Endüstri Devrimi Bitti, Esat Başak Kazandı


Tayfun Polat
Memleketin en nevi şahsına münhasır adamlarından Esat Başak’ın Endürstri Devrimi Bitti. Biz Kazandık isimli sergisini gezerken kafamda hem geçmiş 15-20 yılla ilgili hem de günümüz sanat ortamıyla ilgili bir sürü fikir uçuştu. Sergi pek çok alanda üretimde bulunan Esat Başak’ın bir retrospektifi gibi aslında. Sergiden de bahsedeceğim. Ama öncelikle biraz Esat’tan bahsetmek gerek. O zaman bu serginin önemi daha belirginleşecektir.
Esat Başak ismini ilk olarak Mondo Trasho (Çöplük Dünya) ile duyduk. Aslında hemen hepimizin fanzin kelimesine bile yabancı olduğumuz zamanlardı. Tuhaf zamanlardı. TRT tedrisatından geçmiş 88 Kuşağı’nın hem her boku biraz bilen, hem de aslında hiçbir bok bilmeyen bireyleriydik, ki birey olduğumuzdan bile haberimiz yoktu. Kolaj’ı elişi derslerinden bilirdik ama sınavlarda önümüze konulan teksir kağıdından fotokopiye evrilememiştik. Punk’ı Ajda Pekkan’ın kurt kafası saçları ya da Hey Dergisi’nde gördüğümüz bazı çok ilginç tiplerin kıyafetleri sanırdık. Örnekleri çoğaltmak mümkün de hem kuşağımın mensupları sıkılacaktır hem de sonraki kuşaklar için hiçbir şey ifade etmeyecektir. Bir de Esat Başak’la ilgili daha anlatacak çok şey var, uzatmayayım. Yani Mondo Trasho isimli, hemen her şeyle alakalı ve birbiriyle hiç alakasız olabilen görseller ve yazıların kolajlarıyla oluşturulan fanzin Esat Başak tarafından yaratıldığında bayağı bir gafil avlandık. Bir kere ilk fanzindi hayatımıza giren. Her sanat dalından, popüler kültürden, gündelik yaşamdan, çizgi romandan, her şeyden faydalanan Esat Başak, elindeki materyali apaçık görüşüyle yepyeni bir anlama büründürüyor, siyah beyaz fotokopi sayfalarının her birinde bir sanat eseri üretiyordu. Hem de artık bilgisayarın eline geçirdiği bünyemizin copy-paste’le ilişkisi control c, control v iken, Esat Başak bayağı bayağı makas ve uhu kullanarak oluşturduğu kolajlarıyla kes-yapıştır estetiğinin ilk örneklerini veriyordu. (Daha sonra bütün üretimini bunu üzerine kuracak olan 2/5 BZ’den çok çok önce.) Mondo Trasho’nun hâlâ unutulamamasının en önemli sebebi belki de artık yüzlercesi ortalıkta dolaşan fanzinlerde onun estetiğine yaklaşabilenlerin sayısının çok az olması. 1991-2002 yılları arasında Esat Başak’ın canı istedikçe çıkan bu fanzin, artık önemli bir koleksiyon malzemesi olması dışında, fanzincilerin ders kitabı, memleketin bir türlü derinleşemeyen yeraltının da medarı iftiharıdır.
Böylece tanıştıktan sonra, Esat Başak’ı ‘90’ların bu topraklardaki en önemli müzik olayı olan Zen grubunun arkasında görmeye başladık. Şimdi en dandrik bar konserlerinde bile arkada bir görselci olmak zorunda ya, düşünün, artık evlerimizin salonlarında duran projeksiyon makinelerinin olmadığı bir ortamda, Esat Başak 2 slayt makinesi, bir film makinesiyle Zen konserlerinde görsel yapıyordu. Hiç Zen konseri izleme şansı buldunuz mu bilmiyorum ama doğaçlama müziğin sıçma potansiyeli yanında Esat Başak’ın seçtiği görseller çoğu Zen performansını unutulmaz deneyimlere dönüştürmüştür. Kimi filmlerden (çoğunluğu B-movie, 8 mm anılar ya da vurdulu kırdılı Türk filmleri), kendi çektiği ya da sağdan soldan toparladığı slaytlardan öyle tuhaf melezler çıkarır, öyle görüntüleri üst üste getirirdi ki… Ve kullandığı tüm aletler manueldi. Hiçbir masa, bilgisayar, miks programı yok. Slayt makinesini kaldır, biraz sağa, ötekinin üstüne… Bu alanda da bir ilktir Esat Başak’ın yaptıkları.
Seneler 1995’i gösterdiğinde, AKM’de açılan ve hâlâ hatıralarımda gezdiğim en iyi sergilerden biri olarak yer alan “Fluxus Sergisi”nde karşıma çıktı tekrar Esat Başak. Name June Paik’ler, Joseph Beuys’lar falan mest olmuş bir halde sergiyi gezerken sağda solda elinde Scrabble harfleriyle FLUKSUS yazan birinin vesikalık fotoğrafını gördüm. Aaa, Esat. Radikal Cumartesi’ndeki Pınar Öğünç yazısından havaleyle Fluxus sergisinde hiç Türk sanatçı yer almamasına içerleyen Esat, tepkisini bu korsan iş ile göstermiş. Hani pek çoğumuz Bansky hastasıyız ve hani Banksy Louvre Müzesi’ne girip kendi işini asmış falan, biliriz ya. Sene 2004 Banksy bunu yaptığında. Bizim Esat Başak’ı bilir misiniz peki?
Sonra arada bir yeni nüshasına sağda solda rastladığımız Mondo Trasho’lar dışında ortalıktan kayboldu Esat Başak. 2000’lerde defterleri konuşulur oldu. Bilen biliyormuş zaten, akabinde de Karşı Sanat’ta açılan ve Hafriyat tarafından albüme dönüştürülen derlemelerde gördük defterlerinin sayfalarını. Bu sergide de örnekleri var zaten. Sergiye geçmeden önce, son olarak bir hususa daha dikkat çekmek isterim, 4-5 yıldır duyuyorsunuzdur, sitüasyonizm, sitüastyonist sergiler falan. Sitüasyonistlerin öncelikli yöntemlerinden biri olan détournement (saptırma), Esat Başak’ın fanzininde, defterlerinde, işlerinin pek çoğunda hep vardı. Demeye çalıştığım, sitüasyonizm memlekette yazılıp, çizildi, ama Esat Başak’ı yine kimse anmadı.
Gelelim sergiye o vakit. Heykel, kolaj, yerleştirme, saptırma ve gdo’larla (genetiği değiştirilmiş oyuncaklar) Esat Başak’ın zihnine girmek için bulunmaz bir fırsat bu. Ayşe Arman Saçı Yolan isimli oyuncağa mı takılırsınız, Darwin’in Türlerin Kökeni’ni paralayan maymuna mı, kafasına tutturulmuş elin gölgesi köpek kafası olan köpeğe mi bayılırsınız, gözlük saplarından örümceklere mi bilmem. Atılmış, bulunmuş malzemeden Esat Başak’ın aldığı endüstri ürünleri tasarımı eğitimiyle dalga geçercesine endüstrinin “Hiç işim olmaz!” diyeceği şeyler üretmesi zaten serginin ismini açıklıyor. Haber küpürleri, ansiklopedik bilgiler, çizgi roman kareleri, ilaç reklamları, kesilip yan yana getirilmiş yazılar, notlar, fotoğraflar, imgeler… Her köşesi ayrı bir hınzırlıkla bir araya getirilmiş bu eserler hakim yargıları tersyüz edip, malzemeleri yepyeni biçimlere, anlamlara büründürüyor.
Evet, Endüstri Devrimi bitti. Ve evet, sanatta kıdem tazminatı yoktur. Da, bu adamın hakkını kim verecek? Ya da vermesinler, o zaten hep önde ve bizim yorumumuza pek de ihtiyacı yok. Yok illa ben de bi yorum yapayım diyorsanız; Endüsti Devrimi Bitti. Biz Kazandık. 29 Mayıs’a kadar Galeri NON’da.

tayfunpolat@hotmail.com