A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Başarı Çirkin Bir Laftır

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/31/3404" target="_blank" class="twitter">twitter

Başarı Çirkin Bir Laftır


Viktor Pilatan

(neo-arabesk didinme)
 
Bu hasret beni yakan. Her şeyi yapardım onun için. Kendimi sıfırlardım. Ama belki sonsuzdum. İçimde kaybolan o olurdu. Şüphe duyduğum bu değil, gözlerinin arkasında, belki çok uzaklardaki bencillikti, paranoyasını yaşadığım. Kötü olabilir miydi? Beni hiç umursamamış olabilir miydi? Hiç açık konuşmazdı ki benle. Hep anlamamı beklerdi. Bense uykumda debelenir, sessiz yardım çığlıkları atardım. Onun için nelere karşı koyduğumu bilmezdi ki. Ama anlatsam da olmazdı. Utanırdım. Napayım çok sevmiştim o harika kulaklarını, burnunu, bir insanın sahip olamayacağı kadar bilge bakan, huzurlu, güzel gözlerini. Okşamıştım hep Tanrı vergisi yumuşak tüylerini. Çok sevmiştim bir ineği. Anlamış mıydı acaba gerçekliğini?
 
Üzerinize afiyet ilk çıktığında şu BBG denen yarışmayı pek severdim. Bütün bu “izleme”, “ront” fetişi bilimselliğinin yanında benim için Ben Bilirim’den veya Riziko’dan farkı yoktu. Tanımadığın onca lavuk ve kıçı başı açık hatunla o kadar ay aynı evde kalmanın ne kadar zor olduğunu tahayyül edemiyorum. Ki ben şu odada tek başıma kalabalıktan bayılmak üzereyim. Neyse. İşte ilk defa orada duydum “oynamak” kelimesinin o kullanımını. Orada oynamak, aktörlük kelimesine atıf şeklinde kullanılmaktaydı. Yüzde yüz olumsuz anlamda “Oynuyor.” Yani olmadığı (olamadığı değil) biri gibi davranıyor ki daha çok oy kazansın. Yani insanların sempatisini kazanacak biri gibi davranıyor. E tamam. Bu neden kötü bir şey ki? Kötü bir şeyse evlilik mesela kötü bir şey değildir belki. Ya da yeni insanlar tanımak saçmalıktır.
 
Sevgili Gregory House’un en büyük yanlışlarından biridir insanların değişemeyeceğini düşünmek. Bu diyalekte hatta neredeyse tüm psikoloji ve felsefe yorumlarına aykırıdır. İnsan iyi olmaya doğru gitmek zorundadır. Evrim burada işlevseldir. Güzellik öğrenilir. Hayat gayesidir. Üst insan ne kadar iyimser bir tabir olarak dursa da, yarışa aynı çizgiden başlayamadığın sürece geçmiş olsun. Zevkli yanı da vardır, Dünya Kupası’nda Trinidad Tobago’yu gönül rahatlığıyla desteklersin. Bu nedenle herkes oynamalıdır. (Zaten ne demiş atalarımız: “Biz biliyoruz da mı oynuyoruz?”) Antremandır olduğun gibi olmaya, göründüğün gibi görünmeye. Ha benim gibi çıkıntılar çıkabilir. Nedir? Çok yorulur, sıkılır, total özüne dönmek için bazı şeylere fazla yatkınlık gösterir. Sonra zaten bir arada zor duran ve sonunda kopan kayışları birbirine tutturmaya çalışırken oyununu gösterebileceği insanların arasından cımbızla çekilir.
 
Oyunun algılanış durumundaki sorun “kaybeden” tabirini barındırması belki de. Ne biliyim bana kötü gelmez aslında “kaybetmek”. Kazanınca daha çok utanırım. Kaybedince bir sakinlik kaplar içimi. Belki alışkanlıktandır bilemem. (acındırma yapmıyorum lan, yüzdeye vursan herkesin kaybetme yüzdesi daha fazladır. Şöyle düşün her 100 metre yarışında 1 kazanan ama 7 kaybeden vardır.) Ama işte şu içine doğduğumuz sistem maalesef, o gerzekçe kullanılan “hayat oyunu” tabirini de yüklenerek, her alanda kazananı-kaybedeni belirlemeyi en önemli amacı haline getirmiş durumda. Kazanma dürtüsünü (ve dolayısıyla hilekârlığı) kahrolasıca sosyal darvinizm körükler. Yaşam bir oyun alanı olmamalıdır. Oyun masumiyetini kaybetmiştir. (ulan darbeci general gibi konuşmaya başladım.) Toplumda seçilim kuralları hakim olmamalıdır. Aslında bir şeylere karşı çıkıp isyan ederken belki bunu düşünmek lazım. Çünkü misal benim istediğim insanlar yönetime gelse ben kazanan olamam. Kaybedenle takılmayı yeğlerim. O kadar aydır bahsettiğimiz rock’n roll da bu zaten. Hırs, başarı, kazanma gibi kavramlar zatialinizce pek çirkin bir konformizmi işaret eder. Maalesef herkes de bunu sever. Oysa ki yeri gelince pes etmek utandırmaz, zekâ ve mantık belirtisidir.
 
Eğer oyun tamamen bunların üstüne kurulu bir şey olsaydı misal “güzel oyun” futbol bu sene Real Madrid ve Barcelona arasında oynanacak maçlardan ibaret olurdu. Oysa ki iki sokak yandaki ilkokulda kola kutusuyla yapılan maçta da güzel paslaşmalar yapılıyordu. Kazananı kaybedeni olmuyordu. “Skor” ulvi bir anlama sahip değildi.
 
Madem değişim bir sel ve karşısında duramıyoruz. Bari yönünü iyiye doğru çevirelim. Bunu yapabiliriz bence.
 
Her şeyin sonunda suçluyorum. “Oynuyorsun.” Yüzde yüz olumsuz anlamda. Olmaya çalışmadığın, umursamadığın kadar iyi görünmeye çalışıyorsun yazdıklarında, düşündüklerinde, söylediklerinde. Bunları söylemeliyim ki titreyip, kendine gelesin. Çünkü dikkat et, gerçek değilsin.
 
Böyle bir durumda ne yapılır bilmiyorum.
Yine de imkânsızı istiyorum.
Gittiği yere kadar.
Kazanana kadar.

kendihayat@gmail.com