A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Hangi Memleket?

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/31/3387" target="_blank" class="twitter">twitter

Hangi Memleket?


Nurgül Polat

Serkan Taycan’la yine bir fotoğraf sergisi vesilesiyle 2000 yılında tanıştığımızda, ikimizde henüz öğrenciydik. Serkan, Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği’nde okuyordu. O zamanlar yeni yeni başladığı fotoğraf macerasını, aradan geçen 9 yılda bu kadar ileriye götüreceğini hatta bu işi meslek olarak benimseyeceğini, tanıştığımız zamanları düşününce, aklımın ucundan bile geçirmezdim. Kaldı ki, gün gelecek bir sergisinin açılışına gideceğimi, bu yazıyı yazabilmek için sonrasında randevulaştığımız bir günde oturup fotoğraf ve onun “Memleket” sergisi üzerine saatlerce konuşacağımızı söyleseler asıl buna hiç inanmazdım.

9 sene birçok insana uzun bir zaman gibi gelebilir. Ama nedense bana Serkan’ın okuduğu üniversiteyi bitirip, 2004’te İsveç’te Nordens Fotoskala’da belgesel fotoğraf eğitimi alıp, İsveç Malmö Müzesi, St. Petersburg Rusya Ulusal Fotoğraf Merkezi, 9. Uluslararası İstanbul Bienali Misafirperverlik Alanı, Karşı Sanat Çalışmaları, İstanbul Fotoğraf Merkezi, KargART, K2 Sanat Galerisi gibi birçok yerde fotoğraflarının sergilendiğini, “Memleket” adlı son projesiyle de Fransa’nın Vendome şehrinde,  Promenades Photographiques Foto Festivali’nde “Türk Mevsimi” kapsamında, Türkiye’nin dünü ve bugünü  başlığı altında, genç bir bakış olarak Türkiye’nin bugününü temsilen, Ara Güler ve Marc Riboud ile birlikte yer aldığını öğrenince, bir insan bu kadar kısa sürede bu kadar başarıya nasıl ulaşır diye düşünmeden edemedim. Serkan anlattıkça, bu işe gerçekten gönlünü vermiş olmasından başka bir açıklama bulamadım kendime. İstisnalar illa ki vardır ama işini severek yaptığı, sürekli ürettiği ve takdir gördüğü ortada…


Açılıştan sonra yurtdışına gideceğinden dönüşünde buluşuyoruz. Yazıyı daha yazamadan öğreniyorum ki yine yurtdışındaymış. Sürekli oradan oraya fotoğraf peşinde koşuyor. Son kişisel sergisi “Memleket”teki fotoğrafları da memleketin birçok yerinden zaten… Sergi, ait olduğu yeri bulmak üzere yola çıktığı soruların sonucu ortaya çıkmış. “Nerelisin?” diye sorulduğunda çoğumuz doğduğumuz yeri söyleriz. Daha eskiler, kendileri orada doğmamış olsalar bile babalarının doğduğu yere ait olduklarını düşünürler ve öyle cevap verirler. Hatta daha da abartıp, dedelerinden, onların babalarına kadar ulaşıp, bir soyağacı dizenler bile olur önünüze. Gaziantep’te doğup, İstanbul’da üniversiteye başlayana kadar Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde yaşamış olan Serkan, işte bu sorunun doğurduğu “aidiyet” duygusunu bulmak için düşmüş yollara…


İki yıl boyunca çocukluğunda ve ilk gençliğinde yaşadığı şehirlere geri dönerek ait olduğu yeri bulmaya çalışmış. Her gittiği şehirde, kendine ait bir şeyler bulsa da araya hep, geçen zamanın getirdiği mesafeler girmiş. Gittiği şehirlerin içine girip tamamen oralı hissedememiş Serkan. O nedenledir ki, sergisinde yer alan fotoğraflarda hep bir mesafeden bakıyor konuya. Çocukluğunda saatlerce yüzdüğü havuzdan, sonrasında basketbol oynadığı sahaya kadar çoğu fotoğrafında bir boşluk ve terkedilmişlik duygusu var. Ve bir de konuyla kendisi arasında uzak bir mesafe… Fotoğrafları çekerken kadrajları hep göz hizasında. Ne yukarıdan ne aşağıdan bakıyor mekânlara ve insanlara. Kendini bir tutabilmek için. Bir iki kare dışındaki, tüm portreleri, orada bulunduğu yaşıyla aynı yaşlarda figürler kullanarak çekmiş. Tabii portrelerin önünde durduğu fonların da ayrı bir anlamı var Serkan için.

 
İki yıl süren bu yolculuk boyunca, bir sürü anıya, arkadaşa, hâlâ o şehirlerde yaşayan aile fertlerine ve kendini bu şehirlerdeki insanlarla ve mekanlarla özdeşleştirme çabasına rağmen ait olduğu “tek” bir yer bulamamış Serkan. Sorduğumda, bir çırpıda kendisini en iyi hissettiği yerin “İstanbul” olduğunu söylüyor. Kendini ait hissettiği yer ise; yok. Çünkü çocukluğundan beri tek bir yer için “ bizim oralarda” diye cümleler kuramamış. Bir süre yaşamak için gittiği bir şehrin geleneği onun benimsediği tek gelenek olamamış. Dolayısıyla da yaşadığı tek bir yere ait hissedememiş kendisini.
 
Yeni projelerinin arasında memlekete yakın coğrafyalara da gidip bir anlamda “Memleket” projesiyle yola çıktığı “aidiyet” duygusunun sadece yaşadığı memleketle sınırlı olamayacağına değinmek istiyor. Coğrafi konumlarının birbirine çok yakın olması nedeniyle sadece ülke sınırlarımız içindeki coğrafyada değil, çevresindeki coğrafyalarda da kendisine tanıdık gelen ve yakın hissettiği şeyler olduğunu söylüyor.


Promenades Photographiques Foto Festivali’nde “Memleket” sergisinin açılışında, iki Fransızla aynı masada muhabbet ederken, Fransızlardan birinin dedesinin Gaziantep’te doğmuş bir Ermeni olduğunu, diğerinin dedesinin de, İstanbul’da yıllarca Moda’da yaşayan bir Musevi olduğunu öğrenmiş Serkan. Ermeni dede, büyük olasılıkla doğduğu yerde ölmek ve oraya gömülmek istediği için ülkesinden sürülmeden önceki gece yatağına yatmış ve bir daha uyanamamış. Biraz fıkra gibi olacak ama kendilerine Fransız diyen iki kişiyle, Türk diyen bir kişi, Fransa’da “Memleket” adlı sergide karşılaşmış ve tüm bunları konuşurken dünyanın ne kadar küçük olduğunu ve aslında çoğumuzun aynı yere ait olduğumuzu ya da hiçbir yere ait olmadığımızı düşünmüşler.
 
Dillerimiz ve dinlerimiz aynı olmasa bile gittiğimiz birçok ülkede kendimizden bir şey bulmaz mıyız? Çoğuyla, adları farklı telaffuz edilen aynı yemekleri yer, aynı içecekleri içeriz. Farklı edalarla aynı dansları eder, farklı şivelerle aynı şarkıları söyleriz. Saçımız, göz rengimiz aynıdır bazılarıyla…

nupolat@hotmail.com