DUBSTEP 101


Elif Demirci
Öyle ya da böyle adını duymayan kalmadı ama hâlâ ne olduğu ve nasıl bir şey olduğu konusundaki fikirler bir muamma. Güney Londra'nın banliyösünden, tüm dünyayı sarmalayan dubtep'in sırrı ise, yüreğinizi dağlayan sub-bass'ları. 
 
Dubstep 2000'li yıllarda İngiltere Garage scene'inin bir buluşu. Teorik olarak 2-step ritimlerin üzerine bolca döşenmiş koyu kıvamlı basların olduğu bir tür. Parçaların ortak özelliği birçoğunun 140 bpm'de olması. Bu sebeple, ritmi bulmakta zorlananlar, dans yöntemleri konusunda aklı karışanlar, hafif bir tekke görüntüsüne kaçan dubstep partileri söz konusu. Four-to-the-floor olarak bilinen dansa teşvik edici ritimleri olmasa da, bassline'lara odaklı özgün bir dans müziği olduğunu baştan berlitelim.
Dubstep türünün ilk örnekleri 1999 yılında zaman zaman internet üzerinden de paylaşılan daha kişisel ve deneysel çalışmalardı. Yapılan deneyin özü ise, bugüne kadar birçok müzik türüyle etkileşim kuran dub türünü, 2-step garage ile birleştirebilme çabasından ibaretti. Drum&bass elementelerinin 2-step'le kaynaştığı ya da funk ve berakbeat öğelerinin sıkça yer aldığı dubstep türevleri, tıpkı varisi dub gibi albümlerin B yüzünde kendisine yer edindi.
 
2001 yılı, Londra'nın ünlü gece klüplerinden Forward>>'ın karanlık garage müziğine sahip çıkmasıyla, dubstep için de ilham ve yön verici olmaya başlar. Fakat türün şimdilerde dünyanın büyük bir çoğunluğu tarafından bilinen dubstep ismine kavuşması 2002 yılını bulur. Grime ve 2-step'ten farkı gün gibi ortada olan bu yeni müzik türü, bir süredir türler arasında kısırlaşmış elektronik müzik camiası için de oldukça heyecan vericidir. 
 
Bu deneysel çabalara ilk destek yine BBC 1 Radio DJ'lerinden biri olan John Peel'den gelir. 2003 yılında programında çaldığı dubstep parçaları beklenmeyen bir ilgi çeker. 2004 yılında, Distance, Digital Mystikz ve Plasticman isimli prodüktörler Peel'in 50 senelik elektronik müzik değerlendirmesinde ön sıralara yerleşmişlerdir.
 
Dubstep türünün ivmelenerek yükselmesi 2005 sonları ve 2006 yılı başlarını bulur. Özellikle dubstepforum.com, bu türün paylaşılması ve duyurulması için internetin en güçlü platformu haline gelir. Kısa zaman içinde, dubstep parçaları biçok müzik bloguna ve çeşitli sosyal platformlara virüs gibi yayılır. The Wire ve Pitchfork Media gibi müzik dünyasının en güçlü karakterleri de bu müziği keşfetmekte gecikmezler. Pitchfork, Grime/Dubstep ismiyle yeni bir müzik kategorisi oluşturur ve türün örneklerini yayınlamaya başlar.
 
Dubstep'e hayranlığı ve tüm prodüktörlerle yakınlığıyla bilinen BBC 1 Radio DJ'lerinden Marry Anne Hobbs'un Dubstep Warz ismiyle başlattığı şovu 2006 yılında bu türü unutulmayacak bir yere yerleştirir. Brixton'da gittiği bir DMZ Club gecesinde ilk kez dubstep ile karşılaşan Hobbs, Prodüktörler, muazzam bir ses sistemine bağladıkları makineleriyle canlı çalıyorlardı ve bu tür kulüpler, yeni bir şeyler duyabileceğiniz tek yerler,” diyor.
 
DMZ'de izlediği etkinlik sonrasında radyo programı için derhal bir dubstep organizasyonu yapan Hobbs, program sonrası tepkiler karşısında şaşkınlığını saklayamaz; Gözlerime inanamadım. 8 senedir yaptığım hiçbir şeyin bu denli küresel bir etkisi olmamıştı. Şov 20.000 hit aldı. Sanırım bu tür, herkesi bir anda havaya uçurdu.
 
Hyperdub'ın kurucusu ve çok uzun zamandır prodüktörlük yapan Kode9 da dubstep'in bu hızlı etkisine şaşıranlardan. Benim için en önemli müzik türü 1993-96 yılları arasınde yükselen Jungle'dır. Çünkü aynı dönem dub'tan reggae'ye, jazz, soul, funk, techno ve electroya uzanan bir iç içe geçmişlik vardı. Hayatımda ilk kez tüm müzik türlerini içinde pişirebilen ve fırın görevi gören bir müzik türü görmüştüm. Bence dubstep'te de aynı durum söz konusu. Farklı bir ritmi var ama her şeye açık oluşunu seviyorum. Dubstep'i tüm müzik türleriyle biraraya getiren, muazzam, sıcak, davetkar sub-bas'larının olması. Ritminin 140 bpm olmasından bahsetmek, bence çok klinik bir tanımlama olur,” diyor.
 
Gelelim DMZ'nin hikâyesine. DMZ'nin büyümesi tamamen organik bir şekilde gerçekleşir. İki ayda bir en güçlü ses sistemlerini kurup 5.000 el ilanı basarlar ve bir gecelik parti organize ederler. Mart 2005'te düzenledikleri 3rd Bass partisinden sonra işler biraz değişir. Dubstep duyulmaya, mekân dolmaya, DJ'ler ilgi çekmeye başlamıştır. Bu ilk adım olur.  
 
Dubstep, elektronik müzikten biraz uzaktaymış gibi hissedilse de, aslında kökenlerini Jamaican dub ve ses sistemi kültüründen alır. Bu ses sistemleri ki, baslara odaklı, kendine özgü estetiği olan büyük mobil sistemlerdir. Öyle ki, ses sistemleri konusunda ciddiyetli Jamaika tavrı, İngiltere'de başlayarak dünyaya uzanan önemli bir elektronik müzik devrimini başlatmıştır. Özellikle 1950-60 yılları arasındaki birçok parça temellerini bu ses sistemlerine yönelik kurmuştur. 
 
Jamaikalı ses sistemi takıntısı, reggae türüne, dubstep'in de temellerini oluşturan, dub versiyonunu kazandırır. 40 Hz ya da aşağılarında seyreden sub-baslar, zıplayan ve seken davullar (sonradan 2-step'e dönüşür), hırpalanmış bir eko ve bolca kullanılan yansıma efektleri... 
Dub müzik türü, ses sistemlerinin de mükemmel özellikleriyle birleşince, jungle, garage ve dubstep gibi birçok yeni müzik türü için de ilham kaynağı olmaya birebirdir. Burun deliklerinizin baslarla hareket ettiğini, gözlerinizin yaşardığını hissederken, kalp ritmine uyumu karşısında paralize olmanız da büyük bir ihtimaldir.
 
1999 - 2002 BAŞLARKEN
Londra'daki Forward>> kulübünde  yapılan yeraltı etkinlikleri ve Tempa gibi pek hevesli plak şirketleri sayesinde dubstep 2002 yılında bir terim olmayı başarır. Yine aynı dönem XLR8R müzik dergisi Horsepower Productions'ı kapağa taşıyarak türe dair örnekleri tanıtmaya başlamıştır. DJ Hatcha tarafıdan hazırlanan Dubstep Allstars Vol1 albümü ise, bu türe tam bir meşruluk kazandırır.
 
Birçok dubstep prodüktörü çalışmalarını Forward>> sayesinde duyurur. Aynı ekip bir yandan da Kode9 ile birlikte Londra'nın korsan radyosu Rinse FM'de düzenli program yaparak milyonlara ulaşır. 
 
Aynı dönemde Big Apple Records'un Croydon'daki plak dükkânı da dubstep'in yükselişinde önemli bir rol oynar. Dubstep denilince ilk akla gelen Hatcha ve Skream bu dükkânın çalışanlarından, Digital Mystikz ise düzenli ziyaretçilerinden. El-B, Zed Bias, Horsepower, Plastician, N Type, Walsh ve Loefah'yı da dükkânın müdavimleri arasında sayabiliriz.
 
2002 - 2005 KÜÇÜK DUB ADIMLARI
Zamanla DJ Hatcha ve dükkân çalışanları arasında oluşan yakınlık, bu ilişkiyi Rinse FM'den Forward>>'a kadar taşır. Benga ve Skream gibi Güney Londra havaları, Digital Mystikz ve Loefah'ın koyu ve minimal dubstep parçalarıyla birlikte duyulmaya başlar. Plastician organizasyonuyla FWD>> sahnesinde Skream, Benga, N Type, Walsh, Chef ve Loefah vardır. Bundan sonrası Big Apple'dan bir plak çıkarıp, çoğunlukla reggea ile ilişkilendirilen Brixton'da DMZ Records'u kurmaya bakar. Kulübe dönüştürülmüş eski bir kilisede düzenledikleri ilk eventlerine İsveç, Amerika ve Avustralya'dan olmak üzere tam 600 kişi katılır. 
2004 yılında Aphex Twin adıyla bilinen Richard James'in plak şirketi Rephlex Records, iki toplama albümünde dubstep parçalarına yer verir. Böylece elektronika camiası da dubstep hareketlenmelerinden haberdar olur. Bir süre sonra Independent Sunday dubstep için yepyeni bir tür başlığını atar ve böylece dubstep popülerliğe doğru ilk adımlarını atar.
 
2005 - 2008 GELİŞİM ÇAĞI
2005 yazı... Dubstep'in adı bir iki yerde çıkmış, grime ile yakınlığı kanıksanmış. Skream Midnight Request Line parçasıyla unutulmazlar arasına girmiş, dubstepforum.com internet üzerinden duyurularla yüzlerce insanı dubstep eventlerine sürüklemektedir. Marry Anne Hobbs, sonradan Warrior Dubz ismiyle yayınlayacağı toplama albümü öncesi Dubstep Warz programını yapmaya devam etmekte. Burial'ın yeni albümü, müzik dünyası için feci şekilde önem teşkil eden The Wire tarafından yılın albümü seçilir. Hatta 2006'da yapılan bilim kurgu filmi Children of Men soundtrack'inde dubstep parçalarını kullanır. Dubstep, küresel ve oldukça da hızlı bir şekilde yayılmaya başlamıştır.
 
New York, San Francisco, Seattle, Houston, Denver ve hatta Hobbs'un Barcelona'daki Sonar Festival'i için kurotörlüğünü yaptığı dubstep gösterisi de dahil olmak üzere, kendine müthiş güçlü bir yer edinmeye başlamıştır. Artık İngiliz olmayan dubstepçilerden de söz etmek mümkündür. Batı'ya uzaklığına rağmen Japonya da Goth-trad, Hyaku-mado, Ena ve Doppelganger gibi prodüktörlerle bu türe sıkı sıkıya destek veren ülkelerden biri olur. 
 
Rinse FM'in öncülüğünde başlayan gün boyu dubstep çalma alışkanlığı SubFM, DubstepFM ve DubTerrain ile doruğa ulaşır.
İşin acayip tarafı, tekno prodüktörlerinin de türe elini sürmesiyle başlar. Birçok tür arasında eriyip şekillenebilen dubstep, minimal tekno prodüktörü Ricardo Villalobos tarafından Shackleton'un Blood On My Hands parçasının yeniden mikslenmesiyle enteresan bir noktaya uzanır. Bununla da kalmaz elbet. Berlinli DJ'ler bu işi o kadar sever ki, Ellen Allien ve Apparat'ın Metric, Modeselektor'un Godspeed ve Roman Flugel'in Hammer of Thor parçalarının her biri dubstep ve tekno kardeşiliğinin birer ürünü olurlar. 

2007 yazında, Benga ve Coki'nin Night parçası, Skream'in Midnight Request Line parçası kadar sevilir. BBC Radyo DJ'lerinden Gilles Peterson bu albümü 2007'nin en iyileri arasına koyar. Burial'ın 2007'de çıkardığı komşu kızı vokalli Untrue albümü, 2008 yılında Nationwide Mercury Music Prize'ın sahibi olur. 
 
Dubstep küresel olarak yayılırken, DJ'ler ve prodüktörler de dünyanın her yerinden çağırılır, ödüller alır ve bu konduğu kabın şeklini alan müzik türü her cepheden müthiş ilgi görür.
 
2008 yılında dubstep Jamaika'yı yeniden hatırlar. Lee Scratch Perry ve Prince Far-I parçalarından oluşan Iron Devil albümü çıkar. Bu albüm, dubstep'in kökleri dub ve Jamaikalı reggae dünyasına yönelik ilk albüm olur ve ortaya çıkan resim, müziğin evrimine ve güzelliğine dair bir kez daha damardan sarsar.
 
İstanbul'da ise Gözel Geceler'le başlayan dubstep bombalaması, Koray Kantarcıoğu'nun jungle tutkusuyla Dogzstar'da yapılan Soundclash partilerinde sıkça duyulmaya başlar. Ama asıl bombalama kendisi de jungle DJ'yi olan Özgür Baltutan'ın kulübü Pixie'den gelir. Vibrato, 216 Steppas ve 140 BPM etkinlikleriyle İstanbul'a neredeyse her hafta bir dubstep dalgası yayılır. 
 
2009 / MAINSTREAM!!
2009 yılında dubstep de tıpkı d&b'nin maruz kaldığı popülerleşme ve ticarileşme arasındaki dalgaya yakalanır. Artık neredeyse herkes dubstep adını duymuş ama ne olduğu konusundaki fikirler henüz karmaşıktır.

Londralı prodüktör Silkie City Limits Vol.1 ismiyle 70'ler funk ve soul müziğine referans verdiği oldukça ilham verici bir albüm çıkarır. Sonrasında funk, house, disco sound'larıyla birlikteliği ortaya çıkan dubstep, R&B ve hip hop figürlerinin de ilgisini çekmeye başlar. 

 
Ünlü d&b prodüktörleri Chase and Status, Snoop Dogg, Public Enemy'den Hank Shocklee, Rihanna gibi isimlere dubstep miksleri hazırlar. Repçi Eve, Benga'nın E Trips parçasına kendi sözlerini ekleyerek Me N My isminde yeni bir parçaya dönüştürür ve albümü Flirt ile yayınlar. Interview, New York gibi dergiler her sayısında bir dubstep prodüktöründen bahseder olur. Kode9 The Wire'a kapak olurken, XLR8R, 8 bit melodileriyle bilinen Joker'i kapak yapar. 2009 sonunda, The New York Times, NME, The Sunday Times dubstep hakkında yazan yayınlar arasındadır. 
 
Birçok dubstep prodüktörü gibi Kode9 da müziğin ticarileşmesinin kaçınılmaz olduğu fikrinde. Fakat yine de çekirdek komunitenin bu etkiyi filtreleyebileceğine inanıyor. Müziğin yayılması ve büyüyerek değerini yitirmesi çok doğal bir evrim süreci. Ama en azından birilerinin yaşayacak parayı yaptıkları müzikten kazanıyor olması güzel birşey. Birçok prodüktör yarı zamanlı ya da tam gün işlere gidiyor. Hemen hemen hiç kimse bu müzikten para kazanmıyor. Fakat scene'in çekirdek tayfası mutlu olmaya ve yaptıkları müziği duyurmaya devam ediyor. Hiçbirimizin gidip dubstep'in yayılmasını durdurmak gibi bir niyeti yok.
 
1. Skream – Midnight Request Line (Tempa)
2005 yılında Skream tarafından yapılan Midnight Request Line, dubstep'in yönünü belirleyen klasikler arasındadır. Ricardo Vilolobos'la minimal tekno dünyasına uzanan parça, Gilles Peterson'ın setlerinde yer alarak güney Londra'nın varoş müziği olmaktan çok daha öte bir anlam kazanır.
2. Benga & Coki – Night (Tempa)
2007'de Benga ve Coki tarafından yapılan Night, bir anlamda Skream'in Midnight Request Line başarısına bir cevap olarak gelir. Dubstep'in babası sayılan El-B “Taklit ve ticarileşme olmadan Night'a benzer parçalar olmasını diledim,” der.
3. Kode 9 & Spaceape – 9 Samurai (Hyperdub)
Akira Kurosawa'nın epik filmi Seven Samurai sample'larının kullanıldığı karanlık kıvamlı bir parçadır. Gameboy seslerini kullanan ve mikro müziğin yeni nesil yıldızlarından biri olan Quarta 330 tarafından remikslenerek unutulmaz arasına girmiştir.
4. 2562 – Enforcers (Tectonic)
Benga bir ara Kim techno sever? diye sormuştu. Dubstep'in gösterdiği kadarıyla, hemen hemen herkes. 2562'nin plak şirketi Techtonic, dubstep scene'inde yeni eğilimlerden sorumlu. 2562, Enforces ile techno'ya uzanır, kırık ritim örüntüleri ve köşegen baslarla türlerarası bir parça yaratır. 
5. Mala – Left Leg Out (DMZ)
Dubstep'in dansedilebilir nadir parçalarından biridir. House ile efsane birlikteliğine rağmen, özgün dubstep yapısını korur. 
6. Coki – Spongebob (DMZ)
Oldukça ağır wobble sesleri ve arka bahçenizdeki tüm ağaçları kesen elektrikli testere gürültüsüne rağmen dans pisti için mükemmel bir seçimdir.
7. Burial – Distant Lights (Hyperdub)
Scene'in kendini en iyi ifade eden prodüktörü Burial, daha kırılgan ve 2-step'ten ödünç aldığı ritimleri kullanır. Elektronik müziğin kalelerinden Warp'un keşfi Falty DL'le tarzları çok benzetilir. Radiohead'in remikslerini yapmaya başlayan Flying Lotus'la birlikte çalışmışlığı vardır.
8. Artwork – Red (Big Apple)
Dubstep'in ölmez klasiklerinden biridir. Hatcha'nın da favorileri arasında gösterdiği Red, 2-step etkileşimli, bitmek bilmeyen bas'lardan oluşan, şişman bir dubstep parçası gibidir.
9. Search and Destroy – Candy Floss (Loefah remix) (Hot Flush)
Tatlı ve melankolik başlayıp, inanılmaz derin ve koyu bir akışı vardır. Ultra-minimal, fakat aynı zamanda dubstep'in güçlü ve etkili bileşenlerini barındırır. 
10. Pinch – Qawaali (Planet Mu)
Bütün iyi niyetine rağmen, etnik temalı dubstep çok takdir edilmiş tür değildir. Fakat her zaman yeni türlere açık deneysel plak şirketi Planet Mu'nun lezzetine değince, efsaneler arasında girmeye hak kazanmıştır. 
elif@muhteviyat.com