A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | meraklısına

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/31/3430" target="_blank" class="twitter">twitter

meraklısına


Zekeriya S. Şen

Hammond B3
Tarihten bir enstrüman… 30’lu ve 70’li yıllar arasında üretilen bu kullanışsız, hantal, bir org havası veren enstrüman, ebatlarına rağmen birçok rock, soul ve blues müzisyeni tarafından zamanında tercih edildi. Özellikle sintesayzır döneminin öncesi yüksek ses skalası ve çok yönlülüğü sayesinde birçok sanatçı tarafından “müziğin özü” olarak lanse edildi. Bir hoparlörü olmadığından genellikle kendisi kadar hantal olan LESLIE adı verilen bir ton hoparlörüne bağlanarak çalınan enstrüman, Bob Dylan’ın “Like a Rolling Stone”undan Yes ve Emerson, Lake & Palmer’a kadar sayısız sanatçının üretiminde yer aldı. Zamanında müzisyenleri oyuncaklarının ebatlarına veya hantallığına kanmayıp işlevine daha çok önem verirdi, oysa şimdi…


Neumann U47 
1949-1965 yılları arasında Georg Neumann tarafından seri olarak üretilen Alman mikrofonu. Kısa bir süre içerisinde özellikle ses temizliği ve sıcaklığı ile birçok sanatçının vazgeçilmezleri arasına girdi. Hitler’in Nazi rejiminde üretilmiş ilk modelden geliştirilmesine rağmen herkes tarafından benimsenen mikrofon özellikle Frank Sinatra’nın demirbaşlarından biriydi. Sanatçı hiçbir konsere Neumann U47’si olmadan çıkmazdı. Hatta sanatçı biraz daha ileri gidip mikrofonuna “Teddy” takma adını vermişti. Zira bu mikrofonlar Amerika’da Telefunken tarafından pazarlanmaktaydı. The Beatles bu mikrofonun bir ileri modeli olan U48’i Abbey Road kayıtları süresince kullanmıştı. Söz konusu mikrofonun günümüzde çok ileri modelleri olmasına rağmen stüdyo ekipmanlarına tutkulu olanlar hala U47’yi tercih ediyor.


Müzik Ataları 
Her şeyde olduğu üzere müziğin de ataları var. Her tarzın bir çıkış kaynağı yol göstereni patikaları arşınlayanları var. Aşağıda bunlardan sadece birkaçını sizler için hortlattık…

Funk’ın Ataları: James Brown / George Clinton / Bootsy Collins / Lee Dorsey
Grunge’ın Ataları: The Pixies / The Replacements / Neil Young and Crazy Horse / Hüsker Dü / Killing Joke
Hip-Hop’un Ataları: DJ Kool Herc / Afrika Bambaataa / Grandmaster Flash / Grand Wizard Theodone / Gil Scott-Heron / The Last Poets / Amiri Baraka (aka LeRoi Jones)
Metal’in Ataları: The Jeff Beck Group / Black Sabbath / Blue Cheer / Cream / Led Zeppelin / Steppenwolf / The Yardbirds
Punk’ın Ataları: Richard Hell / The MC5 / The Monks / The New York Dolls / Iggy and the Stooges / The Velvet Underground
Soul’un Atası: Ray Charles / Solomon Burke / Otis Redding / James Brown


Hipgnosis 

Albüm kapakları her zaman müzik kavramında önemli bir yere sahip olmuştur. Aramızdan bazıları bu konuda oldukça iddialı ve takık olduğunu da belirtmekte fayda var. Bu kulvarda ilk öne çıkan şirket ise Hipgnosis adında Storm Thorgerson ve Aubrey Powell tarafından kurulan şirket olmuştur. Şirket özellikle Pink Floyd'un Dark Side of the MoonMoreWish You Were Here ve Led Zeppelin’in Houses of The Holy gibi albüm kapaklarını dizayn etmesi ile tanındı. Tasarım şirketi daha sonra birçok 70’li grubun albüm kapaklarını tasarladı ve sessizce sahnelerden çekildi…


Robot Rock 

Tek kelime ile Alman; kendilerini elektronik müziğin atasının haricinde aslında Robot Rock tarzının babası olarak gören Kraftwerk adlı robotik oluşum, altmışların sonlarında Düsseldorf’ta kuruldu. Ralf Hütter ve Florian Scheneider adlı sanat öğrencileri tarafından kurulan ekip hiç şüphesiz elektronik pop müziğini geniş kitlelere sunan ilk ekip. Özellikle 1974-1981 yılları arasında çıkarttıkları Autobahn, Radioactivity, Trans-Europe-Express, The Men Machine ve Computerland adlı albümleri ile müzik tarihine geçti. Germen ekip tek tip klişe mum görüntüleri, kısa saçları, hareketsiz model kılıklarıyla bir oyuncak gibi kendilerini lanse etmekten de çekinmediler. Kendi köşelerine çekilen ekip dönem dönem yeni üretimler vermenin yanı sıra bol bol canlı performanslarda boy göstermeye devam ediyor ancak hiçbir zaman oyuncak dünyalarından taviz vermiyor…


Tinnitus 
Birçok rock sanatçısının muzdarip olduğu nam-ı değer “çınlayan kulak” sendromu. Yüksek volümde sahnede veya kulaklıklarda dinlenen müziğin yaratmış olduğu bu sendrom aynı zamanda müzisyen hastalığı olarak da bilinir. Tinnitus’un en meşhur hastalarından biri Who grubunun Pete Townshend’i, zira sanatçı arttık konserlerinde kulaklık bile takma ihtiyacı duymuyor. Söylenenlere göre ise her konser sonrası inanılmaz çınlama acıları çekiyor. Bu hastalığın pençesinde cebelleşen bir diğer ünlü ise eski Cumhurbaşkanı-Saksafoncu Bill Clinton’mış…
 

muzik@tikabasamuzik.com