Bruno ve Ergenlikte Aşk


Cüneyt Kaşeler
Ben kızlardan yana zaten umutlu olmadığı için hiç umutsuzluğa kapılmayan insanlardanım. Çirkinim dediğimde “Yoo, değilsin,” diyenlere bazen şu cevabı veririm; “Kendi ölçütlerime göre çirkinim.” Bazen sadece gülümserim cevap olarak.

Aslında bu bir kompleks ise ergenlik dönemlerinden kalma bir kompleks. Kendi kendimize olmadı yani. 13-14 yaşına gelene kadar saçımı bile taramazdım, hatta aynaya bile bakmazdım. Geçenlerde aklıma geldi oturduğumuz binada sıcak su haftada iki gün akardı, dolayısı ile çarşamba ve cumartesi yıkanırdık, kısacası pis yaşamışız yıllarca. Gülecekseniz ama ben yıllarca sabah duş almadan yaşadım, sabah duş almak ıslanmak anlamına gelirdi bana. Ne zaman ki İngiltere'de yaşamaya başladım, benim dışımda herkesin sabah duş almadan çıkmadığını gördüm, fabrika ayarlarımı değiştirdim. Sabahları duş almaya başladım 15 senedir sektirmedim :)

Neyse, 13 yaşına gelene kadar erkekler arasındaki güç dengesini bozan şeyler ya topun sahibi olmak ya da güçlü olmaktı. Güçlü olan ve topu olan her zaman maçta oynardı (Ne kadar güçlü olursanız olun, miskette kaybedince bir daha geri alamazdınız. Kumar borcu namus borcudur!!). Ne zaman ki kamışa su yürümeye başladı, biz etraftaki kızların adam olmadığında kaleye geçmek dışında işe yaradığını keşfettik, işte o zaman onlar da kendilerindeki gücü keşfetti. Aramızdan bebek yüzlü ya da parası olanları seçmeye başladılar. Ben doğduğumda bile bebek yüzlü değildim, yani manita olaylarına 1-0 mağlup başlamıştım.

Bir gün bir kız yanımda dururken bana “Cücü senin burnun büyük,” demişti, ben de “Cücü sensin, burnum da sana girsin,” demiştim. Ama eve gidip aynaları doğru ayarlayınca burnun büyük olduğu tescillenmişti. Oldu mu sana 2-0 (Burun genetik olarak Peter Sellers'in kopyası, babamdan geçmiş).
 
Para desen o dönemde kredi kartı da olmadığı için; “Niye üzerinde hiç para olmuyor?” diye sorduklarında yokluk dışında başka hiçbir sebebi olmayacak kadar ciddi bir eksiklik. Oldu mu sana 3-0.
Gel de çıkart bu golleri.

 
Aşk hayatında olduğu gibi, mahalle maçlarında da hep ben kaleciydim. Yani giren hep bana idi. Golü takım olarak yeriz en büyük yalandır; golü hep kaleci yer ve acısı ondan çıkar. Neyse, ben de o yıllarda madem öyle, çay söyle dedim kendi kendime.
Yazlıkta bizim sitede durum sakindi. En azından bizim sokakta fire yoktu. Kimse bir kızla çıkmıyordu. Biz enerjimizi kavga ederek, top oynayarak atıyorduk. Bizim sokağın lideri konumundaki çocuk aşık oldu bu arada, kız denize sıfır binada oturan zengin bir ailenin kızı idi ve güzeldi. Bizim reis ona aşık olduğunu açıkladığında benim için hava hoştu, beni ilgilendirmiyordu kız. Beni o dönemde Erich Van Daniken'in yazdığı Tanrıların Arabaları ilgilendiriyordu. Acayip korkuyordum ama okumadan da duramıyordum. Bende şöyle etkileri oluyordu:

 
Ya Silivri Şeytan Üçgeni varsa diye tutturduğum iki hafta denize girmemek. Ya da bir gece yatarken duyduğum konuşmaların uzaylılar olduğunu düşünerek ev halkını ayağa kaldırmak ve o seslerin o dönemde popüler olan telsiz konuşmaları olduğunu öğrenmek.
 
Yazlıkta siyah beyaz ufak televizyonumuz vardı ve o televizyondan radyo dinlebiliyordu. Polis radyosunda her gün bir albümün tamamını çalarlardı ve Man At Work'ten Bussines As Usual benim en sevdiklerimden biri idi . Diğeri de Talking Heads Little Creauters idi. Bussines As Usual'den “Down Under” favorimizdi ama ben İngilizce bilmediğim için o şarkıyı tuparillo rillo rillo diye dinlerdim. Şarkı isimleri ayrı ayrı söylenmediği için grubun adını, albümün adını biliyordum. Ama albümü alana kadar şarkının adını Tuparillo olarak biliyordum. Bizim site de tabi ki aynı şekilde. Aralarında tek müzik dinleyen ben olduğum için otorite sayılırdım ve kimse beni sorgulamazdı. Televizyondan kaset çalara yaptığım mühendislik harikası kablolarla albümü kasete çekmiştim. Kumsala kaset çaları götürür diğer insanların şaşkın bakışları arasında tuparillo rillo rillo diye zıp zıp zıplardık. Kaset çaları götüremediğimiz zamanlarda bizim mucit Cemal, Falco'dan “Rock Me Amedeus” şarkısını kendi uydurduğu sözlerle söylerdi. Bizce Falco'dan daha güzeldi.

Neyse bizim reisin hoşlandığı kız otomatikman bizim namusumuz, yengemiz olmuştu. İçimizden biri sürekli kızın bizim reise uygun olmadığı yönünde negatif propaganda yapıyordu. Bu iş olmaz bu kız sana göre değil şeklinde. Sonunda sıkı araştırma sonunda kıza kendisin aşık olduğunu ve bu yönde çalışma yaptığını öğrendik. Kendi mafya ceza yöntemimizle, bildiğimizi ona söylemeden, akşam üstü balığa çıkıyoruz diyerek elemanı kayığa aldık. Açıldıktan sonra hava kararınca elemana durumu tebliğ ettik, mayosunu alıp denize attık. Geri döndük, sonra da kızlara haber verip elemanı kumsalda bekledik. Yalvarmaları sonucunda iki saatin sonunda bir havluya sarılıp çıkmasına izin verildi. Karizma bitmiş, yanlış yapanın cezası verilmişti.
 
Konunun bundan sonraki ayrıntılarına girmeyeceğim, reis kızla çıkmaya başladı. Yazın büyüsü, yanmış ten, hep aynı insanları görmenin verdiği alışkanlığı aşk sanma nedeni ile o iş olmuştu. Arada yaşanları geçelim, nasıl bittiğini anlatarak sonlandıralım.
Okulların açılmasından önceki gün, son pazar günü göçmen kuşlar gibi yazlıkçılar geri dönerler. Bizim arkadaşın ailesinin çok eski bir arabası vardı ve genelde bozulurdu, iterek çalışırdı. Kızın ailesinde son model bavyera aslanı vardı. Bizim arkadaş gün boyunca stresli idi. Kızın ailesi ile bir an önce gitmesini istiyordu, böylece yolda, trafikte bir araya gelmezlerdi. İnadına kızın ailesi de ağırdan alıyordu o gün. Arkadaşın ailesi arabayı, Hindistan'la ilgili fotoğraflarda ağzına kadar dolu sağına soluna eşyalar bağlanmış arabalar gibi, yükledi. Anneannesi, babaanesi dahil olmak üzere arabaya doluştular. Biz onları yolcu ettik. Tam beş dakika sonra kızın ailesi yola çıktı. Sonradan arkadaşın anlatığına göre siteden E5’e bağlanan yol üzerinde araba stop etmiş. Anneannesi, babaannesi inmiş arabadan bizim arkadaş da itmeye başlamış. Kızın ailesi yanlarından geçerken bizim arkadaş umarım görmezler diye umut ederken babası kızın babasına selam vermiş, arabadaki herkes bizimkilere bakmış. Tek söz bile edilmeden ayrıldılar.

Bizler mayolu iken herkesin eşit olduğu bir dünyada mutluyduk. Ama gerçek dünya her türlü giydiriyordu bize... Ama ucuzları bize, fiyakalıları diğerlerine. Benim kız arkadaşım oldu mu diye mi soruyorsunuz o sene? O kızın yüzünden adım Bruno'ya çıkmıştı, gerisini siz doldurun derim ben...
 
 
 

 

ginola71@gmail.com