A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Al Gülüm Ver Gülüm

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/31/3401" target="_blank" class="twitter">twitter

Al Gülüm Ver Gülüm


Kerem Erol

Filmden oyun, oyundan film yapımı, diğer bir deyişle, hadi para kazanalım…

Neden arkeolojiye gönül vermedim ki? Balta girmemiş ormanlarda saklı tapınaklara girebilir, yüzlerce bubi tuzağından kurtulup som altından heykelcikleri müzeme kazandırabilirdim. Veya neden radyoaktif bir örümcek tarafından ısırılmadım? Yüksek dozda gama radyasyonuna maruz kalıp sinire bağladığında yeşeren ayı gibi bir adam pekala olabilirdim. Gücü kullanmak istiyorum ama sabırlıyım, varsın genç bir padawan olarak başlayayım hayata, yavaş yavaş dönüşeyim usta bir jedi’a. Legolas’ın karizması niye bende yok ki? Son derece dingin bakışlarım ve altın sarısı saçlarımla görmüş geçirmiş bir ölüm makinesi olmayı hak ediyorum. Eğer varlarsa ben de geceleri vampir avlamak isterim. Hafiften vampir kanı taşımak da bozmaz beni pek, ama gündüz gezen olma şartıyla tabii. İçinden motor çıkaran zırhlı arabalar kullanabilirim, yükseklik korkum var ama maksat kötüleri alt etmekse uygun kalitede bir pelerin ve doğru teçhizatla çatılardan aşağı süzülebilirim. Süper kötü olmak da kulağa yanlış gelmiyor, çeşitli el kol hareketleriyle metalleri falan bükebilseydim ben de bir iki tanka kafa tutabilirdim, en azından bir banka soyardım.
 
Formülün bu kısmını çıkardınız sanırım. Filmlerden oyun yapmak içimizdeki çocukların paralarını çarçur edebilecekleri bir kapı yaratmak sadece. Henüz çocuk olma haklarını koruyan ve etrafındakiler tarafından çocuk oldukları kabul edilen küçük bireyler için bu kapı daha da geniş. Küçük oyuncaklı çocuk menüleri, Wolverine mataraları, Sünger Bob sırt çantaları, Örümcek Adam pijamaları, Arabalar konseptli çocuk odaları hep aynı zihniyetin ürünleri. Kolay değil, dev prodüksiyonlar yapılmış, milyon milyon dolarlar harcanmış, baştan aşağı dünyalar hatta evrenler yaratılmış, bunların hepsi birkaç hafta vizyonda kalacak, sonra bir veya birkaç çeşit DVD’si çıkacak, epey sonrasında şifreli veya ulusal bir kanalda kendisiyle aynı sürede reklam barındıran haliyle televizyonda gösterilecek bir film için fazla büyük emekler. Sütünden, kılından yararlanmak lazım. Hem bu oyunlar yapılmazsa kim öğrenecek kılıç kullanmayı, kırbaçla kirişlere tutunup ordan oraya atlamayı? Karanlık salondaki koca perdeye fazla yakın duranlar için bu oyunlar, filmin içine girip kahramanla karakter anlamında aslında ne kadar benzediklerini düşünenler için.
 
Bir de tersi var bunun tabii, çok satan bir oyunun filmini yapmak. Bana hep sevimsiz gelmiştir bu tür projeler, sanırım siz de katılırsınız. Nedendir bilinmez, bu tür işler peşinde koşanlar düzgün bir senaryodansa görsel efektlere ve aksiyona yüklenirler. Kötü oyunculuklar, saçma diyaloglar, mantıksal boşluklar, havada kalan finaller, oyun kökenli filmlerde bolca çıkar karşımıza. Bana kalırsa gerçekten bir film yapmaktansa, oyunu başarılı kılan atmosferi filme aktarmaya fazla yoğunlaşmalarından kaynaklanıyor bu durum. Zaten bu yüzden de en iyi uyarlama senaryo dalında bir tane aday görmüyoruz oyun-film emsallerinden. Mark Wahlberg de The Departed’daki rolüyle Oscar alırken, Max Payne karakteriyle sadece para kazanıp itibarını zedelemekle yetiniyor.
 
Şu ana kadarki kariyerini ilgiyle takip ettiğim Jake Gyllenhaal (Donnie Darko, Jarhead, Zodiac), yılların oyun serisi Prince of Persia’nın ilk filmi Sands of Time ile sinemalarda boy gösterecek. Her zaman ki gibi filmin iyi olacağına dair ince bir umut taşıyorum, gidip göreceğim de. Ama aslında biliyorum salonu yine buruk terk edeceğim. Tıpkı Resident Evil gibi, ya da Mortal Kombat gibi, Hitman gibi, Tomb Raider gibi, Silent Hill gibi, Alone in the Dark gibi. Hepsi başarısız ama örneklere her gün yenileri ekleniyor hepsi de sağlam gişe yapıyor. Sıkı durun sıradaki projeleri sayıyorum; Tekken çekildi geliyor, Blood Rayne’e bir devam filmi daha yapıldı (bu üçüncüsü), Return to Castle Wolfenstein çekiliyor, Area 51, Broken Sword, Halo, Onimusha filmleştirilmek için sıralarını bekliyor.
 
Bu demek oluyor ki eğer oynuyorsak seyrediyoruz. Bence çok normal, en azından kendini bir oyunda Legolas’ın yerine koymak kadar normal. Saatlerini geçirmişsin bigisayarın veya konsolun başında, Max Payne sensin artık, git bir bak bakalım seni kim oynamış, becerebilmiş mi gibi bir his var olayın içinde. Hatırlıyorum da Doom’un filmine berbat olduğunu bile bile girmiştim. Filmde beni mutlu eden tek şey, finale doğru esas oğlanın gözünden öznel çekimle patır kütür yaratıkları indirdiği ve FPS (first person shooter) duygusunu beyaz perdede doyasıya yaşattığı iki dakikalık sekanstı.
 
Sonuç olarak film prodüksiyonları büyüdükçe oyunlarını oynamaya, oyunlardaki görsel ve işitsel kalite arttıkça da filmlerini seyretmeye devam edeceğiz. Alın size öngörü, çok uzak olmayan bir gelecekte de hepimiz filmlerde oynayacağız...

keremerol@hotmail.com