BAHARİ


Nazlı Kalkan
Çok eski zamanlarda, köyün birinde oğlaklarını çok seven bir nine yaşarmış. Her yaz köy ahalisi ile birlikte yaylaya çıkan nine, bir sene zamanı gelmediği halde havanın ısınmasına aldanıp şubat ayının sonunda yaylaya çıkmış. Havanın sıcak olması pek hoşuna gitmiş. Kış ile alay eder olmuş. Kış pek kızmış nineye. Şubatın son dört günü nine ve oğlaklarını öldürmek için kar yağdırıp tipi estirmiş. Nine ve oğlakları çok yorulmuş, çok üşümüşler fakat ölmemişler. Kış daha da hiddetlenmiş fakat gitmek üzereymiş. Mart ayından üç gün istemiş. Üç gün daha tipi savurmuş. Nine ve oğlakları ölmüş. Kış intikamını almış. Şubat ayının son dört günü ile mart ayının ilk üç günü, yedi gün yedi gece fırtına kopmuş. Maarif takvimlerinde bu zaman “Kocakarı Soğukları” olarak yer almış.”
 
Akşam vakti bir kedi kondu pencereme. İki kedi oldular. Üç kedi oldular. Dört kedi oldular. Akşam vakti oradaydılar. Gece de oradaydılar. Sabah oradaydılar. Akşam yine oradaydılar. Anladım. Oradaydılar. Kovdum hepsini. “Gidin başka yerde eğleşin,” dedim. Emir kullarıymış. Bahar takviminde âdet yerini bulsun diye böyle yapıyorlarmış. Sanki onların da çok hoşuna gidiyormuş. Martın sekizini dokuzuna bağlayan gece Hacı Leylek’le konuştum. Kediler haklıymış. Hacı Leylek de keyfinden gelmemiş buralara. Gece otursun da, “Leylek Fırtınası”nı kopartsın da, leylekler fırtınayı duysun da gelsinler diye uğraşıyormuş. Âdet yerini bulsun. Takvimin gücüne gitmesin.
Ağaçlara su yürümüş iki gün evvel. Hacı Leylek anlatıyor. Can erik yiyorum. İkram ediyorum. Mesai saatleri içinde bir şey yemezmiş. O anlatırken katır kutur yiyorum erikleri. Anlattıkça ağzım ekşiyor. Tükürüğüm kenarından akıyor. Hacı Leylek bahar takviminden bahsediyor.
Arap Devenin Karnından Çıktı”
Hava ısındığı vakit böyle söylermiş ahali. Fakat Arap’ın devenin karnından çıkması öyle kolay olmazmış. Mart ayı geldi diye şubatın cilvesine aldananlar “Kocakarı Soğukları”na yakalanırmış. Şubatın yirmisekizi ve martın onaltısında havaya ve suya düşen cemre insanı yanıltmasınmış. Cemrenin toprağa düşüşü için martın yirmisekizini beklesinlermiş.
Erikler çekirdekleriyle karışıyor. Hacı Leylek anlatıyor. Ben merakla bekliyorum. Cemre düştü ya şimdi ne olacak?
Cemrenin toprağa düşeceğini duyan çaylaklar semada dans ederlermiş. Öyle ki “Çaylak Fırtınası” derlermiş adına. Çaylakların gelişinden bir ay sonra kırlangıçlar geri gelirmiş. Kırlangıçlar geldiği vakit bahar soğuk hava estirirmiş. Kırlangıçların geldiğini duyan bülbüller hazırlığa başlarmış. Nisanın beşine kadar yerlerini alırlarmış. Bülbülün sesi duyulur olurmuş.
Çiğnediğim erik ağzımda asılı kalıyor. Hiç durmadan hareket ediyor toprak ve çocukları. Duruyorum. Çenem vazgeçiyor hareket etmekten. Hacı Leylek anlatıyor.
Bülbülün sesini işiten Yörükler yaylalara çıkarmış. Yörüklerin yaylaya çıkması ile bahar bir cilvesini daha gösterirmiş. Nisanın onaltısına dikkat etmeliymiş. Nisanın onaltısını onyedisine bağlayan gece şiddetli bir soğuk gelirmiş. Yayla ahalisi bütün büyük baş hayvanları ağıllarında tutarmış. Şiddetli soğuk büyük baş hayvanları dahi öldürebilecek cinstenmiş. Bu sebepten “Camış Kıran” fırtınası derlermiş adına.
Sitte-i Sevir Kapıyı Çevirir”
Camış Kıran’ı atlatanlar artık havanın sıcak kalacağını sanmasınlarmış. Bahar cilve yapmaya doymazmış. Camış Kıran’ın bir hafta ötesinde altı günlük bir soğuk hava gelirmiş. Öyle ki; altı günün her saati bir devirmiş. Gün günün, saat saatin sözünü dinlemezmiş. Az zaman evvel sıcak olan hava birdenbire soğuyuverirmiş.
Dişlerim kamaşıyor can eriğin ekşisinden. Çekirdeğine değdiği vakit sızlamaya başlıyor. Hacı Leylek sabahleyin güneş içinde olan günün, öğleden sonra neden grileşip yağmur yağdırdığını açıklamadı hâlâ. “Kırkikindi,” diyor birden. “Kırk ikindi sürecek.” Sabah çok sıcak olan hava, “Kırkikindi” etkisinde kırk gün boyunca öğleden sonra dolu bile yağdırabilirmiş. Tedbirli olmak gerekirmiş.
Topladım götürdüm erik tabağını, çekirdeklerini attım. Bir bardak su içtim. Bir çarpıntı vuruyor göğsüme. Bu ne bahar? Nasıl bahar? Bahar geldi der hafif ince giyiniriz. Arada bir de hava soğur, ısınır falan... Şimdi ne gerek vardı bu kadar şeyi öğrenmeye? Hacı Leylek anlıyor neye telaş ettiğimi. Hiç bozmuyor. Devam ediyor anlatmaya.
Hıdrellez Kamçısını Vurmayınca Kapıda Yatılmaz”
Mayıs aylarında fırtına isimleri çiçek adlarıyla anılırmış. Mayısın başında gelen “Lale Fırtınası” da gelecek çiçeklerin habercisi olurmuş. Lale Fırtınası havanın soğumasından ziyade lalelerin en uygun şartları buldukları için her yerde görülebilmesine işaret edermiş. Lale Fırtınası’nın ardından “Çiçek Fırtınası” ile her yeri çeşit çeşit çiçekler sararmış. Çiçeklerin kokusunu duyduğu vakit Hıdrellez’e hazırlansınlarmış. Renkler ve güzel kokular sararmış ortalığı. Çiçekler dans edermiş. Bademin en taze haliymiş. Kekiğin en yeşiliymiş.
Hacı Leylek anlattıkça zihnim yoruluyor. Uyuşukluğumdan usanıyorum. Hacı Leylek anlatmaktan vazgeçmiyor.
Havada Bulut Yok Göstere’yi Sel Aldı.”
Mayısın onaltısında filizlere hava atarmış bahar. Tam da söz söyleyecek olan filize soğuk rüzgâr estirirmiş. Filiz baharı affetse de kırılıverirmiş durduğu yerde. Söz söylemez olurmuş. Bahar son cilvesini ağaç dallarına, üzüm engirlerine yaparmış. Öyle ki; dallar kırılıp savrulurmuş. Birden soğuyuverirmiş hava. Yağmur yağdırırmış. Mayısın yirmisinde gelen “Engir Kıran Fırtınası”ndan korkmalıymış. Zira kar dahi yağabilirmiş.
Hacı Leylek müsaade istiyor. Peki Engir Kıran’dan sonra ne oluyor? Ahali bağlara göçermiş. Böylece yaz mevsimi gelirmiş. Hacı Leylek baharı anlatmaya söz vermişmiş. Zamanı gelirse onu da anlatırmış. Giderken belki uğrarmış.
Hacı Leylek’i pencereden uğurladıktan sonra masanın üzerindeki bahar konulu kompozisyona takılıyor gözüm.
İlkbahar, kış ile yaz mevsimleri arasında yaşanan bir dönemdir. Farklı yarım kürelerde farklı dönemlerde yaşanan İlkbahar mevsimi, ülkemizde Kuzey yarım kürede 21 Mart-22 Haziran tarihleri arasında gözlenir.”
 

 

nazlikalkan8@gmail.com