmalıyım diye hissediyorum.

VB: Soul, funk, r&b caz, reggae, küçük Latin dokunuşları, hepsinde gidip geliyorsun, böyle mi devam eder?
EÇ: Başka şeylere de gider. Böyle de devam edebilir. Ama bu doğrultuda gider.
 
VB: Sadece caz söylediğin bir albüm dinler miyiz?
EÇ: Sadece caz… Eğer iyi caz parçaları yazabilirsem öyle bir şey de olabilir. Aslında cazdan ne kastettiğine bağlı, daha standartlara benzer klasik cazdan bahsediyorsan, evet o tarz şarkılar yazıp da eğer kendimi daha rahat hissedersem o şarkıları sunmak da söz konusu olabilir. Ama şu an yaptığım işin içinde her ne kadar o farklı tarzların bulunması belki değişik bir özellik olduğu için ilgiyi çekiyorsa da o parçaların içinde de caz var aslında yoğunlukla. Bu da herhalde hissediliyordur. Ama sırf caz albümü... Olabilir.
 
VB: Son dönemde yapılan albümlere baktığımızda ciddi bir kıpırdanma olduğu görülüyor. Senin albümü düşünelim; 10 sene önce İngilizce, soul, r&b, caz dendiğinde hayalperestikle itham edilirdin muhtemelen.   
EÇ: Aslında çıkardık böyle bir albüm 10 sene önce. Elif Çağlar olarak değil ama Bağdat Avenue diye bir grubumuz vardı. Roxy ödüllerini kazandığımız zaman ve bir sürü majör şirket bizimle albüm anlaşması için sıraya girdi. Abartmıyorum, hepsinin tek şartı Türkçe olmasıydı. Biraz darbuka ekleyelim, funk parçanın içine ney sokalım gibi tekliflerle geliyorlardı. Biz de kabul etmedik. Kimse bize aslında bu konuda pek destek vermezken, deli misiniz diye bakarken 2002’de aslında Türkiye için son derece alternatif bir iş çıkarıldı. Aynı gelenekten devam ediyorum aslında. Benim için çok değişen bir şey olmadı.
 
VB: Bu sefer Türkçe olsun diye kimse zorlamadı herhalde...
EÇ: NU-DC Records, zaten bizim eşimle kurduğumuz şirketimiz. Kendi patronumuz olarak kendimiz bastığımız için bu sefer kimse zorlayamadı. (gülüyor) Zaten kimse zorlamasın diye yapım şirketi kurduk. Bir başkaldırı aslında.
 
VB: Albümde önemli müzisyenler var...
EÇ: Tabii, hepsi. Zaten açıkçası, ilk albümün kadrosunu hazırlarken daha çok arkadaş çevremden sadece müzisyen olarak sevdiğim değil insan olarak sevdiğim tanıdığım kişileri toparladım. Arkadaş işi olsun istedim yani.. Albümün özündeki, hep vurguladığımız samimiyet duygusunun daha da verilmesi açısından arkadaşların olmasının önemli olduğunu düşünüyorum.

VB: Bir Amerika maceran var. Neler yaptın orada?
EÇ: Bilgi’de eski sistemde iki senelik temel bölümleri okuduktan sonra herkes bölümlere ayrılıyordu. Herkes benim performans bölümünü seçeceğimi düşünüyordu ama ben kompozisyon seçtim. Çünkü beni daha fazla geliştireceğini düşündüm. Yazım yeteneğimi geliştirmek istiyordum. Mezun olunca Hayal’de falan çıkıyorduk. Ders veriyordum. Baktım ki işin performans kısmı öğrenilmeye çok açık. Ben de bunu öğrenmek istediğimi anladım. Türkiye’de caz performansı üzerine bir master bölümü yoktu. Şu anda bölüm bile yok, o zaman da bir taneydi zaten. New York da benim çocukluğumdan beri hayalim olan bir yerdi, o zaman rotayı New York’a çevirdik.
 
VB: Ne kadar kaldın?
EÇ: 3 sene kaldım. İki sene master yaptım, bir sene de master yapan öğrencilerin aldığı çalışma izniyle kaldım. Çok güzeldi, bir sürü tecrübe edindim. Orada bir big band festivalinde şarkı söyledim. Yanı sıra Nublu, Lincoln Center, Soul Cafe vs. birçok yerde sahneye çıktım. Çok keyifle hatırlarım.
 
VB: Yeniden gitmeyi düşünüyor musun?
 EÇ: Konser için neden olmasın. Merkez burası ama her zaman gitmeye açığım, her yere..
 
Albümden bahsetmeyeceğim dedim de Elif bahsetmeyecek demedim ki!
 
Everybody is an Artist in New York
Parçanın başındaki İspanyolca sözler ve nakarattaki küçük Latin dokunuşuyla vurgulamaya çalıştığım şey New York’taki göçmen durumu. İnsanların nasıl belli hayallerle oraya gidip, farklı sanatsal meziyetlere sahip olup fakat çarkın içinde başka işlere takılıp kalmalarını anlatan ve o sistemi eleştiren bir şarkı. Ben de onlardan biriydim. Müzisyen olmama rağmen garsonluktan vestiyerliğe, şarkıda bahsettiğim bir sürü işi yaptım. O yüzden kendi tarzımda, biraz mizah dokunuşuyla bir eleştiri..   
 
Jamaica
Sık sık konserlerde anlatırdım bunu. Caz standartları söylediğim konserlerde de araya sıkıştırırdım son iki senedir. New York’ta odamda otururken -etrafım dört duvar- televizyonda Jameika’nın reklamları çıkardı. Harika görüntüler eşliğinde “Jameika’ya gelin” falan.... O kadar güzel görüntüler vardı ki, o reklam çıktığında hiçbir zaman çevirdiğimi hatırlamıyorum kanalı. Bakardım yani televizyona. (gülüyor) Sonra bir hikâye geldi işte. Güya sevgilisi Jameika’ya gidiyor da, o da gidemiyor sorumluluklarından dolayı.
 
Say Where You’re at
Türkiye’deyken yazdım. Hep derler ya işte çok yaşanmışlıklar var, onları yazdım falan. Benim şarkılarımda öyle yaşanmışlıklar yok aslında. Başka  yaşanmışlıklar  var. Şarkımda anlatılan şeyler yok aslında. Âşıkken, kavuşamıyorken yazdığım bir parça değil. Tam tersine kocamla evde otururken yazdığım bir parça. (gülüyor) Evde otururken de değil aslında. Eşim şehir dışındaydı. Şarkının altyapısını yazmaya başlamıştım. Akorları kafamdaydı. Telefonda “Nerdesin şu an?” diye sormuştum. Sonra kavuşulmayan bir aşk gibi bir hikâye geldi aklıma.

M-U-S-I-C
Ortasındaki rap kısmında da olduğu gibi birazcık benim müziğe karşı ne hissetiğime dair. Bu işin kolay olmadığını, nelere katlandığımı anlattığım, biraz içimi döktüğüm bir parça olduğu için albümün adını da music koyduk. Neden  m u s i c diye soruldu. O parçada biraz üstene basa basa söylemek istediğim için, özellikle de rap bölümünde.
 
VB: Oh dedi mi Elif yıllar sonra?
EÇ: Dedi. (gülüyor) Şu aralar oh demeye başlıyorum. Hele konseri yaptık, şimdi tam oh diyorum. Bu şey rahatlığı, insanlar siz performansçı olarak kendinizi gösterdiğiniz zaman bakalım ne yapacak diye bir beklenti içerisinde oluyorlar. Ben sanırım beklenmeyen bir şey yaptığımı düşünüyorum şu anda. İnsanlar caz standartları yorumladığım bir albüm ya da Four In The Pocket’la yaptığımız gibi soul parçalarından oluşan bir çalışma bekliyorlardı. İkisi de değil ama bir yandan da ikisinin de içinde olduğu tamamen bana ait bir şey yaptım. Ben yapacağımı yaptım, isteyen beğenir, istemeyen beğenmez gibi bir rahatlık var üzerimde açıkcası.

juzma2@yahoo.com