BAHARDAN


Uçma Hissi
Belli olaylar ya da yılın belli zamanları hayatta bir değişiklik yapmak ya da bir şeyleri yenilemek için insanda bir istek uyandırıyor. Yılbaşı mesela... Her yılbaşında daha iyi bir yaşam için yeni yılda uygulamak üzere bir dizi karar alıyoruz. Her ne kadar yıl içinde bunların çok azı hayata geçebiliyor olsa da bir liste yapmak kendimizi daha iyi hissettiriyor ve belki de bu listeyi yapmış olmak listedeki işleri yapmış olmaktan daha büyük bir tatmin ya da ruh rahatlığı sağlıyor sanki. Çünkü “yeni yılla birlikte yenilenme, hayatında değişiklik yapma” durumu bir zorlama haline gelmiş ve sen de zaten bu baskı ile yapıyorsun listeyi.

Fakat ne zaman ki birkaç ay geçiyor da bahara erişiyoruz, doğa işte bu, gerçekleştiremediğimiz kararlar için içimize bir güç gönderiyor. Yani yılbaşı karar alma zamanı ise bahar yeni kararları uygulamak için içimizde güç bulma zamanı. Baharın öyle zorlamayla filan hiç ilgisi olmuyor. Bazen günlerce üzerinde düşünülüp alınamayacak kararları şıp diye aldırıveriyor bazen de kim bilir hangi yeni yılın listesinden kalmış, kararı çoktan verilmiş ama uygulaması yılan hikâyesine dönmüş kalemleri gerçekleştirebilme gücü dolduruyor içimize. Yani yapılacaklar listesi bir tür bahar temizliği… İşte o yüzden pat diye istifa edebiliyor insan hep aynı rutin işleri yapıp durduğu ve zamanın ya da aslında hayatının elinden kayıp gittiği işinden. İş söz konusu olduğunda ayrılıklar kolaylaşırken insan ilişkilerinde de buluşmalar kolaylaşıyor sanki. Baharın sıcaklığını teninde duyan kim kendini biraz âşık hissetmemiştir ki? Bahar bir şeyleri kolaylaştıran bir katalizör sanki. Yoldan çıkarıyor, yola düşürüyor, yolundan ediyor… Hepsi mümkün. Şimdi sorsan konuyu güneşin açısından tutup da vücudumuzda salgılanan bilmem ne hormonuna getirecek bilimsel bir açıklaması da olabilir bu hissettiklerimizin ama hepimiz için daha afili değil mi böylesi? Sade, dolaysız, tek kelime; bahardan!

Esinti ile güneşi aynı anda ve tam kararında bulma mevsimi. Bir bankta sırtını güneşe verip bahar sıcağına gönüllü teslim olarak vücudu eklem eklem gevşetme vakti. Hele de bu bank İstanbul Boğazı’nda bir yerlerde ise ve erguvanların parlak, ışıklı, taptaze bir mora boyadığı boğazın iki yakası, hele hele de Rumelihisarı civarındaki cümbüş, insana kendini başka bir alemin kapısında hissettirebilir. Artık o kapıdan girip girmemek de sizin baharın kışkırtmalarına ne kadar kandığınızla ilgili bir durum. Yani bu güneş başka güneş. Bir yandan ısıtıp gevşetip bir bankta yayılmaya davet ederken diğer yandan kalk, harekete geç, durma diye dürtüp duruyor.

Bütün kış evin sıcaklığına kanmış ve kendini düşük devirde çalıştırmış vücut hızlanmak istiyor. Kışın yeterince çalışamamış ayaklarda, bacaklarda bir hareket isteği baş gösteriyor, özgürce ve hamlayana kadar yürümek istiyorlar. Güneşin büyüsüne kapılan bünye gezmek istiyor, görmek istiyor, neresi olduğunu bilmiyor ama gitmek istiyor. O hep ortamlarda konuşulan interrail olayına girmek istiyor, yıllardır tatlı sohbetlerin favori konusu olup bir türlü gerçekleştirilemeyen kız kıza tatil bu yıl artık gerçekleşsin istiyor ya da çiçeği burnunda tazecik sevgili ile içinden faytonlar ve bisikletler geçen bir adada elele ve miskin yürümek istiyor. Hem de bunların hepsini hemen şimdi istiyor ve seni de uygulamaya geçmen için dürtüp duruyor.

Yalnız her ne kadar klişe de olsa her güzel şey gibi bahar da ne yazık ki kısacık sürüyor. O deli mor erguvanlar, kupkuru görünen dallarda başkaldırır gibi açmış manolyalar filan siz daha bahar yorgunluğundan kurtulamadan çekip gidiyor. Bir de bakıyorsunuz ki rehavetiyle, yavaşlığıyla yaz yerini almış bile sahnede. Baharın getirdiği o haylaz, aceleci tavırla harekete geçenler yol almış, hayatlarında o ihtiyaç duyulan yenilenmeye biraz kavuşmuş oluyorlar. Bahar gevşekliğinden kurtulamayıp bankta biraz uzun yayılanların işleri ise yine gelecek bahara kalmış oluyor. O yüzden benden söylemesi; eli çabuk tutmak gerek, duyuyorsanız içinizde bir haylazlık, bir uçarılık bahardan sebep, beklemeden yola düşmek gerek.
ucmahissi@yahoo.com