A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | PLEASE ME BILLY SHEARS

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/31/3423" target="_blank" class="twitter">twitter

PLEASE ME BILLY SHEARS


Utkan Çınar

Ve sonunda The Beatles albümleri çoktaan hakettikleri muameleyi gördüler. Eylül ayının başında tüm katalog elden geçirilmiş (remastered) halde tekrar yayınlandı. 13 albüm ve Past Masters. Orijinal kapaklarıyla. Hem mono hem stereo. Bunu belki de herkesden önce hakeden grup herkesden sonra kavuştu. (Ki aynı saatlerde The Stone Roses’ın 1989 debütü de aynı muameleyi gördü. Led Zep gibiler ‘90’ların ortasında bu şansa kavuşmuştu.) Apple’ın yediği küfürler biraz azalacak olsa da, kızgınlık kolay bitmeyecek. Daha düne kadar Beatles’ı 1987 aktarımlarından dinlediğimizi düşünürsek sanırım tepkiler haksız değil. Ha bir de Rock Band kafası var ki, Cobain’in başına gelenleri (Cobain’e Bon Jovi söyletebiliyorsunuz!) gördükten sonra pek bizi ilgilendiren bir konu değil.
 
Neyse pozitif bakalım. Olmuş. Gitarlar oldukça temiz. Baslar yüklü. Ve asıl önemli olan 1965 öncesi albümlerdeki temizlik. Bazı remaster’larda sorun olan anti-gürültü müdahalesine ise çok az başvurulmuş. 525 dakikalık müziğin sadece %1’inde. İlk dönemlerden sadece 4 şarkı stereoya çevrilememiş. Neredeyse tüm vokalleri (geri / ana), kimin ne söylediğini ayırdedebiliyorsunuz; armoniler çok net. Bazen kulaklarınıza inanamıyorsunuz, George Martin’in önünde eğiliyorsunuz. Ve günümüzdeki yüzlerce ünlü grubun Beatles cover’larıyla dolu albümler çıkardığının farkına varıyorsunuz. ‘65 sonrası dönem ise daha ince iş gerektiriyordu haliyle. “A Day in the Life” ve “Come Together”da (hele nakarat, post-punk gitarları gibi lan) ilk defa dinliyor hissine kapılmanız bile mümkün. Aslında tüm katalog için bunu söyleyebiliriz. The Beatles obsesiflerinden olmasak da, hiç bir referansa sahip olmadan sound konusunda, şarkı yazımında bu kadar ileri görüşlü olabilmeyi becerebilmiş ve bunu bu istikrarda yapabilmiş kaç grup sayabiliriz ki? Sonuçta “Tomorrow Never Knows” diye bir örnek var elimizde. Ya da “Because”, ya da “Strawberry Fields” ya da “In my Life” ya da “The Inner Light” ya da… (obsesif miyim lan yoksa!?)
 
Bu olayın başka bir önemi ise hem yeni nesilleri hem de kendi kuşaklarımızın The Beatles’ı albüm mantığıyla değerlendirebilecek olmaları. Dürüst olmak gerekirse, ‘80’ler The Red ve The Blue Album, ‘90’lar da Imagine soundtrack’i ve Anthology sayesinde öğrendi onları. Oysa ki onların müziğini değerlendirmek için, Revolver’ın, Rubber Soul’un, Sgt. Peppers’ın, The White Album’un ayrı ayrı tadına varabilmek çok önemli. Ya da “Revolution 9”, “I Am The Walrus”un ne anlama geldiğini bilmek için. Ve ister McCartney’ci olun ister Lennon’cu hatta Harrison’cu (ne demekse) hepsinin ne kadar yetenekli vokalistler olduğunu görmek ruhunuzda bir rahatlama hissi yaratacaktır kesinlikle. Zati alinizin tüyleri hâlâ diken diken açıkçası.
 
O yüzden ne yapıyoruz ediyoruz, albümler olsa bile bu remaster’ları bir şekilde ediniyoruz. (Mp3 olarak değil ama anladın sen onu; flac diye bir şey var.)  Sonra oturup ayine başlıyoruz. Yılın belki de son bilmem kaç yılın en önemli müzik olayına kayıtsız kalmıyoruz.
 
Unutmadan bu arada The Beatles “yeni muameleli” haliyle 30 Ekim’de Karga’da. Tek atış, kaçırmayın deriz.

khgv@hotmail.com