A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | MEZARLIK OYUNUNDAN BİR KESİT…

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/31/3413" target="_blank" class="twitter">twitter

MEZARLIK OYUNUNDAN BİR KESİT…


Burak Bayülgen

Çocukların oynayacak başka oyunları mı yok? Birinde kare Ed Gein, birinde döper Jeffrey Dahmer var. Seri Katil Oyun Kartları sadece yüzleri gösteriyor, yaşam hikâyelerini çocuklar uyduruyor.
“Benim elimde 2 Karın deşen Jack var…”
“O zaman arttırıyorum…”
“Kim sendeki?”
“3 Ed Gein…”
“E anlat da dinleyelim…”
Ve çocuk başlar uydurmaya:
Ayrılır mezarın başından. Elleri doludur. Söylediği üç cümleyi Tanrı’ya havale eder. Bir kez daha adım atacaktır oraya. Varsın ölen ölsün çünkü yorgundur. Mezar taşları da onun kadar yorgundur ama uzun ömürlüdür. Geride uzanan toprak yollar ise kısa...
Beş adım attıktan sonra çoktan kat edilmişlerdir bile…
Zincirler kırılmıştır, döşeme yastıklarının yeniden tozu alınmış ve kanepenin üzerine konmuşlardır. Bir deri bir kemik kalmış yüzünde yeniden bir maske vardır. Bayan Townhill’in yüzüdür bu. Dikiş makinesi iyi iş çıkarmıştır…
Elbiselerini kimse giymek istemez ucuzluk reyonlarında. İpek kumaş nasır kokuyordur. Pervasızca sorar fiyatı kaça diye ama yanıt alamaz. Asla alamamıştır. Bedava olsun ister…
Kemikten parmağa aile yadigârı zümrüt bir yüzük takılmıştır. Onu alır kasasına koyar. Ancak yıllar sonra bulunur bu yüzük yeniden. Kime aitti hatırlayamaz: “Bayan Townhill’in öyle bir yüzüğü var mıydı? Yoksa Bay Woodstock mu takıyordu o yüzüğü. Neyse, zaten benim oldu…”
Daha hatırlayamadığı çok şey vardır: “Bıyıklıydı sanırım. Hatta keçi sakalı bile vardı. Yoksa yok muydu? Neyse, zaten yok artık…”
78 model kamyonetine atladığı gibi bir bira devirir. Bahşiş verir. Zaten sohbet etmiştir:
“Yalnızlık sıkmıyor mu seni?... Seni bildim bileli yalnızsın…” demiştir Alice.
“Sıcak bir çorba yapanım olmadığı için, evet, haklısın. İyi de evin önünden kimse geçmez ki… Sorma bana böyle sorular…”
Yalnızlığı sevmiştir hep. Çorbasını da kendi pişirecek denli sıhhatlidir. Ama evet, doğrudur: Çiftliğin önünden kimse geçmez.  
 
***
Poker oynamaz, zar tutmaz eller –ah kırılasıcalar- kahve fincanına kenetlenmiştir. Sıcak sütlü ve bol şekerlidir.
Neyin tadı süt gibiydi acaba? Evet, evet Martha Ockeghem’in sütü…
Bebek ağlıyordur annesinin arkasından. Kocası Stuart Ockeghem beşiği sallarken yanan ateşin alazında görür o yüzü. Ertesi gün kamyonetine atlayıp o kuş uçmaz kervan geçmez evin önünde duracaktır. Bir kürek darbesi yüzüne… iki üç tekme. Hayır, hayır, o yüzü dağıtmak yetmez. Uçuracaktır. Boynunu kıracaktır. Porselen takımlarındaki lekeleri tek tek inceleyecektir. Ve duracaktır. Gözleri nemlenecektir:
“Sevgili Martha’mın butları bunlar…”
Midesi kalkacaktır. Kusacaktır porselen tabağa ve onu hışımla duvarda parçalayacaktır. Kim bilir, belki de kırık parçayla boğazını kesecektir. Ama bebek ağlıyor evde. Dönecektir hiçbir şey yapmadan…
Kahve bitmiştir. Evin yolu gözükmüştür. Mezarlığa uğramak için çok geç oldu. Prangalar, kelepçeler bu akşamlık bekleyecekler. Hazımsızlığına da iyi gelir biraz dinlenmek.
Ve Bayan Dowlandler, Bayan Jasmineler uyuyordurlar mezarlarda yıllarca el değmeden. Ölünün bile ertesi günü belli değildir. Hatta bir saat sonrası bile…
 
***
Boks maçı, milli piyango ve reklamlar gecenin nemlendiricileridir. Çerez arar bu dolgun eller. Plaklar raflarda dizilmiştir ama pikabın iğnesi kırıldığından dinlenemiyordur. Pikabın iğnesi şimdi dikiş iğnesi olmuştur. Hatırlar evvelsi günden kalan yırtıkları ve bir aşağı, bir yukarı dikiş diker bu eller. Çerez isteği unutulmuştur. Ertesi gün askılığa yepyeni bir ceket asacaktır; rengârenk bir ceket… “Made of Human”… O yüzden o gece biraz yoğundur: bir aşağı, bir yukarı, bir aşağı, bir yukarı…
 
Ve çocuklardan biri lök diye istifra eder. Oyundan diskalifiye olur çünkü yüzü sapsarı olmuştur ve evinin yolunu tutar…
“Oyunun içine etti. Daha Ed Gein’e dayanamadı concon…”
“Senin elinde ne var?” der diğer çocuk.
“3 Peter Sutcliffe”
“Başla anlatmaya o zaman… Benim midem dayanıklıdır”

burakbayulgen@yahoo.com