önce kediler


Kerem Oğuz
her ne kadar takvim olarak 21 mart resmi bahar başlangıcı olsa da, ben baharın geldiğini panter gibi tıslayan, aslan gibi bağıran, topu top üç beş kiloluk sokak kedilerinin cinsel dışavurumundan anlıyorum ki bu tarihte istisnasız olarak 1 marta tekabül eder. şubat 28 de çekse o sene, 29 da, sanki kediler sadık kalmaları gereken bir takvim varmışcasına 1 mart dedin mi coşuyorlar efendim; “gouuuurrrrr, vuuuaaaaa!!!”. “ne oluyor yaramazlar, nedir bu celallenme!” diyeceğim ama dile gelseler şöyle derlerdi sanırım; “dört mevsim, gece gündüz, aç karın, tok karın ayırt etmeden çiftleşen lanetli bir ırkın mensupları olan sizler, bizim topu topu üç beş hafta süren cinsellik festivalimizden neden bu kadar rahatsız oluyorsunuz?” hayır olmuyoruz rahatsız da, biraz fazla gösterişçisiniz yani, itiraf edin.

farzımuhal, benimle konuşan bu kedi bence haklı. çünkü daha geçen gün birbirlerine kur yapan iki kediyi sessizce izlemek istedim. o kadar büyülü bir anki yani, dişi sokağın bir köşesinde bağırıyor, erkek de sakin ve kendinden emin adımlarla yaklaşıyor fakat dişi böyle koşacak gibi bir hareket yapınca hemen duruyor, o durunca dişi de duruyor fakat erkek tekrar yavaşça harekete geçiyor falan, müthiş bir mücadele var. sokak çok geniş değildi ama kediler küçük olduğundan ötürü dev bir sahnede tiyatro ya da opera izliyor gibi hissettim. birbirlerini deli gibi istiyorlar ama kur yapmadan da olmuyor yani, erkek bak geliyorum diyor, iyi gel de diyor dişi yani ben hâlâ her an kaçabilirim yani serin gel diyor, erkek kulaklarından falan fışkıran hormonlarına rağmen adımlarını yavaşlatıyor, çünkü istiyor yani, gerçekten istiyor falan derken ben nefesimi tutmuş nihayi birleşmeyi göreceğim diye umut ederken tam, iki tane geri zekâlı (muhtemen üç buçuk yıldır evli denyo bir çift) beliriyor sokakta ve erkek insan, erkek kediye tekme atıyor, karısı da gülüyor falan bu duruma. özgürce sevişilebiliyor olmasını mı kıskanıyorlar anlayamıyorum, neden bu kadar geri zekâlı olduklarını gerçekten anlayamıyorum. erkek kedi için yeni bir parametre çıkıyor, tekmeyi savuşturuyor ama göz ucuyla dişiyi de süzüyor, hah dişi hâlâ orada. dişi insan erkek insanı çekip götürüyor, erkek insan mal mal gidiyor ama hâlâ piissstt, kışşşştt falan diye sesler çıkarıyor. neden anlattım bu hikâyeyi evet, az evvel benle konuşan kedi haklı. rahat bırakalım onları...    
 
bu bahar partisinde benim izlemeyi en sevdiğim şey de bu zıplayıp atlayan küçük ninjaların içlerindeki bakir ve bakire kedileri ayırt etmek. edebiliyor muyum bilmiyorum, belki olsa olsa tahmin ediyorumdur... bakir erkek kedi tabii ki bir kere genç oluyor, biraz daha temiz gibi olabiliyor, daha aptal gibi bakıyor... eli boş kalma olasılığı yüksek ve kendileri dönem itibarıyla hem kovalıdığı deneyimli dişilerden hem de rekabet halinde olduğu erkeklerden sağlam sopalar yerken de görülebiliyor. bir daha ki bahar bu kadar kolay teslim olmayacak ama o kesin. bakire dişi kediye ise bir ağacın tepesinde, dalın kendisini taşıyabilecek en ince köşesine kadar çekilmiş, kendisini kovalayan iri kafalı, yüzü yaralı bereli pis erkek kediye saçma sapan tıslarken ve ona zayıf bilekleri ile nafile pençeler atarken rastlayabilirsiniz. bu pençeler bana türk filmlerinde az sonra tecavüzcüsü olacak adama yumruklarının altını kullanarak (soğan ücüğünü çıkarır gibi) saldıran ince kollu, beyaz tenli temiz aile kızlarını hatırlatırlar. maalesef ister türk filmi iziyor olalım ister sokaktaki mart kedilerini, bir hakikat asla değişmiyor, tecavüzcü daima kazanıyor! 
 
son olarak bir de yazı-başlık bütünlüğü açısından erik ağaçlarından bahsetmek istiyorum. böyle beyaz beyaz açıyorlar ya, çok güzel oluyor. bir an önce erik mevsimi gelsin istiyor insan.

 

info@kargamecmua.org