A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Bienal’in Faydaları

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/31/3385" target="_blank" class="twitter">twitter

Bienal’in Faydaları


Lale Altunel

İstanbul Bienali, ülkemizin gezegendeki sanat ortamına dahil olması açısından oldukça önemli bir hareket olsa da, pek çoğumuzun anladığı ve beğendiği eser sayısı, öylesine ince bir süzgeçten geçirilerek seçilen onlarca eserin içinde bir elin parmaklarını geçmez. Bu durumun başlıca sebeplerinden birinin kültür farklılığı olduğunu düşünüyorum. Bir eseri beğenmek demek, onu sevmek, sanatçıyı yanlış bile olsa anlamak demek. İlle sanatçının tam olarak ifade etme çabasında olduğu konuyu değil, kendinden de bir şeyler katarak, bir anlama ulaşabilmek demek.

Aynı şekilde 11 Ekim’e dek Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat Galerisi’nde devam edecek olan Olga Chernysheva sergisi de dürüst olmak gerekirse beni ne şaşırtan, ne hüzünlendiren, ne eğlendiren ne de başka bir duygulanıma iten, hak verdiren eserlerden oluşmuyor. Tamamen başka bir dünyanın, Rusyanın dilinden, anlık sahneler sunuyor. İzlerken nelere dikkat etmek gerektiğini sergi kataloğundaki René Block ve Anders Kreuger metinlerinden anlıyoruz. Chernysheva tek bir fotoğraf karesi ile de vurgulanabilecek durumları, ritmini bozmadan hikâyenin akıcılığı ile gösteriyor. Karşılaştığım, her ne kadar bazı örneklerini hatmetmiş olsam da Rus edebiyatı geleneğine sadık kalarak üretilmiş video ve fotoğraf sergisi olunca anlamakta güçlük çektiğimi saklayamam. Ancak 1980’de ucu ucuna yetişebildiğim dönemin Türkiye’sinden izler taşıyan bir sergi gezdiğimde yabancılığın verdiği tedirginlikten uzak, anladıklarımdan, duygularımdan emin bir şekilde, hem kendimi hem de karşılaştığım işi irdeleyebildim. 17 Ekim tarihine kadar Outlet Sanat Galerisinde görülebilecek sergi ziyaretçileri fazla zorlamadan, ‘darbe’ kavramı ile yüzleştiriyor.

Bunun gibi pek çok sergi İstanbul’da hemen hemen aynı hafta içinde açılış yaptı. İstanbul Bienali’nin en hoş etkisi bu oldu bana kalırsa. Birden evlere şenlik bir halde data bankımıza işleri doldurduk. Ben çok az bir kısmını gezebildim. Ancak çoğu Ekim’in ilk haftalarına kadar açık kalacak olan sergilerin çoğunu gezmek gerektiği düşüncesindeyim. Aynı zaman diliminde yerli ve yabancı ustaları, genç sanatçıları, peş peşe izleyebilmek insanda hem zihin açıcı bir etki yaratıyor hem de dünyanın gidişatı hakkında farkındalığı arttırıyor. Büyük ihtimalle Bienal’e davetli pek çok yabancı konuk ve sanatçının gezip görebilmesi amacıyla bienal haftasına denk getirilen bu sergiler; hoş, bir o kadar da yorucu bir hafta geçirtiyor.

Mısır Apartmanı’nda İnci Eviner’in videosu ve Hale Tenger’in enstalasyonu mutlaka görülmesi gerekenler. Eviner’in Antoine Ignace Melling'in “Harem” gravürüne getirdiği yorum baştan sona zevkle izlenen bir video. Hale Tenger’in iki büyük dünya ile gerçeleştirdiği yerleştirmesi ise Tenger’e has politik ifadeler içeriyor.

Cihangir’deki Daire Sanat’da da Bienal’e paralel sergiler kapsamında “Yalnızım, Ama” başlıklı sergi 3 Ekim’e dek görülebilir.  Sergi’de Recep Akar imzalı bir video var ki, bana kalırsa görsel açıdan son derece tatmin edici. Yağmurlu bir günde, bir köpek ve bir adam üzerinden yalnızlık bu kadar estetik anlatılabilir. Aynı sergideki Deniz Ünal’a ait  “Sandalye” ise bu bir hafta içinde en çok aklıma takılıp, düşündüren işlerden biri oldu.

Masamın üstünde bir yığın broşür ve katalog birikti. Fakat en çok görmek istediğim sergiye gitme fırsatını bu yazıyı yazmadan hemen önce bulabildim. Santral İstanbul’daki Yüksel Arslan Retrospektif sergisi. İnanılmaz bir adam ve 3 katı dolduran inanılmaz güzellikte eserler. Mart ayına dek açık kalacak sergi ve sanırım ben her ay bir kez tavaf edeceğim bu işleri.
Orta okul, lise yıllarından beri üreten, resim okumayı reddeden, her sabah 3 bardak çayı yuvarladıktan sonra tüm gün çalışmak üzere masasının başına geçen, mezarlık taşlarının altından böcekler toplayıp inceleyen, içine beden sıvılarını da kattığı boyalarını kendi üreten, zaman dışı, asi bir sanatçı Arslan. Belki hayatını Paris’te geçirmenin, orada üretmenin getirdiği bir rahatlıkla, Türkiye’de gerçekleştiremeyeceği kadar açık sözlü ve baskıdan uzak eserleri insanın ruh halini alt üst ediyor. Hayranlıkla karışık bir sarsıntı, özellikle Arture serisinin başlangıcında ve Kapital serisindeki en net hislerim oldu. Hiçbir sanatçı ile karşılaştıramayacağım Arslan sadece zaman zaman Siyah Kalem’in cinlerini, zaman zaman da  H.R. Giger’i hatırlatıyor bana. Açılalı bir hafta olan Bienal’i henüz gezememiş biri olarak, Yüksel Arslan’ı bir an önce tekrar görme planları yapıyorum.

Bayramdan bir önceki gün yolunu tuttuğum galeri kapı duvar olduğu için şu anda devam eden kişisel sergisini göremediğim, ancak önceki işlerini bilen biri olarak, hazır sergisi de varken bahsetmeden geçemeyeceğim bir sanatçı var. 15 Ekim’e dek Çağla Cabaoğlu Galeri’de görülebilecek “Strangely Familiar” sergisi ile Yaşam Şaşmazer. Mecmuanın dosya konusu ile direk alakalı işlerinde sanatçı (en son Aksanat’daki 28. Günümüz Genç Sanatçıları sergisinde rastlamıştık), “Sanat Benim Oyun Alanım!” diyor. Ahşap yontarak, keserek, ekleyerek, boyayarak öyle etkileyici ve teknik açıdan başarılı işler ortaya koyuyor ki, bu çocuk figürlerini ve ellerindeki oyuncakları genç bir sanatçının yaptığına inanmakta güçlük çekiyorsunuz. Figürleri , oyuncaklarını ellerinde öyle bir tutuyor ki, izleyicinin gözünün içine diktikleri gözleriyle, bunların “Hepsi Benim” diyorlar. Gerçekçi figürler değiller, fakat ifadesel ve anatomik etkisi öyle kuvvetli ki insanoğlunun içinde karşı konulmaz biçimde var olan egoyla tereddütsüz yüzleştirebiliyorlar. Konu oyun kavramı olduğunda, bu sergide, hem ele alınabilecek alt başlıkların tümüne rastlayabilirsiniz hem de günümüz sanatında nadir rastlanan türden bir işçilik ile mest olabilirsiniz.

Bence evde ne yapsam diye sıkılmayı beklemeyin hem Bienal’den hem de Bienal’in etkilerinden faydalanın. İstanbul yağmur çamur demeyin, henüz havalar sıcak. Hem gezip tozmak için bahane hem de bu sergiler şahane :)

lale_altunel@hotmail.com