MUCOUS MASTERPIECE…

Murat MRT Seçkin

Merhaba! Ben Murat MRT Seçkin’in burnuyum… Arada sırada hafif akneli, bir adet leke benli ve olgunlaştıkça inceden inceye tüylenen. Tanıştık işte, memnun oldum…
Bu dergide bana söz hakkı verilmesi sebebi ile çok heyecanlıyım. Dertleri sıkıntıları olan, uzuv diye bir kenara atılan, organların yanında itilip kakılan burunların özellikle alerji sıkıntılarını kısacıkta olsa dile getirmek isterim. Ancak önce kendimden bahsedeyim.
Sahibim ile birebir tanışmam kendisinin ilkokul dönemlerine denk geldi. İlk samimiyetimiz serçe parmağı ve onun o zamanlar pembiş pembiş gözüken tırnağı ile oldu. Yakın gelecekte aşkımızı tüketecek ve sahibimin bana kötü davranışlarda bulunmasına neden olacak felaketler serisinden bihaber mutlu mesut yaşıyorduk. Her akşam yatakta gizlice bana yaklaşan narin parmağının heyecanı ile çoğu zaman kendimi hemencecik bırakırdım. O zamanlar birazcık daha küçük ve çekiciydim.
İlk kabus sinüzit ile başladı. Murat bana hakaretler etmeye, kızmaya başladı. Kendimi engelleyemiyordum. Konuşmak nefes almak istemiyordum. Anlatamadım, tuzlu sular, ilaçlar ile beni engellediler. Tüm bunları umursamak istemesem de en kırıcı şey sahibimin tüm bunları büyük bir istekle yapması oldu. Neymiş başı ağrıyormuş, nefes alamıyormuş. Ben sadece onu taşıyan kişiye ölesiye aşık bir burundum ve ölmek istediğimde yanımda aşkımı da götürmek istedim. Hemen damga vurdular hasta diye… Onların sinüzit dediği benim intiharımdı, ölüm hakkımı elimden aldılar. Bir burun olarak insanların ahlaki kurallarına zorla ve şiddetle uymak tam bir cehennem azabıydı.
Yıllar sonra benim sıkıldığımı düşünerek bana titanyum bir oyuncak hediye etti. Sözde sıkıldıkça onunla oynar hem de başka burunlarında ilgisini çekermişim. Peh peh… Aptalca bir mantıkla beni deliyor ve bundan keyif almamı istiyor. İlk zamanda iltihap ve kötü kokular bırakarak ondan kurtulmaya, sahibimi de bıktırmaya çalıştım, ancak her nedense inatla orada kaldı. Ben her tepki gösterişimde o inatla bepanten krem ile temizleyip tekrar yerine koydu. Size sizin isteğiniz dışında bir şey soksalar ya da saplasalar hoşunuza gider mi?.. Hızmaymış… Zibidi işi bunlar…
Tüm bunlara katlanırken en yakın dostum göz ve geniz ile ortak problemlerimiz oluşmaya başladı. Astım, sinüzit, bronşit derken korktuğumuz başımıza geldi ve alerjik bünyeler kervanına biz de katıldık. Sürekli kaşınan ve hapşıran, hapşırtan bir burun olmak benim hoşuma gidiyor mu sanıyorsunuz? Ben sizden daha şikâyetçiyim, çünkü zaten işin birebir içindeyim. Alerji dediğiniz illet için aldığınız tüm o ağır ilaçlar, iğneler yalan, boş. Dış etkenler dediğimiz bahar organizatörleri, pislik polenler, tozlar ve hepsinin başında tahtında oturan güneş. Benim en büyük hatam sahibimi yanlış seçmekle başladı. Havalar ısınıp güneş çıktığı anda saldırıya maruz kalan bu bünye ile kaderimi çizdim zaten. Neredeyse her aksırık tıksırık kavgasından zararla çıkan ben oluyorum. Üstelik zorla bir kağıt parçası ile siliniyormuş gibi yapılmam da cabası. Oysa ki geçmişin mendillerinin ipeksi dokunuşuna olan özlemimi kimse bilmez.
Alerji berbat bir iktidar gibi varlığımız tehdit eder. Güneş büyük şef olarak tüm toz, börtü böcek ve bitkiyi kendi himayesine alarak siz insanlara saldırır. Bizler her zaman unuttuğunuz vicdanınız olarak sizi uyarmaya çalışırız. Her hapşu sesinden sonra ettiğiniz küfür ve hakâret sizi alerjik yapana değil, aslında sizi korumaya çalışan bilincinize hakârettir. Güneş için varlığınız çoğu zaman tehlikeli bir unsurdur. Zevkleriniz monokromlaşmaz ise alerji sizi bulup tüketir. Keyif alacağın bir Moda kahvaltısını, zehirli bir güne çevirebilir. Uzun süredir beklediğiniz bir öpüşmeyi sümük destekli taaruz ile itici hale getirebilir. Tutkulu başlayan bir ön sevişmenin hapşiiya sesleri eşliğinde içine edebilir. Hayat sizin programladığınız gibi değil efendinizin istediği şekilde gidebilir.
Ancak bazı zamanlarda alerji çetesinin birkaç üyesini kendi safınıza çekme şansınız doğar. Mesela benim sahibimin kolaya olan alerjisi sayesinde otomatikman kola içmeyen bir antikapitaliste dönüşebildim. Arada bunu hava atıp birilerinin gözüne girmek ya da kur yapmak amaçlı kullansak da kapitalizme olan düşmanlığın bu kadar ile olmayacağını geçte olsa anladık. Coca Cola fontlu “anticapitalist” tişörtümüzü de paspas olarak kullanmaya başladık. Yine de bahar ayları bu yasadışı çetenin tüm gücü ile saldırdığı zamandır. Beyine verdikleri bol rüşvet sayesinde önlerinde büyük bir kapı açarlar. Beynin bizlere bahar ayında salgıladığı aptal aşık hormonları hepimizi savunmasız bırakır. Bazılarımız tutulur gider birilerine, bazılarımız yalnızlığın melankolisi içinde bayılır, hüzünlenir, kimimiz de var olan aşklarının farkına varıp bir iki aylığına durumu düzeltmeye çalışır. Bu savunmasız ve kendini bırakmış halimizin rayına oturmasını bekleyen tüm alerji pislikleri hep bir arada taarruza geçerler. Güzel şeyler hep kısa sürer zaten….
Bir burun olarak sürekli kaşıntılı ve ıslak olmanın hiçbir çekici yanı yok. Dalgın anlarınızda burnunuzdan hafifçe çıkan farkına varamadığınız ama sizi rezil edebilen o ıslaklığın, o küçük damlacığın sebebi ben değilim. Güneşli günlerde sizi öyle hızlı hapşırtıp elinizle kapatmaya fırsat bırakmayıp ışık altından sağa sola savrulan salyalarınız yüzünden size iğrenerek gözlerle baktıran da ben değilim. Benim bunları yapmamın tek sebebi sizin binlerce yıl taptığınız, saygı duyup korktuğunuz güneş denen sinsi şey. Yıldızmış, kimi kandırıyorsunuz siz? Güneş sizin ve doğal olarak bizim en büyük düşmanımız. Yaşaran gözlerin, acıyan genizlerin ve her hapşırık sonrası çıkan ağlamaklı seslerin intikâmı eninde sonunda alınacaktır… Alerjiyi hallettikten sonra sıra sizin varlığınıza da gelecek sevgili sahibim… Sahiplerimiz….