A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Demirspor

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/31/3420" target="_blank" class="twitter">twitter

Demirspor


Kerem Oğuz
İşçi kökenli ve sol görüşlü taraftara sahip olan Adana Demirspor ve Livorno'nun Adana'da dostluk maçı yapacağı haberi, son yıllarda semirmiş bir canavar haline gelen endüstriyel futbol gerçeğinden sağlam tokatlar yiyen futbol romantiklerini oldukça heyecanlandırmıştı. Bu romantikler arasında nacizane kulunuz ben ve bir avuç arkadaşımı da sayabiliriz. Heyecanlı romantikler olarak bu futbol şölenine katılmanın bir yolunu aradık ama malesef bulmadık. Maça katılamamamızın sebebi emekçisi olduğumuz endüstrilerin patronlarından izin alamamaktı. Gerçi diyalektik burada basıp gitmeyi emrederdi ama o kadar tşk ben ve diğer romantiklerde malesef yoktu. Böylesi bir maçı televizyondan verecek tşk da memletin ulusal kanallarında olmayınca bu şölenden uzak kaldık. İlk etapta bu çok üzücü gerçekle yüzleşmek zor oldu. Maçtan sonra okuduğumuz haberlere bakınca ise “Acaba gidemediğimiz daha mı iyi oldu?” diye düşündük. Neden mi? Orarısını biraz sonra söyleyeyim. Önce taraftarlığı seksen liraya forma almak ve bunlar gibi diğer şeylerden ibaret sananlar için Demirspor-Livorno maçı hakkında bir kaç küçük bilgi verelim
Adana Demirspor, demiryolu işçileri tarafından kurulmuş, haliyle “sol görüşlü” bir taraftar profiline sahip bir futbol klübümüz. 4 Eylül Cuma akşamı dostluk maçı yaptığı Livorno da aynı kökene sahip ve taraftarın gerçek anlamdaki sol duruşu ile ve çok kısıtlı bütçeye rağmen İtalyan SerieA'da rekabet etmesi ile romantik futbolseverlerin biricik aşkı.

Livorno taraftarının yalandan değil de “kemik gibi” duruşu ile ilgili olarak bir iki küçük örnek verelimki konu daha iyi anlaşılsın.

Irak'ta Nasıriye'de ölen 17 İtalyan askerinin anısına bütün maçlarda saygı duruşunda bulunulurken, Livorno kale arkası köşesinden (Kurva)On, yüz, bin Nasıriye!’ tezahüratı yükselmişti. Tepkilerini Bunlar işgalci askerlerdi. İtalya'da her yıl 1500 kişi iş kazasında ölüyor. Onlar için niye devlet töreni düzenlenmiyor?* diye açıkladılar.  

Elbetteki takımın efsane ismi Cristiano Lucarelli'den bahsetmesek olmaz. Kendisi Torino'da gollerine ve roket hızıyla yükselen kariyerene rağmen aldığının belki onda biri bir ücrete köklerine, Livorna’ya dönüp takımını birinci lige çıkarmış, formasının altına giydiği Che tişörtü ve sol yumruk şovları ile İtalya Milli Takımı'na bilinçli olarak veda etmiştir. Böylesi bir “paranız sizde kalsın” tavrı, girişte belirttiğimiz gibi, en kuvvetli zamanlarını yaşayan endüstriyel futbol devrinde görülmüş / görülecek bir tavır değildir. Memlektimizde aranan, bir çok kişiye yakışan ama nedense hepsinin de üstünden düşen “adam gibi adam” kıyafeti, Lucarelli'ye cuk oturur.

Velhasıl kelimenin tam anlamı ile sol görüşlü bir futbol takımından bahsedeceksek eğer, o takım bu Livorno'dur ve Demirspor taraftarlarının uzun bir zamanda başarıyla geliştirdikleri iyi ilişkiler neticesinde kendilerini memleketimizde de ağırlama fırsatı bulduk. Peki beklediğimizi bulduk mu, işte burası zurnanın zırt dediği yer. Benim bazı şüphelerim var şahsen. Basında maç sonrasında kebapları götürürken gördüğümüz Lucarelli ve tayfasının maç sırasında yaşanan “Güler Zere'ye özgürlük” pankartının kaldırılması sırasında çıkan olaylar hakkında ne düşündüklerini gerçekten merak ediyorum. Araştırdığım kadarıyla bu konudan büyük bir ihtimalle bihaberler. Maçta ne olduğunu bir kere daha hatırlayalım;
Maç sırasında kale arkası tribününde “Güler Zere’ye özgürlük” pankartı açıldı. Acar polisimiz (aksi düşünülemeyecek bir hızda) pankarta müdahele etmek istedi. Tribün direndi. Fakat devamında kolluk gücü sayısı arttı ve diğer tribünlerin de ruhani desteğini arkasına alan polisimiz bir zafer daha kazanarak pankartı indirdi.
Öncelikle sadece yerel güvenlikçilerimizin değil, UEFA’nın da pankartlar konusunda çok hassas olduğunu, Çarşı’nın kullandığı anarşinin “A” sına dahi tahammülleri olmadığının altını çizelim.
Tribünlerin kimlere ait olduğu, UEFA ve yerel güçlerin nerede durmaları gerektiği apayrı bir yazı konusu. Adana'da olan ise bambaşka bir durum.

Bakınız, heryerde Che posterleri. Enternasyonel söyleniyor. Bu arada kale arkasındaki şimşekler gurubu “Güler Zere'ye özgürlük” pankartı açıyor. Bu pankart “bir insan hakları talebini” dile getiriyor ve böylesi bir maçta dahi bu talep destek bulamıyor. Malesef ki tribünlerin geriye kalanının pankarta karşı omuz omuza verip pankartı açanları “dışarı” davet etmesi tek bir manaya geliyor; terör örgütü üyesi birisinin insan hakları olamaz. Burada anlaşılmayan şey şu; Güler Zere terör örgütü üyesi olabilir. Ne örgütü ne de kendisini sevmek ve desteklemek zorunda değilsiniz. Ama Zere de özünde bir insandır ve çok ağır bir kanser hastasıdır. Tedavisini ya da Allah gecinden versin, son günlerini hasta yatağında huzurla geçirmesi en temel insanlık hakkıdır. Bu temel hakka tüm insanlığın saygı göstermesi beklenir. Bu hakka saygı göstermeyen insanlar hep aksi bir sitemin, ezen bir sistemin yanında saf tutmuş olmanın ne demek olduğunu, ancak sıra kendilerine geldiklerinde anlayabilirler. O zaman da merhamet gösterecek bir anlayış bulamayacaklar.

Diğer yandan en azından Livorno’yu ülkene davet ettiysen, her yani Che bayraklarıyla donattıysan, burada doğru tarafta durmayı başarmak zorundasın. Che ete kemiğe gelip tribünde belirseydi yapılanın hesabı nasıl verilecekti bilemiyorum...

Acaba Lucarelli kebap yerken birisi ona gidip o gün tribünde olanları anlatsaydı, misal kendisine ikramı yapanlar arasında Zere için pankart asanları yuhalayanlardan bazıları da olsaydı... Yine afiyetle yiyebilir miydi? Nedense aklıma Hababam Sınıfı’nda “hastir pezevenk” diyen İngilizce öğretmeni geldi. Hiçbir şeyden haberi yoktu hani... Lucarelli olanları bilse, kendisini kandırılmış hissetmez miydi?

Hayır ben feci şekilde öyle hissediyorum da...

* Tanıl Bora ; http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=4154 evrandir@gmail.com