Nick Drake, depresyon, Brian Eno’nun tarot çubukları, Wristcutters


Tuğba Eriş
Kel alakaları birbirine bağlamak bir yetenek, kesinlikle. Yıllarca bu yeteneksizliğiyle hemhal olmuş ve yukarıdaki başlığı yumurtlayan biri olarak, tabiatıyla, elimden geldiğince dağıtmaya çalışacağım bahar bahar çöreklenenleri.
 
2006 yılıydı. Koara adlı bir botanik bilimi (!) dergisinde, kargamecmua’nın değerli yazarlarından Saffet Sözen’in çevirdiği, Brian Eno’nun müzik üstüne geliştirdiği stratejilerinin yer aldığı bir yazı okumuştum. (Müzik, sinema ve edebiyat üstüne düşünen, Çalıntı ve Stüdyo İmge’den izler taşıyan parlak bir dergiydi Koara, akıbeti ne oldu acep?) Evet müzik stratejileriydi söz konusu olan, ama hemen hepsi yaşama da uygulanabilirdi kanımca. Ben de kardeşime doğumgünü hediyesi olarak, “Brian Eno’nun Tarot Çubukları”nı yapmıştım, istediğinde bir tane çekmesi ve esanslanması dileğiyle. Eski bir puro kutusuna, okul kantininden düzineler halinde yürüttüğüm çay-kahve karıştırıcısı tahta çubukların üstüne yazdığım, Brian Eno stratejilerini doldurmuştum. Ne de sevinmişti kızan. Neyse, dağıtmaya devam.
 
Hani bazı sabahlar kalktığınızda dilinize nereden geldiğini bilmediğiniz bir şarkı dolanmıştır ya; ben de bir bahar sabahı, bahar yorgunluğunun vücut bulmuş hali olarak, “Suicide is Painless” (İntahar Acısızdır) ile uyandım. Evet dilimdeki “Suicide is Painless” idi, aklımdaki ise ne Manic Street Preachers ne de Marilyn Manson yorumuydu; Nick Drake’in o ılık, dingin, hatta yer yer meczup sesiydi. Through early morning fog i see, the visions of the things to be, the pains that are withheld from me, i realise and i can seeee… (Seher sisinin arasında gördüm, olan şeylerin görüntülerini, alıkoyduğum acılar, farkına vardım ve görebildim… Nick Drake’in söz ve şarkı yazmadaki yeteneği otuz bir şarkılık kısa ama öz diskografisinde görülür ama sözlerini Mike Altman’ın yazdığı, bestesini Johnny Mandel’ın yaptığı “Suicide is Painless” da enikonu Nick Drake’e aitmiş gibi hissederim ben nedense.) Afyonumu patlattıktan sonra, Brian Eno’nun tarot çubuklarından önce kendim için, sonra da Nick için çektim birer tane. Bahar şansına. “Sıkıcı bir şeyler yap” benimkiydi ve başka bir şey yapmadığım düşünülürse beklediğim ışığı bulamamıştım falımda. Nick içinse şu çıktı: “Bir şeyi değiştireceğine onu çevreleyen dünyayı değiştir.”
 
Burçdaşım Nick’in öldüğü yaştayım. Öldüğü ya da aşırı doz antidepresan alarak intihar ettiği yaşta. Ailesi ve arkadaşları kazara aşırı doz aldığını düşünüyor. İntihar olasılığının başat dayanakları ise uzun süredir devam eden depresyonu ve öldüğünde yatağının başucunda bulunan ve “Gerçekte önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar” cümlesiyle açılan Albert Camus’nün Sisifos Söyleni. (Belki öldüğü gecenin öncesinde tüm gün Bach’ın Brandenburg Konçertoları’nı dinlemiş olmasına da yoran vardır ama klasik müziğin intiharın gelişini yavaşlattığı kanıtlanmadı mı daha?) Ben de intihar ettiğini düşünüyorum nedense. Belki de, iki kitabıyla Türkçede de arzı endam eden Edgar Keret’in uzun öyküsünden uyarlanan Wristcutters’taki gibi, sadece intihar edenlerin yaşadığı bir ölüm sonrası dünyaya gittiğini ve Mikal gibi, yönetimdeki kişileri hata sonucu oraya düştüğüne inandırıp geri döneceğini hayal ettiğim için. Evet evet bu sadece güzel bir hayal.
 
Doktor Ramiz’in, “Psikanaliz çıktığından beri hemen herkes hastadır” tespiti iki kişiden birinin antidepresan kullandığı günümüzü daha çok yansıtıyor kanımca. Nick ise, Brian Eno abimizin esansıyla, belki kendini değiştiremediği için dünyayı değiştirmeye, belki de dünyayı değiştiremediği için kendini değiştirmeye çalıştı, üç yıla sığdırdığı üç albümle. Gitarının akortlarıyla oynayarak yarattığı tekniğiyle, tabiatla, insanla ilgili şarkı sözleriyle, yalnızlığını döktüğü besteleriyle çabaladı ama sonunda uhrevi çıkış hakkını kullandı ki en temel hakkı.
 
Yaz mevsiminin cılkının çıkmadığı ilk ayında doğan, sonbaharın tadına varılamadan bittiği son ayında ölen Nick, Belle and Sebastian, Kings of Convinience, Paul Weller’ın ve daha birçok müzisyenin olduğu kadar, birçoğumuzun da ilham ve mutluluk kaynağı oldu. Evet melankolik sesi yağmurlu günlere, günün yorgunluğuyla içilen akşam çayının kahvesinin yanına, aşk acısına, yakın bir arkadaşın intihar haberine eşlik ettiği kadar, en çok da bahar yorgunluğunu ve çöreklenmelerini dağıtmaya, elden gelenin yetişmediği zamanlarda ferah ferah ve geniş geniş bakmaya yarıyor kanımca. Başımıza açacağı azizlik ise iyi ki yangın değil de bahar oluyor. Konu tam da bu zaten.
teriste@gmail.com