BAHAR KLİŞELERİ

Yücel Tanrıverdi

 
bahar geldi bahar geldi bahar
bahar geldi ulan!
tomurcuklandı içimde kan!
yarıda kalan bir bahar yazısı-Nazım Hikmet
Kaldırımı olmayan toz toprak içindeki sokaklarda yürürken başınızı kaldırdığınızda balkonlarda asılmış halılar, kilimler görüyorsanız ya da kaldırımı olan asfalt sokaklarda yürürken başınızı kaldırdığınızda 1 cm etmeyecek su lekesini silmek için canı pahasına üstteki küçük pencerenin en köşesine uzanmaya çalışan sevimli şişman teyzeleri görüyorsanız ya da 3 kuruşa maledeceği malı arkadaşlarına 30 kuruşa üniversite şenliklerinde satma planları yapan gençleri görüyorsanız ya da işyerinde, birkaç ay sonra gelecek yaz mevsimi için çılgın tatil planları yapan ve önceki sene gittiği tatili ballandıra ballandıra 7. kez anlatan insanları görüyorsanız ya da elinde parçalanmış bir kâğıt mendil, ağzı yüzü dağılmış bir şekilde yürümeye çalışan, fakat her adımına eşlik eden kuvvetli bir hapşırıkla ileri doğru savrulan şişman bir adam görüyorsanız artık emin olabilirsiniz. Bahar gelmiştir.
Peki, nedir bu Bahar’dan çektiği Kış’ın. Kış neden hep kötülüklerle özdeşleştirilir de Bahar’da herkes melek kesilir. “Her kış bir ölüm, her bahar bir diriliştir”. Yuh artık. Gazetelerin 5. sayfasında her yıl çıkar bu haber “İstanbul’da dün Kış ortasında Bahar havası yaşandı. Aileler parklara akın ederken…” Gülümsetir hepimizi. Şerefsiz Kış’tan Sevgili Bahar’ımız 1 günü daha çalmıştır. Bütün gişe rekoru kıran filmlerde olduğu gibi yine İyilik Kötülük’e karşı galip gelmiştir.
Ne mevsimmiş bu abilerim, ablalarım. İki ayağımız bir pabuçta haldur haldur temizlik yapıyoruz. Vileda’lar eskiyor, Cif’ler tükeniyor. Vampirlerin davet edilmedikleri evlere girememeleri gibi, Bahar mevsimi de temizlik yapılmayan eve giremeyecek sanki. Bahar temizliği şart. Zavallı kış ya da sonbahar’a girerken hiç hazırlık yok, paldır küldür giriyoruz. Vallahi yazık.
Önceki bahar başlayan büyük aşk, kış mevsiminde sona ermiştir. Birbirinin yüzüne bakmayan, arkadaş tayfalarına “tükettik” açıklaması iletilerek bitirilen aşklar, yine bir Bahar’ın gelmesi ile filizlenir. O caaanım köşe yazarları her bahar sektirmeden ilgisiz konularla da olsa sözü “Bahar” ve “Aşk” veya “Bahar” ve “Çiçek”lere getirerek birbirinin kopyası binlerce yazı yazarlar.
Kış’a güz’e düzülmeyen methiyeler düzülür Bahar’a. Oysa bir düşünün. Yaz ayını düşünün mesela. Kumsal da uzanmış dinleniyorsunuz. Sabahtan akşama kadar o şezlonglar da uzanarak yaz mevsimini bitiren insanlar var. Kış ha keza. Sıcacık evinizde kestane kebap yapıp, kedi misali kıvrılıp cama vuran damlaları izleyebilirsiniz. Bahar da ne oluyor bir bakalım. İlaçlar, vitaminler, bitki çayları. Bahar yorgunluğu’dan kırılıyoruz. Bahar virüsü diyecekler de dilleri varmıyor.
- Doktor bey / hanım yani böyle bi kırgınlık, kemiklerim, boğazım. Halsizlik de hiç geçmiyor. Üzerimden kamyon geçmiş gibi hissediyorum.
- Bahar yorgunluğu bu. Mevsimsel.
Bahar ile ilgili klişe tamlamalar bitmek bilmez. Bahar nezlesi, nam-ı diğer Alerjik Rinit en meşhur bahar mevsimi klişelerindendir. Siz “ağaçlar çiçek açtı, bahar geldi” diye sevinirken bir elinde selpak bir elinde kör bıçak kavak ağaçlarına saldıran insanlar gördüm. Bizzat ben, bir grup kavak ağacının karşısında nöbet tutarak askerlik görevimi yerine getirirken, üzerime yağan polenlerden nefes alamaz hale geldiğimi ve hüngür hüngür ağladığımı bilirim.
Belki de tüm bu klişelerin varlığıdır baharı en sevilen, konuşulan mevsim yapan. Bir de marjinal fayda teorisi. Kısa sürmesi hatta özellikle son yıllarda artık yaşanmaması değerini yıldan yıla arttırıyor. Öncesinde insanları bezdiren Kış’tan devir alıyor bayrağı ve uzun süren bir mevsim olmadığından tadı damaklarda bırakıp yerini uzun bir Yaz’a bırakıyor.